Deneyimlerden ders almalıyız

Kıbrıs Türk halkının güvenli geleceği ve varlığının devamı için 1878’den günümüze yaşanan acı deneyimlerden ders almamız kaçınılmazdır.
Aksi halde aynı felaketlerle tekrar yüz yüze geleceğiz ve bu kez sonuç daha da yakıcı olabilecektir.
İki halklı ve bir çeşit federasyon olan Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde, Türklerle Rumlar arasında samimi işbirliği sağlanmadı ve yaşanan sıkıntılardan sonra çatışmalar çıktı;
Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde yaşanan sıkıntılar: Anlaşmada tanınan hakların kâğıt üzerinde kaldığını, Türklerin veto hakkına sahip olmasının, ihtilafların halledilmesi için oluşturulan Anayasa Mahkemesinin, pratikte etkili olamayacağını göstermiştir;
Rumların Türk halkına karşı silahlı saldırılarda bulunmasına rağmen, Türkiye’nin askeri müdahalesinin 11 yıl engellenmesi, yazılı garantilerinde güvenli olmadığını gösterdi;
1963’te silah zoru ile iki halklı Kıbrıs Cumhuriyeti’ne tek yanlı el koyan Rumlar, yasal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahibi kabul edildi, mağdur edilen Kıbrıs Türkleri de 58 yıldan beri dayanaksızca ve haksızca ambargolarla cezalandırılmaktadır;
Rum tarafının Annan Planı’nı reddetmesine ve Türklerin kabul etmesine karşın, ambargoların dayanağı olmadığını ve kaldırılmasını tavsiye eden Genel Sekreterin raporunun yayınlanmayarak dikkate alınmaması, BM’nin tar taraf tuttuğunun kanıtıdır.
Kıbrıs Türk halkının görüşleri alınmadan, Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa Birliği’ne üye kabul edilmesi, Batılı emperyalistlerin uluslararası anlaşmaları ve ilkeleri kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirdiğini göstermiştir;
1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkan, silahlı çatışmaları başlatan, Türkleri katleden ve göç ettiren, 1974’te Kıbrıs Elen Cumhuriyeti kurduklarını açıklayan Rum tarafının müracaatlarını haklı gören AİHM’in kararlarında tarafsız olmadığı ve emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda karar verdiği görülmüştür;
Mantıki olarak iki halklı birleşik yönetim olan Kıbrıs Cumhuriyeti sadece 3 yıl yaşatılabildiğine ve çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkardığına göre, halen yan yana barış içinde yaşayan üstelik aralarında kan davası bulunan iki halkın yeniden birleştirilmek istenilmesi iyi niyetli bir tutum olamaz.
    Barış harekâtından önce sürekli çatışma içinde olan iki halkın, ayrı bölgelerde kendi kendilerini yönettikleri 1974’ten günümüze barış içinde yaşamaları, birleşmenin sakıncalı,  yan yana iki devletli çözümün daha isabetli olduğunu göstermiştir.
Yaşanan deneyim ve zamanımızdaki gerçeklere rağmen, Rum ve yandaşlarının ENOSİS’e sıçrama tahtası olarak kullanmak amacı ile bize federasyon ve birleşmeyi dayatmaktadır.
 İki egemen devletli bir anlaşmadan sonra, adanın güneyi gibi kuzeyi de Yunanistan’a verilemeyecek, ENOSİS gerçekleştirilemeyecek, Türk halkı boyunduruk altına alınıp Batı Trakya’daki soydaşlarımız gibi ezilemeyecek ve Anavatanımız İskenderun Körfezi’nden de emperyalistler tarafından abluka altına alınamayacak.
2004’te Rum Yönetimi’nin tüm adayı temsilen Avrupa Birliği’ne üye alınmasından sonra yaptığı Yunan başbakanının yaptığı açıklamada ENOSİS’i gerçekleştirdiklerini açıklaması unutulmamalı.
KKTC’de bazı kişi, kuruluş ve siyasiler çeşitli dayanaksız ve mantıksız nedenlerden dolayı Rum-Yunan ve yandaşlarının gizlemek gereği bile duymadığı niyetlerini ısrarla göz ardı etmektedir.
Özellikle dış kaynaklı maddi çıkar karşılığında, Rum ulusal tez ve davasını savunmayı görev kabul edenler; 
Olası birleşik federasyon zemininde bir ara anlaşma yapılmasından, maddi manevi çıkar elde edebileceği beklentisinde olanlar;
Kendi kişisel tercihi ile ve /veya beyin yıkama propagandalarının etkisi altında kalarak ulusal kimliğinden kopmayı ve Rum’un çoğunlukta olacağı tek halk içinde uyduruk Kıbrıslı kimliği altında azınlık olarak yaşamayı kabullenenler;
Çarpık ideolojik saplantıların etkisinde olanlar ve okumadan öğrenmeden, kulaktan dolma söylemlerle solculuğu aidiyet duygusundan soyutlanmak zannedenler, gerçekleri göz ardı etmektedir.
Oysa Türk tarafı olarak geçmişte yaşanan acı olaylardan ders almamız ve güvenli geleceğimiz için tek yumruk halinde egemen iki devletli anlaşmayı savunmalıyız.
Londra Zürih Anlaşması ile kurulan iki halklı Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde ve 1963’ten günümüze yaşanan olaylar, Rum’un, Yunanistan’ın ve uluslararası kuruluşların yazılı anlaşmalara saygılı olmadığını kanıtlamıştır.
Sadece 3 yıl yaşatılabilen Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde Rumların anlaşmalarda Türklerin çıkarına olan maddelerin uygulanmasını engellemesi, yapılacak anlaşmaların sadece kâğıt üzerinde kalınabileceğini gösterdi.
Bu nedenle yaşanan acı deneyimler dikkate alınmalı ve Cenevre’de ortaya konulan iki devletli çözüme odaklanmalıyız.

YORUM EKLE

banner464

banner459

banner455

banner460