Hikâyelerin hikâyesi

Toplumlar hikâyelerle yönetilirler.
 İktidara gelmek, hikâye uydurma yetkisini ele geçirmek demektir.
 Hikâye bazen gerçekle örtüşür, ama çoğunlukla gerçeğin tersidir veya gerçekten radikal bir sapmadır.
 “Ekonomik kriz yoktur,”  “Ekonomik kriz bizi teğet geçti,” “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır,” bunlar ikinci tür hikâyenin tipik modellerindendir.
 Kıbrıs’tan örnek verecek olursam, buradaki en köklü hikâye adanın birleşememesinin kabahatinin Rumlara ait olduğudur.
 Yurt dışında bu hikâyelerin en verimli kaynağı Trump’tır. Yaşamakta olan en yalancı lider vasfındaki Trump neredeyse her gün değişik bir hikâye uydurmaktadır. “Küresel ısınma yoktur,” Trump masallarının en masalıdır.
 Gerçek olmadığı açık olan bu ve bunun gibi hikâyelere insanlar neden inanırlar?
 Bunun birçok nedeni var.
 İnanırlar; çünkü insanların çoğu, doğru ile masalı tefrik edecek donanıma sahip değildir.
 Bazıları, gerçeği bilse bile, hikâyeyi uydurandan çıkarları veya onunla başka sadakat bağları olduğu için yalana gerçek muamelesi yaparlar.
 Bazılarının doğru haber kaynağına ulaşma olanağı yoktur, böyle bir istekleri olsa bile.  
 Türkiye’de medyanın yüzde 90’ı iktidarın hizmetindedir, muhaliflerin ses telleri alınmıştır, üniversiteler suspustur, muhalefet partileri var mıdır yok mudur belli değildir. Gerçeği (öyle bir şey kaldıysa) nerede arayacaksın?
 Batı’da durum TC’deki kadar kötü değil, ama bu hikâyelerin orada da baskın olmadığı anlamına gelmez.
 Örnek: Amerika ve Batı’da onun yankısı olanlar, başta İngiltere, Orta Doğu’daki terörün ve istikrarsızlığın İran’dan kaynaklandığını söylerler. Medyada bunun tersini ifade edene rastlamak neredeyse mümkün değildir. Oysa melanetin esas kaynağı Amerika’nın kendisi ve hamiliğini yaptığı İsrail’dir. Ve Suudi Arabistan ile onun güdümündeki Körfez Prenslikleri.
 Hikâyenin amacı, halkların şikâyet etmeden yöneticinin istediği istikamete yönelmesini sağlamaktır. Aynen çoban köpeklerinin sürüyü çobanın istediği istikamete gitmesini sağladıkları gibi.
 Bu nedenle, dünyanın her yerinde baskın olan ve günbegün daha baskın hâle gelen, gerçekler değil hikâyelerdir.
 Sosyal medya ve internet, bunların sayısını astronomik bir biçimde artırdı. Hikâyecilere, yani yöneticilere yeni silahlar sağladı.
 Yeni hikâyeciler de doğurdu:  Sosyal medyayı kullanarak bazı ülkelerdeki seçim sonuçlarını etkileyen Rus istihbarat örgütleri gibi.
 Hikâyeler hemen hemen her zaman doğruları bastırıyor, çünkü onları uyduranların sesi daha yüksek ve daha sık duyuluyor. Onları yankılayan sayısız insan ve kurum var.
  Eskiden “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar,” derlerdi. Şimdi kovmuyorlar. Daha birinci köyde derdest edip “görmek istersen denizi/yukarıya kaldır yüzü” yerine yolluyorlar. Türkiye ve benzeri ülkelerde görüldüğü gibi.  

YORUM EKLE