İki devletli anlaşmaya karşı çıkmak barış istememektir

Kıbrıs Türk halkı olarak, sırf bir anlaşma yapılması için Rum’un ENOSİS’e sıçrama tahtası olarak kullanacağı aşikar olan birleşik-federal seçeneği kabul etmemiz, ilmiği kendi elimizle boynumuza geçirmektir.
İyi niyetli, kalıcı barıştan yana olan, iki halkın da huzur ve güvenliğini umursayan herkesin, şimdiki yan yana iki devletli anlaşmayı desteklemesi gerekir. 
Halkların ulusal mücadelede elde edebilecekleri en güvenli, onurlu, kalıcı ve başarılı sonuç, kendi devletlerini kurmaları ve kendi kendilerini yönetmektir.
Birçok kişi gibi ben de, her koşulda Rum’la federal birleşmeyi savunmanın kabul edilebilecek mantıklı bir gerekçesi olmadığı görüşündeyim. 
Sosyal medya ve basında ortaya konulan görüşlere bakılırsa, bazı birleşme yanlıları, federasyonun bizim ortaya attığımız seçenek olduğu, yıllardan beri görüşüldüğünü, ‘ete kemiğe büründüğü’ bu nedenle de iki devletli anlaşmanın gündeme getirilmesinin doğru olmayacağını ileri sürmektedir.
Bu görüşte olanlar gerçekte 58 yılda ete kemiğe bürünenin, federasyon değil yan yana iki devlet modelinin olduğunu her nedense göz ardı ediyor. Ayrıca o dönemdeki koşullarda Türk tarafının federasyon seçeneğini ortaya attığını, ancak sonuç alınamadığını dikkate almıyorlar. Müzakerelerde Rum’un talepleri nedeniyle federasyondan uzaklaşıldığını, olası anlaşmanın çoğunluğu Rum olan tek halk içinde azınlık olacağımızı önemsemiyorlar. 
 Bazı federasyon yanlıları Rum’a kabul ettiremeyeceğimiz için iki devletli seçeneği benimsemediklerini ifade etmektedir. Kuşkusuz bu görüşe katılmak mümkün değildir. Çünkü bizi düşman kabul edenin değil, kendimiz için en uygun çözümü tercih etmeliyiz.
Bazı federasyon yanlıları ise tüm ada üzerinde söz sahibi olmak istedikleri için, federasyon -birleşmede ısrar ettiklerini ileri sürer.
Bu görüşü savunanlara da bir çeşit federasyon olan Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde Türklere taşınmaz mal satmak isteyen Rumların ölümle tehdit edildiğini ve senetle Rum malı satın alanlara, tapu dairesinde koçan verilmediğini hatırlatırım. 
Bazı kişiler ise, federal ve AB üyesi olan bir yönetimde, Türk halkının tüm ekonomik sıkıntılardan kurtulacağını, istihdam olanaklarının artacağını, refaha kavuşacağımızı dünya ile bütünleşeceğimizi, bu nedenle de iki devletli anlaşmanın karşısında olduklarını ileri sürer.
Halen Avrupa Birliği üyesi olan Batı Trakya’daki soydaşlarımızın içinde bulunduğu durum, bu görüşlerin de hayali beklentiler olduğunun kanıtıdır. Ayrıca Rumların olası birleşik anlaşmadan sonra hemen bize karşı olan duygularının değişeceğini, bizimle rekabet etmekten vazgeçeceğini, bizimle samimi işbirliği içinde hareket ederek ekonomik kalkınmamıza yardımcı olacağını düşünmek saflıktan öte gaflettir.
Ayrıca, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra adaya dönen binlerce üniversite mezunu Türk, istihdam edilemediği için anavatana göç etmek zorunda kalmıştı. 
 Açık sözlü olan bazı ‘federasyoncu- birleşme yanlıları’ ise, anavatanın nüfusu altında olacağımız gerekçesi ile iki devletli anlaşmaya karşı olduklarını açıklamaktadırlar.
Geçmişte güneydeki tüm siyasi partiler, sırf Türkiye’yi uzaklaştırmak ve adanın kuzeyini de ilhak etmek amacı ile federal birleşik çözümü dayatırdı. Fakat Anastasiadis’in, halen bölgesel güç durumuna gelen Türkiye’ye rağmen, olası federal anlaşmayı bozamayacağı düşüncesiyle, kapalı kapılar ardında iki devletli seçeneği gündeme taşıdığı anlaşılıyor.
Makarios gibi uzun vadede Türk halkını boyunduruk altına alarak kuzeyi de ele geçirmeyi planlayan sözde solcu gerçekte ENOSİS’ci AKEL Partisi ve yandaşları ise, birleşmeyi savunmakta, iki devletli çözüme şiddetle karşı çıkmaktadır.
1974 Viyana Anlaşması ile oluşturulan iki devletli çözümden sonra adada her iki halkın da barış ve güven içinde, üstelik birbirlerinin işlerine de karışmadan yan yana huzur içinde yaşamaktadır.
Bu nedenle 1960-63 yıllarında denen ve her iki halkın da can ve mal kayıplarına sebep olan birleşik yönetim yerine, mevcut durumu kalıcılaştıracak iki devletli anlaşma, her iki halk için de en gerçekçi, mantıklı, sıfır risksiz, barışçıl ve kalıcı seçenektir.
Hele dosttan fazla düşmanı olan Türk ulusunun bir parçası olan Kıbrıs’ta yaşayan Türk halkı olarak, bizim için birleşik yönetim riskli bir macera; iki devletli anlaşma ise, kalıcıdır.  
Kişisel görüşüme göre; mevcut şartlara ve bizi düşman kabul eden Rum, AB ve BM’nin tutumuna ve gizlemek gereği duymadıkları niyetlerine rağmen, üstelik tek dayanağımız anavatana da adeta meydan okurcasına, ısrarla federasyonu savunmak, Kıbrıs Türk halkının çıkarına değildir.
 

YORUM EKLE

banner456

banner459

banner465

banner460