En son tezgâh anavatan ile aramızın açılması

 Rum – Yunan ikilisi, anavatanın koruması altında olan bir toprağa sahip olmamız durumunda, adanın tümünü ele geçiremeyeceğini bildiği için, anavatanın bizi korumasını bertaraf etmek ister. Bu nedenle, içimizdeki işbirlikçileri de kullanarak, yalan propagandalarla, Kıbrıs Türk halkını Anavatanından koparmak, soğutmak ve böylece korumasız bırakarak, egemenliği altına almak çabasındadır.
Çeşitli nedenlerle emperyalistlerin çıkarları ile Rum’un ulusal davasını destekleyen içimizdeki yolunu şaşırtmışlar ve bunların aldattığı kişiler,  maalesef anavatan ile aramızı açmak için her fırsattan yararlanmakta ve bu tezgâha yardımcı olmaktadır.
Oysa Kıbrıs Türk halkı olarak güven, barış, refah ve huzur içinde yaşayabilmemiz için mutlaka anavatanın korumasına ve desteğine muhtacız. 
1963-74 dönemindeki Rum saldırıları karşısında, varlığımızı sürdürebilmemiz için sadece anavatan bize yardımcı olmuştur. Halen bizi koruyan, kalkınmamız için bize destek olan, maddi ve manevi yardımlarını esirgemeyen tek ülke anavatanımızdır.
Anavatanımızın korumasının kaldırılması durumunda da bugün sahip olduğumuz tüm olanakları kaybedeceğimiz ve göç etmek ile esaret altında yaşamak seçeneklerinden birini tercih etmek zorunda kalacağımız aşikârdır.
Bu nedenle bizim de, anavatana layık olacak tutum ve davranış içinde olmamız, verdiği yardımları daha sorumlu, planlı ve ülkemizin kalkındırılmasında kullanmamız gerekir.
Anavatanın verdiği maddi yardımların, plan ve projeleri göre uygulanmasını şart koşmasını iç işlerimize karışmak olarak tanımlamak, yanlış olması yanında iyi niyetli bir davranış da değildir.
Anavatanımız KKTC hükümetlerinden verdiği yardımların halkımızın yararına kullanılmasını istemesi ne karşı çıkmak yerine bundan memnun olmalıyız.
Çünkü anavatanın sağladığı maddi yardımların oy avcılığında araç olarak harcanmasının ülkemize hiçbir faydası olamaz. 
Öte yandan, ülkemizdeki emperyalist yandaşları ile sözcülerinin, ileri sürdüğü gibi, Rumlarla birleşme ve AB’nin parçası olmamız durumunda, tüm sorunlarımızın ortada kalkacağı ve refaha kavuşacağımız propagandalarının tutarsız ve gerçek dışı olduğu yaşanan dönemde kanıtlanmıştır.
Bu nedenle ne iflas eden Rumlarla birleşmemizin, ne de AB’nin parçası olmamızın bize şimdikinden daha iyi değil, şimdiki kadar bile ekonomik kazanç sağlamayacağı aşikârdır.
              AB’nin büyük maddi yardımları sayesinde geçici bir refaha kavuşturulan Rumların, yardımların kesilmesi ile sefalete sürüklendiği unutulmamalı.
Öte yandan ülkemizde, dünyadaki ekonomik krize rağmen, anavatan sayesinde devletteki fazla personelin bile işlerine son verilmemiş ve normal yaşamımızın sürdürülmesi sağlanmıştır.
              Yaşanan dönemde olduğu gibi gelecekte de ülkemizde istihdam olanağı bulamayan gençlerimiz için de iş bulma yeri, Anavatan olacaktır.
 İşte bu nedenle, sürekli barış ve sürdürülebilir bir ekonomik gelecek için, yanı başımızdaki Anavatanla sıkı ilişkiler içinde bulunmamız bizim yararımızadır.
 Kıbrıs sorununun çözümünde de, anavatanın gölgesinin, üzerimizde olmaması durumunda, karşı tarafın bize azınlık hakları dışında, hiçbir hak vermeyeceği biliniyor. 
Kuşkusuz çözüm çabalarında, adada yaşayan halkların görüş ve tercihleri de dikkate alınmalı. Ancak Kıbrıs sorunu, sadece burada yaşayan birkaç yüz bin kişilik Türkü ilgilendirmiyor. Aynı zamanda Türkiye’yi de ilgilendiriyor. 
Zaten Kıbrıs’ın Türk idaresinden İngiltere’ye verilmesini sağlayan Lozan anlaşması ile 1960 Londra Zürih anlaşmaları, sadece Kıbrıs’ta yaşayan Türklerle Rumlar arasında yapılmadı.
 Aksine muhatap olarak, Türkiye kabul edildi. Yeni bir anlaşma da yine, sadece adadaki iki halk arasında değil, Türkiye’nin de dâhil olacağı devletlerle yapılacaktır.
 Yalnız Türkiye’siz varlığımızı sürdürmemiz mümkün olmadığına göre, anavatanımızın güçlü varlığı bizim de çıkarımızadır. Bu nedenle, anavatanla aramızı açmak çabasında olanlar, düşmanın ulusal davasına hizmet etmekte olup, devletimizin ve halkımızın düşmanıdır.
 

YORUM EKLE