Guterres garanti önerisi Girit senaryosunu hatırlatır

Geçmişte Girit’te emperyalist ülkelerin dayatması ile iki toplumlu ve Rumların daha fazla söz sahibi olduğu bir çözüm kabul edildi. Anlaşmadan sonra Rumların talebi ve emperyalistlerin baskısı sonucu, Girit’teki Türk ordusunun ayrılması sağlandı. Türklerin korunması için de adaya çok uluslu askeri güç getirildi. Türk ordusunun ayrılmasından sonra Girit’te bulunan çok uluslu askeri güce rağmen, Rumlar Türkleri katletti, anlaşmayı bozdu ve ada Yunanistan’a ilhak edildi.
Guterres’in önerdiği garanti sistemi, aynı senaryo ile Kıbrıs’ın da Yunanistan’a ilhak edilmek istenildiğini akla getirir.
 ‘Kıbrıs’ta eskinin devamını değil yeni bir güvenlik sistemine ihtiyacımız olduğunu kabul etmeliyiz. Müdahale hakkı ve garanti anlaşmasını sonlandırmamız gerektiğine inanıyorum. Bütün Kıbrıslıların kendilerini güvenlikte hissedeceği yeni bir sistem eski sistemin yerini almalıdır. Bir acil uygulama mekanizmasına ihtiyacımız var. Bu mekanizma BM gibi dış faktörleri bünyesinde barındıracağı gibi çok taraflı ve uluslararası boyutları da olmalı. Mevcut garantörler hem çözümü uygulayıp hem de kendi kendilerini denetleyemezler’ Guterres.
1963’te ortak olduğumuz cumhuriyetten silah tehdidi ile dışlanmamıza rağmen, anavatan dışında hiçbir ülke ve uluslararası kuruluş bize yardım etmedi.
Aksine Kıbrıs cumhuriyetine tek yanlı el koyan ve bu nedenle suç işleyen Rum tarafı, Kıbrıs Cumhuriyetinin yasal temsilcisi olarak kabul edildi.
Türkiye’nin,  diğer garantörler olan İngiltere ve Yunanistan’a yaptığı birlikte askeri müdahale önerisi, katledilenlerin Türk olması nedeniyle kabul edilmedi. 
Öte yandan Rumların adadaki tüm Türk yerleşim yerlerine saldırmalarına ve birçok kişiyi katletmelerine karşın, uluslararası kuruluşlar ile emperyalist ülkeler, Türkiye’nin de tek yanlı olarak askeri müdahalede bulunmasını 11 yıl engelledi.
Kıbrıs’ta yaşanan acı deneyime rağmen, olası anlaşmadan sonra Türkiye’nin tek yanlı garanti hakkının kaldırılması bir yana, tartışılmasını istemek bile iyi niyetli bir davranış olamaz.
Öte yandan Avrupa üyesi bir ülkenin garantörleri olamayacağını ileri sürenlerin de haklı oldukları düşünülemez.
Çünkü 2004 referandumunda evet dememize karşı, bize verilen sözleri tutmadı. Anlaşmayı kabul ettiğimiz halde, ambargolarla bizi cezalandırmadan vazgeçmedi. Anlaşmayı reddeden Rumları üye alarak ödüllendirdi.
Avrupa Birliğinin her koşulda, Rum- Yunan çıkarlarından yana olduğunu ve bize karşı da dürüst ve dostça davranmadığını beleklerdeki çocuklar bile biliyor.
Öte yandan Avrupa Birliğinin, üyesi olan Yunanistan’daki Türklere yapılan insanlık dışı baskılara ses çıkarmaması ve oradaki soydaşlarımızın Türk kimliklerinin bile kabul edilmemesi,  bu kuruluşa güvenilemeyeceğini gösterir. 
Ayrıca, Avrupa birliğinin yakın geçmişte Avrupa’nın ortasında, on binlerce Boşnak’ın katledilmesi karşısında sessiz kaldığı unutulmamalı.
Hele, AB’nin Türkiye’yi yıllarca müzakerelerde oyalaması ve üye yapmaması, bu kuruluşun hala daha haçlı seferleri zihniyetinden kurtulmadığının kanıtıdır.
 Rum-Yunan ikilisinin ise adanın tümünü ele geçirmek idealinden vazgeçtiğini düşünmek aşırı saflık olur. Batılı emperyalistler ise sırf Türkiye’nin doğu Akdeniz’de söz sahibi olmaması ve güneyden de abluka altına alınması için, Kıbrıs’ın Yunanistan’ın kontrolünde olmasını tercih etmektedir. Kısaca, Türkiye’nin tek yanlı müdahale hakkının kaldırılması ve ordumuzun ayrılması, adadaki Türk varlığının yok olmasına sebep olacaktır. 

YORUM EKLE