Lahanalarla uğraşırken

Dünya batmakta olsa bile  bahçemizle uğraşmaya devam edelim.
“Bahçemde lahanalarımla uğraşırken öleyim,” diyen Montaigne (1533-1592) gibi, bahçemizde lahanalarla, hatta bahçemiz olmasa da…
Saksılar da bir bahçedir.
Erikler çiçek açtı. Komşum, ağacın her bir dalına değişik bir erik türü aşıladığı için çiçekler birbirinden biraz farklı ve birbirlerinden biraz ara ile olgunlaşacaklar.
Yaz başında, seyyar satıcılar Lefkoşa’nın surlar içindeki dar sokaklarından, “Erik, satamazsak yerik,” diye bağırarak geçerlerdi.
Dün gece BBC’de izlediğim bir belgeselde Senegalli yaşlı bir kadın “ağaçlar toprağın ruhudur,” diyordu.
Program, Senegal’de bulunan ve dünyanın en az bulunan ve değerli ağaç türlerinden biri olan gül ağacının kaçak olarak kesilip Gambia’ya kaçırılmasını ve buradan Çin’e ihraç edilmesini anlatıyordu. *
 
Gambia kendi topraklarında yetişen gül ağaçlarını tüketmişti. Şimdi komşusundakilerin yok edilmesine aracılık ediyordu. 
İki komşu ülkenin liderleri bu çevre yıkımına karşı olduklarını açıklıyorlar ve durdurmak için her şeyi yapacaklarını söylüyorlar. Ama doğa söz konusu olduğunda verilen bütün sözler gibi bunlar da boş.
Ormanda yaşayanlar çaresizlik içinde izlerken gül ağaçları süratle tükeniyor.
Senegalli yaşlı kadın, ağlamaklı, “ağaçlar toprağın ruhudur,” diyor ama kazanç söz konusu olduğunda ruh muh kimin umurunda.
Tak tak tak baltalar vurulur ve dev ağaç yere serilir. Kesilirken kanar. İçindeki kırmızı bitki özü toprağa akar. Yerde konteynerlere sığması için iki metre uzunluğunda parçalara ayrılır.
Okumakta olduğum İhtiyar Pliny’nin (MS 23-79) Doğal Tarih adlı kitabından öğreniyorum ki, dünyanın en büyük imparatorluğunu kuran Romalılar için “ağaçlar tanrıların tapınaklarıydılar.”
Toprağın altında gizlediği şeyler arasında, insana en büyük armağanı ağaçlar ve ormanlardır, “ormanlara ve sessizliklerine taparız,” diye yazıyordu Pliny, milattan sonraki ilk yıllarda. 
Kırsalda olağanüstü yüksek ağaçlar tanrılara saklanıyordu.
Her değişik ağaç türü bir tanrıya adanıyordu: Meşe Jupiter’e,  defne Apollo’ya, zeytin Minerva’ya, mersin Venüs’e, kavak Herkül’e.
Bütün bu laflara rağmen Romalılar yakacak, maden eritme ve gemi yapımı için sayısız ağaç kesmemiş değil. İhtiyar Pliny, Roma donanmasının komutanı olarak gemi yapımı için binlerce ağacın kesilmesine bizzat neden olmuştu.
Senegal’deki gül ağacı katliamı dünyanın başka yerlerinde meydana gelen başka yok edilişlerden sadece biridir.
Gerçek şu ki; yok oluş denilen şey insan dünyaya ayak basar basmaz başladı ve her şey – doğa, denizler, temiz hava – tükeninceye kadar devam edecek.
“Eğer ağaçların tamamının kesilmesine izin verirsek hayata tutunabilecek miyiz,” diye soruyor Senegalli çiftçi.
 
Ağaçsız toprak, güneşe karşı korumasını kaybeder ve yanıp toza dönüşür. Ağaçlar olmayınca yağmurlar gelmez.
Öldüren Koronavirüs’ün son durağı insandır. İnsandan başka bir canlıya geçmez.
İnsan da bir virüstür.
Koronavirüs’ten farkı, bütün canlılara bulaşabilmesidir.
İnsan, kendi dâhil bütün canlılar için ölümcül bir virüstür.
*https://www.youtube.com/watch?v=G_GmLPPNbGc

YORUM EKLE