banner564

Deniz! Deniz!

19 ŞUBAT 2022

Doğu-Batı çatışması dediğimiz şey yeni değildir. Eski Yunan ile Perslerin (bugünkü adıyla İran’ın) dünyanın bu bölgesinde iki hâkim güç olduğu milat öncesi yıllarda başladı. O günlerin tarihi yazıldığında Yunan, Batı’yı ve “uygarlığı,” Persler, Doğu’yu ve “barbarlığı” temsil eder oldular. 
Antik Çağ’da Yunan şehir devletleri zenginleşince Anadolu’nun Ege sahillerine, Karadeniz ve Akdeniz kıyılarına yayıldılar ve oralarda bugün yıkıntılarını gördüğümüz yüzlerce şehir devleti kurdular. 
Yunanlar Doğu’ya doğru yayılırken Persler de Batı’ya ilerlemekteydiler ve iki inatçı keçi gibi karşı karşıya geldiler. İlki, Perslerin Yunan’a saldırmasıyla Milattan Önce 490 civarında başlayan bu mücadelenin uzun bir öyküsü var.  

Ben bu savaşların Yunan tarihçi ve feylesof Ksenofon’un (MÖ 431-354) Anabasis adlı kitabına konu olan bir kesitini anlatacağım.
Ksenofon, tahta geçen abisi II.Artaxerxes’e karşı ayaklanan Cyrus’un kuvvetlerine katılan on bin Yunan paralı askerden biridir. Cyrus çarpışmalarda öldürülür. Askerler komutanlarını da bir pusuda kaybeder. Bugün Irak’ta olan Babil’in seksen kilometre uzağında bulunmakta ve her yönden saldırıya uğramaktadırlar. Toplanırlar ve Perslerin idam ettiği beş generalin yerine yeni komutanlar seçerler. Ksenofon bunlardan biridir. 

Teslim olmak yerine, savaşarak geri Yunan’a dönmeye karar verilir. 
Ksenofon askerlere şöyle der: “Her kim ailesini görmek istiyorsa cesur bir asker olmalıdır. Kim hayatta kalmak istiyorsa zaferi hedeflemelidir. Kazananlar öldürür, kaybedenler öldürülür. Para sahibi olmak isteyenler girişeceğimiz savaşları kazanmaya gayret etmelidirler. Kazananlar sahip oluklarını muhafaza etmeye devam ederken yenilenlerin sahip olduklarını da alırlar.”
Bu konuşmadan sonra askerler yük arabalarını ve çadırlarını yakarlar ve gereksiz eşyalarını ateşe atarlar.
Ve askerlik tarihinin belki de en ünlü yürüyüşü başlar.  
Mezopotamya, Ermenistan ve Kuzey Anadolu geçilir ve Yunan topraklarına ulaşılır. 
Dağlar, ovalar ve nehirler aşarak ve neredeyse her adımda kendilerini topraklarında istemeyen, bugün artık olmayan milletlerle savaşarak ilerlerler. 
Günde ortalama 25 kilometre yol alırlar. Ksenofon bazen bir haftada 250 kilometre kat ettiklerini yazar. Ele geçirdikleri köyler ve kalelerin gıda ambarlarını ve şarap mahzenlerini soyarak yaşarlar.
Bir yerde kadınlar onlara yakalanmamak için çocuklarını uçurumdan atar, sonra kendilerini kayalardan aşağı bırakır. Onları erkekleri izler.
Bin bir maceradan sonra Karadeniz sahillerine ulaşılır. 
Kitabın en ünlü bölümünde denizi ilk defa bir dağın tepesinden gören askerler “Thalassa, thalassa,” (deniz deniz) diye bağırmağa başlarlar.
Öyle bir vaveyla koparırlar ki askerin arka safında olan Ksenofon baskına uğradıklarını sanıp yanlarına koşar.
Karşısındaki düşman değil, yolculuğun sonuna yaklaştıklarını haber veren denizdir. 
Askerlerin Efes’te başlayıp Pers İmparatorluğu’nun kalbine giden ve oradan Karadeniz yoluyla Bizantium’a (bugünkü İstanbul) ulaşan 5,000 kilometrelik yolculuğu iki yıl sürdü (MÖ 401–399). Bu yolculuk, tarihin en olağanüstü direnç ve disiplin hikâyelerinden biridir.  

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ruh ikizi
Ruh ikizi - 1 ay Önce

Hey gidi Homo Sapiens,
Bu ne gen yahu!
Öldür öldür öldür!
Hani’ le Kabil den beri.
Ne iç burkucu tarih..!
Sayın MM yaşasaydı keşke..
Bugün için ne yazardı acaba?
Rahmet olsun.
Onun dizinin dibinden ayrılmayan yorumcularına da selam olsun,

Ege’de Bir Sahil Kasabası
Ege’de Bir Sahil Kasabası - 1 ay Önce

Diyalog Gazetesi tekrar yayınladığı yazıları (bunu zaten istiyoruz), daha sonra da tekrar tekrar yayınlar (bunu istemiyorum) biliriz. Bu sefer tekrarın tekrarı olmayan bir yazı var, nihayet! Bu yazının ilk paylaşıldığı zamanki yorumları buldum ve orada kendi yorumumu gördüm. Bu yorumu yazdığım yeri, o günü ve Metin Bey’in hayatta olmasını hatırladım, içim hüzünle doldu. Şöyle yazmışım: Evet, deniz! İllaki deniz! Askerlere yolun sonunu haber verip mutlu eden deniz, şu an beni de, bir Ege sahil kasabası kahvesinde, balıkçı tekneleri ile, martılarla, üzerine yansıyan güneş ışığı ile mutlu ediyor. Bir kere daha teşekkürler Metin Bey, tüm emekleriniz için…

Aksoy
Aksoy - 1 ay Önce

Metin Münir’in daha önce tekrarı yayınlanmamış yazılarını her Salı günü düzenli olarak yayınladıkları için Diyalog Gazetesi yetkililerine teşekkür ederiz.

Yaz
Yaz - 1 ay Önce

Sevgili MM yazıda savaşın yıkıcılığı var. Lakin güzel bir şeyden bahsetmek isterim. Yaz geliyor yaz. Pek yakında denize koşacağız, deniz deniz diyerek ilk kulaçlarımızı atacağız.

Ferit Ertunç
Ferit Ertunç - 4 hafta Önce

Bir denizin ufkuna bir tepeden bakmak kadar anlamı tarifsiz bir manzara yoktur hayatta.

no name
no name - 1 ay Önce

Fotoğraftaki tarihi karakter kim?

Aksoy
Aksoy @no name - 1 ay Önce

Fotoğraftaki figür yazıda bahsedilen Ksenefon’un heykelidir. Avusturyalı heykeltraş Hugo Haerdtl (1846-1918) tarafından yapılan heykel Avusturya Parlamento Binası’nın önünde bulunmaktadır.

banner608

banner473