banner564

Hayıflanma köşesi


Kalabalık yok. Kirlilik yok. Sinirlilik yok. Site yok. Trafik yok. Lokantalarda kazıklanmak yok. Deniz ile yüzmek isteyenler arasına dikilmiş bina yok. Hiçbir yerde denize girmek için para ödemek yok.  


Bütün köyler ilk zamanlarından gelen görüntülerini neredeyse tamamen korumuş. Tüm yollar asfalt ve çukursuz. Adanın yüzde doksanından fazlası yeşil.


Yunanistan’ın Türkiye’ye en yakın adalarından biri olan Sakız’ın (Chios) özelliklerini sayıyorum.


Ertürk adlı şirketin külüstür katamaranı ile Çeşme’den Sakız’a yarım saatte gidiliyor. Kuş uçuşu mesafe on kilometreden fazla değil. Ama bu kısa yolculuk sizi başka, sizinkinden rahat ve keyifli, düzenli ve varlıklı bir dünyaya götürür. Biz niye böyle değiliz, bizim ülkemiz neden böyle değil, sorularını sordurur. 


Sana bana sordurur, ama bizim hayıflanmaktan başka yapacak bir şeyimiz yoktur. 


Gücü elinde tutanlar, her şeyi daha iyi yapabilecek iken yapmayanlar bu soruları sormaz. Çünkü onlar durumdan memnundurlar. Yolların çukurlarla dolu olması, zenginlerden başkasının denizlerin ve lokantaların keyfini çıkaramaması, yerleşim yerlerinin çirkin ve pis olması, yalıların ve yeşil alanların sitelerle doldurulması, halkın büyük çoğunluğunun mutsuz ve ümitsiz olması onları ilgilendirmez. 


Onların banka hesaplarından para taşar. Altlarında lüks arabalar, başkalarından çok kendileri için çalıştıkları işlerinden sonra gittikleri büyük ve rahat evleri var. Çocukları paralı okullarda okur.


Onlar paralel bir dünyada yaşarlar. Keyifleri çakır.


Öyle de bu, yukarıdaki soruları cevaplandırmıyor: Neden onlar öyledir de biz böyleyiz? Neden orası öyle de burası böyle? 


Neden bizim yöneticilerimiz paragöz ve bencildir?


Sanırım cevap, yönetim anlayışındadır.  


Bu anlayışı fetih ve talan;  vergi toplayıp karşılığında bir hizmet verme zorunluluğu hissetmeyen Osmanlı’dan devraldık. 


“Yok, öyle değil,” diyenler Osmanlı’nın Anadolu’da var olduğu 700 ve Kıbrıs’ı elinde tuttuğu 300 küsur yıl zarfında oralarda ne kadar yol yaptığını, ne kadar okul ve hastane inşa ettiğini, kaç fabrika açtığını, kaç kilometre demiryolu döşediğini incelesin. 


Bizde devlet önce devleti yönetenler için vardır, sonra halk için.
Devlet de onu yönetenler olduğuna göre ülkenin kremasını onlar yer. Onların anlayışında Tanrı’dan gelen bir çeşit lütuftur bu. 


Kamu yararı konsepti zayıf, kişisel çıkar sağlama güdüsü güçlüdür. Kul olduğu, bağımsız düşünme yeteneğine sahip olmadığı için halkın büyük çoğunluğu buna karşı çıkmıyor.


Çıkanlar ise kolay satın alınıyor veya susturuluyor.


Türk Yunan hududu Avrupa’yı Orta Doğu’dan ayıran sınırdır. Bu sınır cam gibidir. Karşıyı görebilirsin, ama ne oradan buraya ne de buradan oraya bir anlayış geçişi olur: Bakarız, görürüz ama onlar gibi olmak için bir çaba sarf etmeyiz. 


Eski çağların en ünlü matematikçi, geometrici ve astronomlarından olan, heykelini yazımın yanında görebileceğiniz Hippocrates (MÖ 470-410) Sakız’lıdır.


Tarih, bir milletin içinde yeşerdiği topraktır. Bizim toprağımız buna yetiyor. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ruh İkizi
Ruh İkizi - 2 hafta Önce

Sayın MM’ nin 30 yıldır okuruyum. Doğa yazıları hariç, (-ki onlara da bayılıyorum!) bu tür yazılarını, yüreğimin derinliklerinde hissederek, hayıflanarak, içim sızlayarak okurum..!
Teşhisleri de harikulade.
Allah sonumuzu hayır etsin, diyoruz..
Ama ruhumuzdaki sızı geçmiyor, artarak devam ediyor! Teşekkürler Sayın MM.

Beyhan Alkan
Beyhan Alkan - 2 hafta Önce

Bu günün bazı gazetelerinde Dünya'nın en yaşanabilir şehirleri yayımlandı,ilk on şehirin gavur şehiri,son on şehirin büyük çoğunluğunun da müslüman şehirleri olması ile Avrupa'da15.yüzyılda 1700 matbaa kurulması, bunların 20 milyon kitap basması,Osmanlı'ya matbaanın icadından 272 yıl sonra gelmesi ve sonraki yüz yıl içerisinde sadece 180 kitap basılması arasında bir bağlantı olabilir mi?

uğur sezgin
uğur sezgin - 2 hafta Önce

Her halk, genel karakteri ve yapısı nasılsa, öyle yaşıyor. Kendine uygun insanlarca da yönrtiliyor.

