En büyük talihsizliğimiz

Ülkemiz küçük olduğu için, tüm sorunlarımız ve çözüm yolları biliniyor. İstenmesi halinde de tüm sorunların halledilmesi, nüfusu çok olan başka ülkelere göre oldukça kolaydır. Hele, anavatanın yanı başımızda olması ve her konuda hiçbir karşılık beklemeden bize yardımcı olmaktan kaçınmaması, bizim için paha biçilmez bir şanstır.
Kıbrıs sorununda da, içimizdeki çatlak sesler, Rumları umutlandırmasa ve tek yumruk halinde devletimize hep birlikte sahip çıksaydık, adadaki varlığımızı sürdürebilmemize olanak verecek bir çözümün gerçekleştirilmesi mümkün olacaktı. 
Fakat iç işlerimizde; iktidara gelenler, maalesef devlet olanaklarını kullanma hakkını elde ettiğini düşünerek, popülist, hatalı yönetim anlayışını sürdürüyor.


Bu yanlış yönetim anlayışı nedeniyle de, 1974’ten sonra kazandığımız paha biçilmez olanaklara ve Anavatanın fedakarca yaptığı maddi yardımlara rağmen, kendi ayaklarımız üzerinde durabilecek durumda değiliz.
Çözüm konusunda ise, dışa karşı ulusal politika benimsenmiyor, birlikte hareket edilmiyor. 
Yaşanan dönemdeki sıkıntılara baktığımız zaman, politikacıların geçmişten hiç ders almadığı görülür. Mecliste en fazla temsilcisi bulunan sol ve ulusalcı tanımlanan, fakat bana göre sol ve ulusalcılıkla ilgileri olmayan iki siyasi partinin, hatalarını düzeltmek niyetinde olmadığı görülüyor.
    Ulusalcı tanımlanan siyasi partiler, devletimizin saygınlığını korumak, yeni neslin Anayasamızda emredildiği şekilde ulusal kimliğimize ve anavatana bağlı yetiştirilmesini sağlamak yerine, kimliksizleştirilmesi propagandalarına ses çıkarmıyor. Sırf makamlarda rahatsız edilmemek için, ulusal değerlerimize saldırılmasına ve 5. kol faaliyetleri ile halkımızın içeriden çökertilmesi kampanyalarına seyirci kalıyor. Seçimlerde oy kazanmak için, sorunları çözmek yerine, devlet olanakları ile yandaşlarını ödüllendirmeye öncelik veriyor;
    Halkımızın çoğunluğu seçimlerde, ulusalcı olarak tanımlanan siyasilere, başarılı hizmetlerinden dolayı değil, sadece TC-KKTC yanlısı göründüğü ve Rum’a yamalanmaktan korktuğu için oy veriyor.
Sol tanımlanan siyasiler ise,  duygu sömürüsü yaparak, içi boş ve komik sloganlarla ve popülizm ile oy kazanmağa çalışıyor;
Tüm yaşanan deneyimlere rağmen, ideolojik saplantıları ve fobilerinin etkisi altında hareket ediyor ve gerçekleri kavramamakta direniyor. Örneğin:
Rum tarafının görüşmelerdeki tek hedefinin Türk ordusunu uzaklaştırmak, egemenliklerini kuzeye yaymak olduğu ve bunun dışında varlığımızı Türk ve Müslüman kimliğimizle sürdürmemize olanak verebilecek bir çözümü kabul etmek niyetinde olmadığını;
Rum tarafının tüm isteklerini kabul ederek sağlanacak anlaşmanın, bizi Leymosun’daki ve Trakya’daki soydaşlarımızın durumuna düşüreceği, böyle bir çözümün de bizim için kurtuluş değil felaket olacağını;
Batılı emperyalistler ile ABD’nin, zamanla Rum çoğunluk içinde eriyebileceğimizi
düşünerek, Rumların istediği şekildeki birleşmeyi ve federasyonu savunduğunu;
Hiçbir çözüm şeklinin, kendi devletimize sahip olmamız ve anavatanın koruması altında bulunmamızdan daha iyi olamayacağını;
Kökümüzü, Türk kimliğimizi, dinimizi inkar etmemiz ve uyduruk Kıbrıslılık kimliği altında Rumlarla birleşmemiz durumunda, zamanla Yunanlılaşacağımızı;
Güneyde ulusal mücadeleye yön veren, ulusal politikaların belirlenmesinde katalizör rol oynayan kilisenin başının, ’Kıbrıslı diye bir halk bulunmadığını ve Yunanlı olduklarını’  açıklamasına rağmen, hala daha Kıbrıslılık kimliği ile birleşmeyi hayal etmeğe devam etmesinin yanlış olduğunu;
Solcu görünmek için, anavatan düşmanlığı yapmanın, milletine ve köküne sahip çıkanları kötülemenin ve Rum Yönetimine toz kondurmamanın şart olmadığını;
Batılı emperyalist hayranlığının ve onları memnun edecek şekilde hareket etmenin Solculukla çeliştiğini; 
Rum tarafının elindeki en güçlü silahın, nüfus üstünlüğü olduğunu ve nüfusumuzun dörtte bir oranının üzerine çıkmasından korktuğu için, yıllardan beri bu topraklarda yaşayan soydaşlarımıza vatandaşlık verilmesine karşı çıktığını dikkate almıyor;
AB ve Rum ile bütünleşmemizin, bize daha iyi yaşam koşulları sağlamayacağını, Batı Trakya’daki soydaşlarımızın kaderini paylaşacağımızı;
Avrupa Birliği, uluslararası topluluk, BM Güvenlik Konseyi’nin, haksız olduğunu bildiği halde, yine de her koşulda Rum’u desteklediğini; 
Ekonomik bakımdan bizden çok daha güçlü, nüfus bakımından daha avantajlı, ulusal açıdan birlik, mesleki açıdan daha yeterli ve deneyimli, Rumlarla birleşmemizin, zamanla eriyip kaybolmamıza yol açacağını, anlamamakta ısrar ediyor.
Kısaca belirtmek gerekirse, siyasi partilerin durumlarını değerlendirerek yeniden yapılandırmaması halinde, önümüzdeki seçimden sonra statüko aynen devam edecek.  

YORUM EKLE

banner456

banner455