Bolluk ve yok oluş

Göbeklitepe’yi görmek için Urfa’ya gidecektik, ama direkt uçak olmadığı için oraya en yakın yer olan Antep’e uçtuk. 

Geziyi, her zaman olduğu gibi, Espasito düzenlemişti. Uçak biletlerini almış, otelleri ayarlamış, hangi lokantalarda yemek yiyeceğimizi tespit etmişti. 
Kiraladığı araba ile yola koyulduk. 
İlk durağımız Fırat Nehri’nin kıyısındaki Birecik kasabası olacaktı. Oraya yirmi yıl kadar önce kelaynakları görmek için çocuklarımla gitmiştim. Kelaynakları Espasito’nun da görmesini istiyordum.  
Göçmen olan bu iri, süpürgesiz uçan cadılara benzeyen kuşlar bir zamanlar bütün Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaygındı. 
Üremek için geldiklerinde Birecik’te gökyüzü kelaynak bulutlarıyla kaplanırmış. Şubat’ın ilk haftasındaki gelişlerini kutlamak için etkinlikler yapılır, kasabada bayram havası yaşanırmış.
1950’lerde bölgede çekirge salgını oldu. Salgını önlemek için yoğun olarak DDT zehri kullanıldı. Renksiz, tatsız ve neredeyse kokusuz bir kimyasal bileşim olan DDT artık bütün dünyada yasaklandı ama o zamanlar her yerde, özellikle tarımda, yaygın olarak kullanılıyordu. 
Çekirgelerle birlikte kelaynaklar ve kim bilir başka hangi kuşlar ve böcekler de yok oldu. Kurtulmayı başaran kelaynaklar o sene yumurta çıkaramadı. Tamamen tükenmelerini önlemek için 1977 yılında iki adet ergin ve dokuz yavru kuş yakalanarak kafese alındı.

Son ziyaretimden bu yana küçük bir kasaba olan Birecik neredeyse küçük bir şehir olmuştu.
Sırtını kayalık bir uçuruma vermiş olan kafes ise bıraktığım gibi duruyordu. Kelaynaklar da hâlâ varmak istedikleri yere onları götürmeye hiç gelmeyecek bir otobüsü bekleyen yolcular gibiydiler.
Yirmi-otuz kelaynak kafesin önünde yeri eşeliyordu. Onları ziyaretçilerden ayıran çite yaklaştığımızda uçup gittiler. Ama nereye giderlerse gitsinler, teneffüs saati sona erdikten sonra hücrelerine dönen mahkûmlar gibi, akşam olmadan kafese geri dönecekler.
Doksanlı yıllarda birkaç kelaynak, genlerindeki göç özelliğini koruyup korumadıklarını keşfetmek amacıyla verici takılarak göçe gönderildi. Suriye, Suudi Arabistan ve Kuzey Afrika civarlarına kadar gittikleri tespit edildi ve göç kabiliyetlerini kaybetmedikleri ortaya çıkarılmış oldu. Fakat gittikleri yerlerde öldüler. O, son göçleri oldu.
“Sayıları azalıyormuş,” dedim, çite yakın bir yerde ahbapları ile oturan bekçiye.
“Üç yüz bir kuş var,” dedi. 
Kelaynakların Türkiye’de doğada nesli tükendi. Sayıları yavaşça artmasına rağmen kafesteki durumları da pek parlak değil. Belirli bir popülasyonun altına düşmüş olan cinsler, ne kadar iyi korunurlarsa korunsunlar eski sayılarına ulaşamazlar.

Uluslararası ölçülere göre, yetişkin nüfusu 250’nin altına inmişse bir cins yok olma tehlikesi altında sayılır. 
Birecik’in yüz kilometre doğusundaki Göbeklitepe’de on iki bin yıl önce avcı ve toplayıcılar tarafından dikilen taş sütunlarda bulunan hayvan kabartmalarından biri kelaynağa aittir. O zamanlar, bugün Harran Ovası olarak bilinen yer, aslandan ceylana birçok hayvanın yaşadığı yemyeşil bir yeryüzü cenneti idi. 
Göbeklitepe inşa edildikten birkaç yüz veya birkaç bin sene sonra insan yerleşik hayata ve tarıma geçti. Ve o cennet içinde yaşayan birçok canlı ile birlikte bir daha geri dönmemek üzere yok oldu. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Yüksel
Mustafa Yüksel - 2 ay Önce

İnsan doğanın yarattığı bir terminatör. Acaba doğa neden insanı DA yarattı? Yeryüzünün cennet olarak kalması için havanlar yeterliydi. Doğa neden intihar etmek istesin ki? Haydi! insanoğlu göreyim seni. Mahcup et beni!

m.şakir
m.şakir - 2 ay Önce

Dinazorların neslini de insanoğlu mu tüketti ? İnsanlara çok fazla yükleniliyor galiba.t

Ege’de Bir Sahil Kasabası
Ege’de Bir Sahil Kasabası - 2 ay Önce

Yıllar önce çocuklarınızla, şimdi de sevdiğiniz kadınla kelaynak kuşlarını görmeye gitmeniz gerçekten şahane! Gidecek imkânı olsa bile kaç kişinin aklına bu kuşları görmek geliyor ki. Sürekli okuyan, doğayı seven, çevreye duyarlı Metin Münir farkı.

Sarp Ege
Sarp Ege - 2 ay Önce

Bir zamanlar " kelaynakların nesli tükenmesin" deyişi çok revaşta idi.

banner456

banner474