Dik duruş düşmana karşı olmalı

Genellikle kişilerin, halkların ve devletlerin haklarını savunmada, dik duruş sergilemesi alkışlanacak bir davranış biçimidir.

Fakat yabancılar yerine dünyayı karşısına almak pahasına ve büyük özveri ile adaya müdahale eden, bizi katliamdan kurtaran, özgür olarak yaşamamızı sağlayan ve bizi ana şefkati ile koruyup her konuda yardım eden anavatanımıza karşı tavır almak, dik duruş değildir. Aksine, haddini aşmak, vefasızlık ve bindiğimiz dalı kesmektir.
Anavatan sayesinde kurduğumuz devletimizde iş adamı, memur, öğretmen, müdür, müsteşar, milletvekili, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olabiliyoruz.
Anavatandan koparılmamız durumunda ise, sıfırla çarpılacağız ve Filistin Araplarının kaderini paylaşacağız. Şimdi yüzümüze gülen yabancılar, bize selam bile vermeyecek.
Maalesef bazı kişiler ideolojik saplantılar, hatalı dünya görüşü, basiretsizlik, dayanaksız iyimserlik ve daha başka çeşitli nedenlerden dolayı, adanın kuzeyinin Türkleşmesini ve bize ait ayrı bir devletimiz olmasını istemez. 
Modası geçmiş ideolojik saplantıların etkisi altında olan ve çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye’ye karşı da düşmanca duygular içinde olan bu kişilerin, maalesef halkımızın anavatanla arasını açmayı misyon kabul ettiği anlaşılmaktadır.
    Anavatandan ile aramızı açmak isteyen ve bu amaçla yoğun çaba harcayan dış ve iç düşmanlarımızın amacı, Türk ordusunun ayrılmasını sağlamak, bizi korumasız bırakmak ve böylece bize dayatılacak azınlık haklarını kabul etmek zorunda bırakmaktır.
Anavatan yetkililerine saldırılmalarının, anavatanı dayanaksız ve haksız suçlamalar ile kötülemelerinin başlıca nedeni, bu düşmanca amaca ulaşmak istemeleridir.
İrademizin elimizden alındığı, asimile edilmek istendiğimiz, adanın kuzeyinin Türkleştirilmek istendiği söylemleri, art niyetli ve yalan olması yanında, çok da komiktir.
Çünkü atalarımızın Anadolu’dan geldiği, Türkiye sınırları dışında kaldığımız 1878 yılından sonra, Türk-Müslüman kimliğimizi kaybetmemek uğruna büyük mücadeleler verdiğimiz biliniyor.
Ayrıca bizim hür irademizle seçtiğimiz ve işbaşına getirdiğimiz kişiler tarafından yönetildiği inkâr edilemez.
Bu nedenle bizden kaynaklanan nedenlerle ülkemizdeki sıkıntı ve sorunlardan anavatanı sorumlu göstermek ve kötülemek iyi niyetli davranış değildir.
Kuşkusuz Anavatan Türkiye’nin güvenliği bakımından Kıbrıs’ın düşman kontrolünde olması sakıncalıdır. Bu nedenle adada asker bulundurması Türkiye için de yararlı ve gereklidir.
Ancak bizim Kıbrıs’ta can ve mal korkusu içinde olmadan yaşayabilmemiz, mutlaka anavatanın yanımızda olmasına bağlıdır. Bu nedenle anavatan düşmanlığına öncülük edenler, 1950’li yıllardan başlayarak 1974’e kadar bize cehennem hayatı yaşatan Rumların değişmeyen hedefinin adanın kuzeyini de ele geçirmek olduğunu dikkate almalı.
Yaşanan olaylar, Rumların halen kendilerine hizmet eden, ulusal tez ve davasını destekleyen, anavatan düşmanlığına öncülük eden ve KKTC de kaleyi içerden çökertmek faaliyetlerini yürüten içimizdeki işbirlikçilerine bile, sırf Türk ismi taşımaları nedeniyle ayrıcalıklı ve dostça davranmadığını göstermektedir.
Bu nedenle ayni gemideki yolcular gibi hep birlikte yok olmamak için, Balkanlar, Girit Rodos, Irak,  Suriye’de yaşayan ve Türk ordusunun ayrılmasından sonra katledilen, mallarını kaybeden, aşağılanan ve göçe zorlanan soydaşlarımızın dramından ders almalıyız. 

YORUM EKLE