İnsanlığın İhtiyacı: Kozmopolitan Tahayyül

Kozmopolitanizm (‘’dünya vatandaşlığı’’), insanlığı ayrı ayrı ve birbirinden kopuk ‘’ulus’’ adlı birimlerin rastgele bir toplamı olarak gören hâkim (milliyetçi) anlayışın tam tersini ifade eden sosyo-politik bir tahayyül ve moral bir idealdir. Kozmopolitan idealin özünde, siyasî mensubiyet veya aidiyetleri ne olursa olsun yeryüzündeki bütün insanların tek bir toplum (insanlık camiası) olduğu görüşü yatmaktadır. Kozmopolitan ideal Tevfik Fikret’in ‘’milletim nev-i beşer, vatanım rûyi zemin’’ mottosuyla özetlenebilir.

Başka bir deyişle, kozmopolitanizmin kurucu birimleri uluslar değil tek tek insanlardır. Kozmopolitanizm insanları siyasî mensubiyetlerine ve kültürlerine göre ayıran değil, onları ortak insanlıkta birleştiren bir idealdir. Kozmopolitanizm ‘’küreselleşme’’ye benzemekle beraber ondan farklıdır. Her şeyden önce, kozmopolitanizm yeni bir dünya ‘’tahayyülü’’ (veya tasavvuru) iken, küreselleşme dünyanın bugünkü durumuna ilişkin bir olgudur. Küreselleşme, evet, toplumlar arasında karşılıklı bağımlılığı artırmak ve gerek gerçek gerekse mecazî anlamda ‘’mesafeleri ortadan kaldırmak’’ suretiyle dünya insanlığını fizikî ve ekonomik olarak olduğu gibi entelektüel olarak da birbirine yaklaştırmıştır.

Ne var ki, günümüz dünyasında uluslararası ilişkilerin ana dinamiği halâ milliyetçilik olduğu ve ulus-devletler egemen siyasal birimler olmaya devam ettikleri için, küreselleşmeye rağmen dünya halkları arasında henüz ortak bir ‘’insanlık bilinci’’ oluşmuş değildir. Ancak, halihazırdaki küreselleşme sürecinin bu sonucu doğuracağının bir garantisi olmasa da, küreselleşme yine de kozmopolitan tahayyülü besleyen bir dinamik olma potansiyeli taşımaktadır.

Kozmoplitan tahayyülü besleyen en önemli dinamikler özgürlük ve refah arayışı ile değişime açıklık ve açık piyasalardır. Özgürlük, Sheldon Richman’ın da hatırlattığı gibi (‘’In Defense of Extreme Cosmopolitanism’’, 2017), bireylerin kendi seçtikleri herhangi bir kişiyle ve herhangi bir yerde barışçı olarak bir araya gelme veya ortak dava gütme özgürlüğünü içerir ki bu da barışçı bir karşılıklı-bağımlılık ve refah üretir. Öte yandan, aileleri ve devlet tarafından kendilerine ne öğretilmiş olursa olsun, yeni kuşaklar başka insanlar hakkında, onların hayat tarzları ve kültürleri hakkında doğal olarak merak duyacaklardır. Onlar doğal olarak kendilerine (‘’seküler’’ olanı dahil olmak üzere) kutsal olarak sunulan geleneği sorgulayacaklardır.

Yine Richman’ın belirttiği gibi, kozmopolitanizmin merkezinde yer alan (değişime-) açıklık insanî gelişim için hayatî önemdedir. Mal ve hizmetler piyasası gibi, fikirlerin serbest ve rekabetçi piyasası da hem nasıl düşüneceğimize hem de nasıl yaşayacağımıza ilişkin olarak bilgi eksiğimizi gidermenin yoludur. Bu da toplumların kültürel ve maddî alışverişlere açık olmasını zorunlu kılmaktadır. Onun için,  özellikle günümüzde kültürün değişimden korunması, gerçekleştirilebilir bir ideal olmaması bir yana, esasen arzu edilir bir şey de değildir.

Kaldı ki, medenî bir kültür ancak toplumlar arası iletişim ve etkileşim ortamında yeşerebilir. Ünlü kültür ve edebiyat adamı Mario Vargas Llosa’nın dediği gibi: ‘’Kültürler hür yaşamalı, başka kültürlerle sürekli yarışmalıdırlar. Bu onları yeniler ve yenileştirir, onların sürekli gelişmelerine ve hayatın kesintisiz akışına intibak etmelerine imkân sağlar.’’ (‘’The Culture of Liberty’’, Foreign Policy, 2001). Ne yazık ki, milliyetçi saplantı kültürlerin kendilerini yenileyerek gelişmelerinin başka kültürlerle daimî bir etkileşim içinde olmalarına bağlı olduğu gerçeğinin anlaşılmasını engellemektedir.

Öte yandan, özgürlük ve refah (veya özgürlük içinde refah) arayışı serbest ticaret ve dolaşım özgürlüğünü, yani sınırların insanlara, sermayeye ve mallara açık olmasını şart koşar. Başka bir deyişle, bireylerin gelişmesi toplumun genişliğiyle sınırlı olduğu için, liberal kozmopolitanizm toplumun sınırlarının gönüllü mübadele yoluyla barışçı bir şekilde bütün dünyayı içine alacak şekilde genişletilmesini gerektirmektedir.

Bu arada, kadim dönemlerin Stoacılığından tutunuz da Aydınlanma düşünürü Kant’ın felsefesine kadar farklı mecralarda yeri olan kozmopolitan ideal ile son on yılların siyasî bir eğilimi olan ‘’kozmopolitan demokrasi’’ idealini birbirinden ayırmak gerekir. Kozmopolitan tahayyül ‘’kozmopolitan demokrasi’’ hedefini zorunlu kılmadığı gibi, bu ikincisi demokrasi girişiminin öznesi olacak bir ‘’demos’’un varlığını öngörmesi bakımından gerçekleşme şansı zayıf olan bir hedeftir.

Dahası, dünya ölçeğinde örgütlenecek bir ‘’demokratik kurumlar’’ ağının yeni tür bir merkeziyetçilik olarak ister istemez totaliter bir potansiyel taşıyacağını da gözden ırak tutmamak gerekiyor. Onun için, kozmopolitan tahayyülü ahlâkî bir ideal olmanın ötesine taşıma isteklilik veya tutkusu insanlığın geleceği için ‘’hayra alâmet’’ olmayabilir. (‘’Kozmopolitan demokrasi’’ konusunda ANAYASA HUKUKUNA GİRİŞ [2. b.,2019]  kitabımın 227-228. sayfalarına bakılabilir.)    

YORUM EKLE
YORUMLAR
Turkish power
Turkish power - 4 ay Önce

Teorikten pratige inemeyen hayalperest zatı aliniz

banner464

banner455