Bütün şeyler Tanrılarla doludur

Hayret ettiğim şeylerden biri, ormanda veya deniz kenarında yürürken hemen hemen hiçbir zaman kimseye rastlamamaktır.
Şikâyet etmek için söylemiyorum bunu – kimsesiz yerlerde olmak hayatımı yaşanır yapan şeylerin başında gelir ki liste pek uzun değildir.
Bir gözlem olarak söylüyorum.
Birkaç gün önce bir arkadaşımla ormanda yürüyüşe gittim. Bir araba yanımızdan gelip geçti. İçinde bir erkek, bir kadın ve bir çocuk vardı. On on beş dakika sonra aynı araba geri döndü.
Başka kimseye rastlamadık.
Oysa şehirler beton ve sıcakken orman yeşil ve serindi o akşamüstü ve sokaklar insan kalabalığı, araç dumanı ve gürültüsü ile kirli iken orman sessizdi. Ağaçlardan ve topraktan kutsal bir koku alıyorduk. Eşsiz, temiz, insana yaşamaya devam etme gücü veren bir koku veya Kıbrıs dili ile “tütü”.
Antik Yunan’da, insanların birçok tanrıya taptığı zamanlarda, doğadaki bazı mekânlar kutsal sayılırdı. Bazı korular mesela veya ormanların özellikle yeşil ve kuytu bir yeri, bir tapınaktı. Buralara gidenler veya oralardan geçenler için tapınacak bir şeyler konulurdu.
Platon’un (MÖ 427- MÖ 347) ünlü akademisi Atina yakınlarında bir korudaydı.
O zamanlar doğanın insan hayatında değişik bir yeri olmalıydı.
Felsefenin babası sayılan Thales (MÖ 624 - MÖ 546) “Bütün şeyler tanrılarla doludur,” diyordu.
Thales, Sokrates (MÖ 469 - MÖ 399) öncesi feylesoflar arasında bulunan Anaksimandros (MÖ 610- MÖ 546) ve Anaksimenes (MÖ 585- MÖ 525) gibi Türkiye’nin Ege kıyısında bulunan Milet’te doğmuştu. Şimdi bir tabeladan ibaret olan Milet, Antik Yunan’ın en önemli kentlerinden biri idi.
İnsanın mutsuzluğu ve doğa ile arasına koyduğu mesafe arasında bir yakınlık var.
Birçok hastalığın nedeni, insanın doğadan bu kopukluğudur.
Yeşilde olmak özellikle çocuklar için önemlidir.
Bu konuda yazdığım bir yazıda Last Child in the Woods* -  “Korulardaki Son Çocuk” adlı bir kitaptan bahsetmiştim.
Kitap, çocukların sağlıklı yetişkinler olması için doğanın öneminden bahsediyordu.
Kitabı yazan Richard Louv, doğadan - korulardan, ormanlardan, parklardan, ıssız yerlerden - mahrum bırakılan çocuklarda, bir hastalık gibi Doğa Mahrumiyeti Bozukluğu baş gösterdiğini yazıyordu.
Kitabın basıldığı 2005’te, doğa ile iç içeliğin faydaları ve doğadan uzak olmanın zararları hakkında yapılmış 60 bilimsel çalışma vardı.

Geçen sene bu araştırmaların sayısı 700’ü buldu.
Başka araştırmalar haftada iki saat mahalledeki parka kaçmak, ormanda veya deniz kenarında yürümek gibi faaliyetlerin stres ve tansiyon düzeylerini düşürdüğünü, astım, alerji, şeker, kalp ve damar hastalıkları riskini azalttığını gösteriyor. Bu nedenle dünyanın birçok yerinde doktorlar hastalarına “doğada zaman geçirme” reçetesi yazıyorlar.
 Bizim orman yürüyüşümüzde de her zaman olan oldu: Bitirdiğimizde, başladığımızdan daha iyi idik.
 
* Last Child in the Woods, Richard Louv. Türkçesi Doğadaki Son Çocuk ismi ile Tübitak tarafından yayımlanmıştır.

YORUM EKLE