Evrensel değerlere karşı sözde millî ve manevî değerler

Son bir hafta içinde Türkiye’de ilk bakışta birbiriyle ilişkisiz görünen iki gelişme meydana geldi. Önce Resmî Gazete’de ‘’millî ve manevî değerlerimiz’’in devlet tarafından korunmasında yeni bir aşamayı temsil eden bir genelge yayımlandı. Ardından, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Osman Kavala’yı hukuka aykırı olarak hapiste tutmaya devam eden Türkiye’ye karşı başlattığı ‘’ihlâl prosedürü’’ çerçevesinde nihaî kararı vermesi için sorunu AİHM’ye havale etti. Bunun üzerine önce Dışişleri Bakanlığı AK Bakanlar Komitesi’ni yargı bağımsızlığına müdahaleyle suçlayan bir açıklama yaptı; Cumhurbaşkanı da Avrupa Konseyi kurumlarının kararlarının Türkiye’yi bağlamadığını söyledi.

Söz konusu genelgede Cumhurbaşkanı ‘milli ve manevi değerlerimizi yıpratmaya, aile ve toplum yapımızı temelinden sarsmaya yönelik açık veya örtülü faaliyetler’’ cümlesinden saydığı ‘’yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayım faaliyetleri’’ne karşı kamu makamlarını uyarmakta ve onlara ‘’aile kurumunu, çocukları ve gençliği hedef alan [bu] tehdit ve tehlikelerin yayılımının önlenmesi hususunda (…) gerekli hassasiyeti’’ gösterme, süreci titizlikle takip edip ‘’gereğini yapma’’ emrini vermektedir.

Anlaşılacağı gibi, Cumhurbaşkanının bu emrinin ilk ve doğrudan muhatabı RTÜK’tür, ama bu başka kamu makamlarının –en başta polis teşkilâtının- da bu genelgeden kendilerine görev çıkarmayacağı anlamına gelmemektedir. Gerek RTÜK adlı inzibat teşkilâtı gerekse emniyet teşkilâtı AKP iktidarında ahlâk jandarmalığı rolünü zaten içselleştirmiş olduğuna göre, bu kurumların önümüzdeki dönemde daha derinleşen görev bilinciyle artık medyaya hiç aman vermeyeceklerini, hatta polisin gazete-dergi-televizyon bile basabileceğini bekleyebiliriz.   

Türkiye’ye karşı yürütülmekte olan ‘’ihlâl prosedürü’’nde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yaptığı son hamlenin yol açtığı tepkilere gelince, Türk makamları bu konuda ‘’millî ve manevî değerler’’in korunması meselesinde sergiledikleri görev bilincinden büsbütün uzak görünüyorlar. Nitekim Dışişleri Bakanlığı, ‘’yavuz hırsız ev sahibini bastırır’’ misali, Avrupa Konseyi tarafını ‘’yargı sürecine saygısızlık’’la, ‘’iyi niyetten uzak, kasıtlı ve de tutarsız bir yaklaşım’’la ve önyargılı davranmakla suçladı.

Cumhurbaşkanı ise Türkiye’nin üyesi bulunduğu Avrupa Konseyi’yle bağlantılı uluslararası hukuk yükümlülüklerini kategorik olarak reddeden, “yerli ve millî’’ perspektifle tutarlı içe-kapanmacı bir dil kullanmayı tercih etti: “Bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız. Şu anda bizim mahkemelerimizin de vermiş olduğu karar var. Bu konuda AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş, bizi ilgilendirmiyor. Çünkü biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz. Bu saygıyı duymayanlara bizim de saygımız olmayacaktır.”

Bu arada şu ironiye de işaret etmeden geçmeyelim: ‘’Yerli ve millî’’ci Erdoğan AİHM kararlarına uymanın uluslararası hukukun ve evrensel insan hakları perspektifinin olduğu kadar Türkiye’nin ‘’millî’’ hukukunun –TC Anayasası’nın- da bir gereği olduğunu her nasılsa unutmuş görünmektedir!

Asıl vurgulamak istediğim nokta şu: Yazının başında ilk bakışta ilişkisiz göründüğünü söylediğim bu iki olay aslında hiç de birbiriyle ilişkisiz değildir. Tam aksine, bunlar bir arada Türkiye’deki carî rejimin doğru bir tanımını vermektedirler; evrensel değerlere karşı ‘’yerli ve millî’’ olarak nitelenen -ve ne ölçüde değer oldukları kuşkulu olan- ‘’değerler’’in yanında saf tutan bir Türkiye’nin…

Aslına bakılırsa, hiç de böyle bir ikileme veya karşıtlığa mahkûm değiliz: ‘’Millî ve yerli’’ olan her şeyle ‘’evrensel’’ olan arasında zorunlu bir karşıtlık yoktur. Çünkü, evrensel demek ‘’başkalarına ait olan’’ değil, hepimizin olan demektir. Evrensellik Batılı veya Doğulu değildir; o hem ulusları içerir, hem de ulus-aşırıdır. Evrensellik insanî var oluşun ortak doğasının gerektirdiği veya en azından onunla uyumlu olan şeydir; dolayısıyla evrensel değer bütün toplumların paylaştığı değer, ortak değer demektir. Dolayısıyla, Türkiye de insanlık ailesinin ve medenî dünyanın bir üyesi olduğu ölçüde evrenseldir, evrensel olmak zorundadır.

Onun için, ‘’yerli ve millî’’ değerleri ‘’evrensel’’ değerlerin karşısına çıkardığınızda, ya insanlığın ortak özünden ve medeniyetten uzaklaşma niyetinizi dışa vuruyorsunuzdur, ya da aslında ‘’değer’’ olmayan bir şeyden –meselâ bir alışkanlıktan, bir saplantıdan veya bir hurafeden vb.- söz ediyorsunuzdur. 

Türkiye’nin geleceği, ne kadar kalabalık olursa olsun herhangi bir inanç veya ideoloji grubunun alışkanlıklarını, saplantılarını veya sektörel çıkarlarını ‘’millî ve yerli’’ yaftasının arkasına saklamakta değil, her bakımdan evrenselliğe açık olmakta yatmaktadır. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Turkish power
Turkish power - 5 ay Önce

Bırak üstadım Amerikan İngiliz Fransız vs milliyetciliginden evanjelik kilise Vatikan anglikan kilisesi patrikhane lerden bihabersiniz sanki başkası eleştirdiğiniz

banner471

banner468