Devleti koruyucu caydırıcı yasa çıkarılmalı

 KKTC’de maalesef devletimize ve ulusal değerlerimize saldıranlar hakkında yasal işlem yapılmadığı ve yapanın yanına kar kaldığı görülmektedir. Bu durumdan yararlanan dış düşmanlarımız ile içimizdeki işbirlikçileri de, her geçen gün yıkıcı faaliyetleri ile hakaret ve aşağılamalarının dozunu biraz daha artırıyor.
Hele bazı STÖ yöneticilerinin uluslararası örgütlere halkımız adına mektup göndererek taleplerde bulunmasının, doğru olmaması hatta suç olması bir yana,  Dış işleri Bakanlığının yetkilerine tecavüz olduğu görüşündeyim.
Kuşkusuz demokratik hukuk devletinde vatandaşların düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip olduğu inkâr edilemez. Ancak demokratik hakların, kötüye kullanılamayacağı ve başkasına zarar verebilecek sınıra kadar olduğu da unutulmamalı. Bu nedenle dünyanın hiçbir demokratik hukuk devletinde devlete karşı yapılan saldırılar, karşılıksız bırakılmaz. Devlete yazılı ve sözlü olarak hakaret edenler hakkında, mutlaka yasal işlem yapılır.
KKTC’de ise siyasilerin popülizme dayalı yönetim anlayışları nedeniyle, sırf kötü görünmemek,  eleştirilmemek, hoş görünmek düşüncesiyle, devlete ve onun kuruluşlarına yapılan hakaret ve aşağılamalar karşısında hiçbir işlem yapılmaz.
Oysa içinde bulunduğumuz kritik durum nedeniyle, devletimize sahip çıkmamız, kökleşmesine yardımcı olmamız ve tüm kötü niyetli saldırılara karşı onu korumamız gerekir.
Rum ve emperyalistler zaten devletimizi ortadan kaldırmak, kökleşmesini ve tanınmasını önlemek için yoğun kampanya sürdürmektedir. Çünkü amaçları, bizi önce, birleşik bir çözüm ile Rum çoğunluğun egemenliği altına sokmak, daha sonra da baskılarla göç ettirmek veya asimile ederek, ortadan kaldırmaktır.
İçimizdeki bazı kişi, kuruluşların da, ideolojik saplantılar, hayali ve dayanaksız idealler nedeniyle,  devletimizin yıkılması ve kötülenmesi kampanyasına arka çıkması üzücüdür.
Çünkü dünyada halkların kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmesinden daha değerli bir kazanım olamaz. Üstelik Kıbrıs Türk halkı olarak, kendi kendimizi yönetmek hakkını, hiç de kolay elde etmediğimiz unutulmamalı.
Devletimizin yıkılması durumunda da, ulusu, dili, dini, gelenek ve görenekleri bizden tamamen farklı olan Rum çoğunlukla bir arada yaşamamızın, bize mutluluk refah ve barış getirmeyeceği, geçmişten günümüze yaşanan olaylarla kanıtlanmıştır.
İşe bu nedenle geçici maddi çıkarlar, hayali beklentiler ve ideolojik saplantılar nedeniyle devletimize yapılan saldırıların, hoşgörü ile karşılanması yasalara göre suç olması yanında, uzun vadeli ulusal çıkarlarımıza da zarar vericidir.
Rahmetlik Denktaş, emeklilik döneminde bile, devletimize karşı içerde ve dışarıda yapılan tüm sözlü ve yazılı saldırılar ile hakaretlere, anında cevap vermekte ve haklarımıza büyük bir titizlikle sahip çıkmaktaydı.
Yaşanan dönemde ise devletten maaş çeken ve bağlı bulunduğu resmi kuruluşun ilkeleri doğrultusunda hareket etmek zorunda bulunan kişiler bile, devlete ve hükümete hakaret etmekte, hatta bizi düşman gören Rum yönetimi yetkilileri ile görüşmektedir.
İlgililerin sessiz kalmasından cesaretlenen bazı kişi,  artık  devletimize hakaret etmede adeta birbirleri ile yarışıyor..
Ancak devletimizin yıkılması durumunda, her şeyimizi kaybedeceğiz. Makamlar, siyasi partiler, STÖ’leri ve medya da devletimizle birlikte ortadan kalkacaktır. 
Bu nedenle devletimizi koruyucu ve bizi düşman gören devletlerin ulusal davasına hizmet edilmesini caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 

YORUM EKLE