Veli Koç
Veli Koç - 2 hafta Önce

Sokrates, Atina kralı Perikles, Hipokrat, Heredot ve Aspasia toplamış konuşuyorlardı.

Aspasia dediki: "Bir dakika!" diye seslendi. "Bir yarışma yapacağım! Burada çalışan kadınların hakem olmalarını isteyeceğim. Bakalım hanginiz kazanacak!"

"Herkes kadınlar için özlü bir söz söyleyecek!" dedi

Sokrates, "Kadınların iki büyük silahı vardır. Makyaj ve gözyaşı. Neyse ki ikisini bir arada kullanamazlar!"

Aspasia "hiç de fena değil" dedi.

Perikles: "Kadın insanın gölgesi gibidir. Yakalamaya çalışırsanız kaçar, kaçarsanız da sizi yakalamaya çalışır."

Aspasia bunu beğenmedi.

Herodot: "Kadınlar anlaşılmak için değil, yaşanmak içindir. Eğer yaşanacak kadın bulduysanız, anlamak için zaman yitirmeyin!

Aspasia, Herodot'u alkışladı.

Hipokrat: "Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın ve kadın karşısında bozulmayan erkek kalitelidir! Bilmem beğendiniz mi?

Yarışma tamamlanmıştı. Jürü olarak toplanan kadınlar, kendi aralarında konuşarak en beğendikleri sözü saptamaya çalışıyorlardı ki, Aspasia;

"Durun daha bitmedi!" dedi. "Benim de söyleyecek sözüm var!"

Herkes dikkat kesilmiş, Aspasia'yı dinliyordu.
"Şu anda burada benimle çalışan değerli kadın arkadaşlarım dışında bu mekanı dolduran herkes erkek, öyle değil mi? Bu erkeklerin, sizin gibi kaliteli olan küçük bir bölümü, güzel şarap içmek ve birlikte sohbet etmek için buraya geliyorlar. Ama diğerlerinin hemen hepsi, benim güzel kadınlarımla birlikte olmak için buradalar. Ben, kadınların ruhunu, erkeklerin ise niyetlerini iyi bilen biri olarak bu erkeklere acıdığımı söylemeliyim. Çünkü onlar, bir kadınla birlikte olmanın ne denli kısır bir istek olduğunu asla bilmez, birlikte oldukları kadının ruhuna uğramadan, bedeninden kayarak geçip gittiklerini asla öğrenemezler.

Erkek, tek bir bedensel gereksinimini karşılayacak her kadını isterken kadın, sadece bedensel değil, ruhsal doygunluğunu da sağlayacak tek bir erkeği bekler!"
Aspasia konuşmayı bitirince hep birlikte alkışladılar. Onlara sert bir bakış atan Aspasia içinden, "Aşağılık herifler" diye geçirerek hızla oradan ayrıldı.

B. Suat Çağlayan/Hipokrat'ın Romanı

Yazım biraz uzun bir alıntı oldu
Sizin yazınızda Hipkrat'tan bahsettiğiniz için paylaştım
Hipokratın romanı kitabını arkadaşların okumalarını öneririm

Ege’de Bir Sahil Kasabası
Ege’de Bir Sahil Kasabası - 2 hafta Önce

Bizi Sakız adalı matematikçi Hippokrates ile tanıştırdığınız için teşekkürler Sn.Münir. Matematiğe olan, dolayısıyla insanlığa olan katkısıyla ismi bugüne kadar gelmiş birinin neler yaptığını ucundan, kıyısından öğrendim.

m.şakir
m.şakir - 2 hafta Önce

Hipokrat İstanköy'lüdür. Kendisi doktordur. Tıbbın kurucusu sayılır.Ufak bir hata var galiba.

Metin Münir
Metin Münir @m.şakir - 2 hafta Önce

İki tane Hippocrates olamaz mı yani?

Cevabı internette kolayca bulunur.

Turkish power
Turkish power - 2 hafta Önce

Çakma üstat ezik şark enteli geyikleri yapacağına önce türk tarihini hammerin Osmanlı tarihini vs oku külüstür diye sizin gibi yetmez ama evet kazığı yemiş hayalkirikligi melankoli içinde yanıp kavrulan para denir önce kendi tarihini medeniyetlerini vs oku öğren sonra ona buna bok at sizin gibi muhtar ve tekaut ihtiyar heyeti ölmüş de aglayani yok aciyoruz size

Sarp Ege
Sarp Ege - 2 hafta Önce

Şahsi kanımca halkların yaşam kalitelerini kültür seviyeleri belirler. Ege adalarında yolların asfalt ve çukursuz olması normal; çünkü bütün alt yapı hizmetlerini AB 'den aldıkları hibe ile yaptılar.
Dip not: Yazıda bahsi geçen Hippocrates bildiğim kadar Kos adasındandır. Kendisi hekim olup, Dr.lar Hipokrat yemini ile göreve başlarlar diye biliyorum.


banner456

banner465