Aynı felaketle karşılaşmamak için geçmişten ibret almalıyız

Kıbrıs Türk halkı olarak geleceğimizin henüz tam olarak belirlenmemesi ve varlığımızın ciddi tehditler altında olması nedeniyle, çok sorumlu ve bilinçli olmak zorundayız.
Emperyalistler ile onların güdümünde olan BM ve AB, adada iki halkı tek yönetim çatısı altında birleştirmek, Türk ordusunu uzaklaştırmak ve ondan sonra da aynı Girit’te olduğu gibi Türkleri bertaraf ederek adayı Yunanistan’a bağlama çabasındadır. 
Halen KKTC’de bazı kişiler; ideolojik saplantılar, geçici maddi çıkarlar, hayali beklentiler ve dayanaksız Türkiye fobisi nedeniyle maalesef geçmişte yaşanan tarihi olaylardan ders almamakta ve bizi ezeli düşman görenlerin arkalarını sıvazlamasına aldanarak, onların tezlerini sahiplenmekte, savunmaktadır.
Kuşkusuz Türk tarafı olarak, Rum halkı ile dostça, samimi işbirliği ve kalıcı barış içinde yaşamaya karşı değiliz.
 Fakat, bazılarının ifade ettiği gibi Almanya ve Fransa’yı örnek almamız, geçmişte yaşanan acılara takılıp kalmamamız ve Rum’la Avrupa Birliği çatısı altında dostça işbirliği yapmamız, teorik olarak isabetli görülebilir. Fakat pratikte samimi işbirliği için, iki taraf da iyi niyetli, dürüst ve istekli olmalı.
Saldırgan ve savaşı başlatan Almanya, mağlup olduktan sonra, suçunu kabul etti; yaptıklarından pişman oldu, mağdur ettiklerinden özür diledi, sebep olduğu can ve mal kayıpları için tazminat ödedi.
Almanya, mağdur ettiği tarafı yalanlarla suçlu göstermedi. Savaş döneminde yaşadıkları ülkelerde Alman ordusuna yardım ettikleri için göç ettirilen soydaşlarının geride bıraktıkları mülkleri için tazminat almadı. 
Öte yandan Kıbrıs’ta 1878-1974 döneminde tüm silahlı olayları başlatan Rum-Yunan ikilisi, gerçekleri ve suçlarını kabul etmemekte, bir de mağdur edilmemize rağmen dünyaya bizi suçlu göstermektedirler.
Bu durumda Kıbrıs Türk halkı olarak, bize yapılan saldırıları, katliamları ve çektirilen acıları dikkate almamamız, Ulusal mücadele tarihimizin okullarda okutulmaması ve yeni neslin öğrenmemesini sağlamamız, Rumların suçlarının aklanması yanında,  dünyaya bizi suçlu göstermesi çabalarının güçlenmesine yardımcı olmaktır. Haklı iken haksız ve mağdur olmamıza rağmen, suçlu olduğumuzu kabullenmektir.
Şimdiye kadar bizim, geçmişte yaşananları ve mağduriyetimizi gündeme taşımaktan kaçınmamızdan yararlanan Rum; yabancılar yanında çeşitli yöntemlerle ve 5.kol faaliyetleri ile Kıbrıs Türk halkı arasından da bazı kişileri etkileyerek ulusal tezlerini benimsetmekte, hatta onların ulusal davasına hizmet etmesini sağlamaktadır.
İşte bu nedenle, TRTK’yı örnek almamız ve çeşitli belgeseller ve yayınlarla geçmişte yaşanan olayları gündeme taşımalıyız.
Gücenmemesi ve bizimle birleşmeye razı olması için, Rum soykırımını kınamamak, sırf Türk oldukları için, kaçırılıp katledilen sivil kadın, yaşlı ve çocukların şehit değil, savaş kurbanı olduğunu ileri sürmek, barışseverlik mi?
Rumların mermilerle delik deşik ettiği Mağusa’daki Sakarya Türk okulunu yıkarak ortadan kaldırmak ve barbarlık kanıtını yok etmek, karşı tarafın suçunu gizlemek değil mi?
Rum gençlerine aşırı milliyetçilik aşılanmasına karşın, KKTC’de yeni nesli ulusal kimliğinden soyutlamaya çalışmak, barıştan yana olmak mı? Yoksa Rum’un yeni neslimizi asimile etmesini kolaylaştırmak mı?
Rum’un silahlanması, askeri anlaşmalar ve KKTC’yi işgal provaları yapmasına tepki göstermemek ve bizi koruyan anavatanın ordusuna dil uzatmak, barıştan yana olmak mı?
Rum meclisinde alınan Enosis kararına destek veren AKEL ile çözüm konusunda işbirliği yapmak barışseverlik, solculuk veya ilericilik mi?
Asılacak tek dalımız olan anavatanımızın desteklediği ve bizim için en güvenli seçenek olan iki devletli çözüme karşı çıkmak ve bize düşmanca davranan Rum-Emperyalistlerin ENOSİS’e sıçrama tahtası olarak kullanmak amacı ile dayattığı federal çözüme takılıp kalmak barıştan yana olmak ve solculuk mu? Yoksa halkımızı Batı Trakya’daki soydaşlarımızın durumuna düşürmeye çalışmak mı?
Geçmişe takılıp kalmamalıyız. Ancak aynı olaylarla karşılaşmamak, güvenli geleceğimiz için, geçmişte başımıza gelen felaketleri unutmamalıyız, yaşananlardan ders alarak daha sorumlu ve dikkat hareket etmeliyiz. 
Rum’un gizlemek gereği duymadığı niyetine rağmen dayanaksız Türkiye fobisi, çeşitli saplantı ve nedenlerle her koşulda Rum’la birleşmemizi savunanlar, yakın geçmişte düşmanın barış teklifine aldanarak teslim olan Endülüs’ün son kalesi Granada, Srebrenitsa, Mora, Girit, Kıbrıs’ta 1963-74 dönemindeki katliamları hatırlatmakta yarar görürüm.
Çünkü ya kendi bindikleri dalı da kesmekte olduklarının farkında değiller ya da hayali beklentilerin etkisi altında onlar da dahil başımıza gelecek felaketleri dikkate almamaktadırlar.

YORUM EKLE

banner471

banner468