Borçlan veya bat

 Türkiye gibi ekonomisi dış borca muhtaç ülkelerin seçim çevresi sadece kendi ülkelerinde değildir.
 
Bir de denizaşırı finans dünyasının meydana getirdiği seçim çevresi var.
 
Erdoğan içerideki seçimi kazandı, ama dışarıdaki durumu parlak değil.
 
Türkiye’ye kredi veren ve yatırım yapan dış finans çevreleri, Erdoğan’a olan güvenlerini kaybettiler.
 
Türk Lirası’nın dolar karşısında erimesi, borçlanma maliyetinin yükselmesi, dış borç ile ilgili risk algısının yükselmesi, sermaye kaçışı vesaire, bu güven kaybının sonucudur.
 
Bu güvensizliği ortadan kaldırmak Erdoğan’ın önündeki en acil sorundur.
 
Dış dünya bekliyor:
 
•    Ekonomi takımında kimler olacak?
•    Ekonomi programının başlıkları nelerdir?
•    Merkez Bankası’nı bağımsız mı bırakacak, yoksa kendi buyruğuna mı alacak?
•    Faiz konusundaki eksantrik düşüncelerinde ısrar edecek mi?
 
Beklentileri karşılamayan cevaplar verilecek olursa Türk Lirası’nın erimesi devam edecek ve krize kapı açılacak.
 
Erdoğan’ın konuşmalarında hiç açmadığı konu, Türk ekonomisinin büyümek için borçlanmaya muhtaç olduğudur.
 
Financial Times’a göre Türkiye, her yıl dışarıdan 200 milyar dolar borç bulmak zorundadır. Bu ihtiyacı doğuran, ülkenin alıp sattıkları arasındaki fark ve eski borçları kapatmak veya faizini ödemektir.
 
Türkiye on yıllardan beri kendi ayakları üzerinde değil, dış borç koltuk değnekleri ile duruyor. Zira tasarruflar yetersiz ve büyük bir cari açık var - ekonomi kazandığı dövizden çok fazlasını harcıyor.
 
Borçlanma kaynakları kurursa Türkiye büyüyeceğine küçülür, borçlarını ödeyemeyeceğini ilan eder ve IMF’ye başvurur.
 
Özetle, borçlanamazsa batar.
 
Erdoğan bu konuyu hiç konuşmuyor, çünkü bu durum onun cafcaflı Türkiye fotoğrafına uymuyor.
 
“Türkiye uçacak” veya “dünyadaki ilk on ülke arasına girecek” derken “tabii gâvurlar borç verirse,” diyecek değil ya.
 
Erdoğan’ın önünde basit fakat yutulması zor iki seçenek var:
 
Ya son birkaç yıldır uyguladığı politikalardan vazgeçer, ekonominin yavaşlamasına ve bozulan dengelerin yeniden kurulmasına olanak verir.
 
Ya da vazgeçmez.
 
Bu halde Türkiye ithalat yapamayacak ve borç ödeyemeyecek duruma düşer ve IMF’in kapısına dayanmak zorunda kalır.
 
“Kırk katır mı kırk satır mı”nın finansal versiyonu.
 
Her sabah birisinin Erdoğan’ın kulağına üç kere şunu fısıldaması gerekir: “Kibirlenme sultanım, senden büyük ekonomi var.” 
 

YORUM EKLE