Kendime iyi bakıyorum

 Kendime iyi bakıyorum.
 
Sabah altı buçuk gibi uyanıp öldükten sonra gitmem muhtemel yerdeki ısıyı dünyaya nakletmeye başlayan güneş, suyu ısıtmadan denizde yüzüyorum.
 
Kahvaltıda kendi yaptığım müsliyi yiyorum. İçinde beş çeşit tahıl, dört çeşit kepek, çekirdek ve ceviz, badem gibi şeyler var. Süt ve harnup pekmezi ile suluyorum bunları.
 
Buzdolabında yumurta, peynir, zeytin, tereyağı, domates, meyve var.
 
Zeytinyağından başka yağ kullanmıyorum.
 
Yemek pişirdiğimde ise - ki bu yazları sık sık olmuyor - sebze ve mercimek, fasulye tipi şeyler pişiriyorum.
 
Endüstriyel süreçlerden geçmiş, kutulanmış gıdalara elimi sürmüyorum. Kola tipi şeylerden nefret ediyorum.
 
Her ne kadar fazla yemek pişirmiyorsam da durmadan bir şeyler atıştırıyorum – muz, hurma, karpuz, kavun, elma, nektarın, badem, ceviz, hatta çikolata, aklınıza ne gelirse. Bu atıştırma işi beni bile şaşırtacak sıklıkta oluyor.
 
Sigarayı çoktan bıraktım. İçkiyi ise binde bir içiyorum.
 
Hayatımı şöyle özetleyebilirim: Uykum geldiğinde uyuyorum. Acıktığımda yiyorum.  Hemen hemen her gün muhakkak yüzüyorum, yürüyorum veya bahçede çalışıyorum; yazıyorum, okuyorum ve film izliyorum.  
 
Seks?
 
Eh!
 
“Ne kadar sık hastaneye gidersen o kadar çabuk ölürsün” düsturunun bir müridi olarak yılda bir, kalp ve göz doktoruna gitmek dışında, çekap mekapla ilgim yok.
 
Bütün bunları ne kadar sağlıklı yaşadığımı gösterip aferin almak için yazmadım.
 
Lafı şuraya getirmek istiyorum:
 
Kendime iyi bakmamın nedeni ömrümü uzatmak değil, yaşarken kendimi iyi hissetmek içindir.
 
Yaptıklarımı sevdiğim için yapıyorum, ömrümü uzatmak veya medyadaki beslenme öğütlerine uymak için değil.
 
İnsan kendine iyi bakmayarak ömrünü kısaltabilir.
 
Ama iyi veya çok iyi bakarak uzun bir hayat garantileyemez. Zira vücut başına buyruktur, ne isterse onu yapar.
 
Meselâ genetik kumarhanede hep kaybeden kâğıtları çekmiş olabilirsiniz.
 
Meselâ, bağışıklık sisteminiz, canı isterse, bağımsızlık ilan edip sizi öldürmeye çalışan hücrelerle işbirliği yapabilir ve sizi geri dönmeyenlerin diyarına yollayabilir. (Bu geri dönmemek, gidilen yerin buradan katbekat iyi olmasından dolayı olabilir mi?)
 
Gerçekte, insanın kaderi elinde değildir.
 
Kimin uzun, kimin uzundan daha kısa yaşayacağı, insanın kendine ne kadar iyi baktığından bağımsız bir bilinmezdir.
 
Ne düşünüyorsunuz bilmiyorum, ama bana göre bu konuda boş vermek umursamaktan evladır. 

YORUM EKLE