Azerbaycan’daki başörtüsü yasağının Türkiye’deki yansımaları bize neyi anlatıyor?

Malum, Azerbaycan makamlarının başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması yönündeki yeni uygulaması Türkiye’deki İslamcılar ile dinî muhafazakârları ve elbette AKP önde gelenlerini de alarma geçirmiş bulunuyor. Bu çevreler bu sefer Azerbaycan’da hortladığını  düşündükleri yeni ‘’28 Şubat’’ı kınıyorlar. Azerbaycan’ın toplumsal-kültürel yapısının ve siyasal tecrübesinin Türkiye’den bir hayli farklı olduğunu dikkate almadan veya bunun idrakinde bile olmaksızın!

Azerbaycan devletine karşıTürkiye’deki İslamcılar ile dindar-muhafazakâr camiayı etkisi altına alan protesto havası o kadar yoğun ve yaygın ki, bu yasağın asıl mağdurlarının ülkesinde bile bu şiddet ve cesamette bir tepkinin ortaya çıktığından emin değilim. Öyle görünüyor ki, Azerbaycan’daki ‘’kardeş rejim’’in, Aliyevler hanedanının bu kişiselci diktatörlüğünün, nevzuhur başörtüsü yasağı dışındaki genel baskıcılığı bu camiayı pek rahatsız etmiyor.

Çünkü bunlara göre, ‘’İslam’’ dendi mi, hatta ‘’insan hakkı’’ dendi mi akla gelmesi gereken sadece başörtüsüdür; başka şeyler, meselâ, hak, hukuk, adalet değil. Varsa yoksa başörtüsü! İslamın şiarı başörtüsüdür. Hatta kadın cinsinin dünyada var olma nedeni de başını örtmektir. ‘’Kadınlarımız’’ başlarını örttükleri sürece başka hiç bir şeyi dert edinmemiz gerekmez.

*

Şimdi, Azerbaycan’da ‘’başörtüsü yasağı’’nın Türkiye’deki dindar-muhafazakârlar ve İslamcıların bekledikleri veya umdukları gibi ora halkında büyük bir tepkiye neden olmamasında elbette rejimin sivil  inisiyatife hiç alan bırakmayan  baskıcılığının belirgin bir etkisi var. Ama burada mesele sadece rejimin baskıcılığına direnmenin zorluğuyla ilgili değildir. Azerbaycan toplumu Türkiye toplumu kadar muhafazakâr olmadığı gibi, din algısı ve dinî hassaiyetler bakımından da Türkiye’ye çok fazla benzemiyor. En başta, Türkiye’deki hayat tarzı dayatan totalci Sünnî İslam anlayışının karşılığı Azerbaycan’da yok. Onun için, başörtüsü yasağına oradaki tepkinin dozunun bizdeki kadar yüksek olmayışına şaşmamak gerek.

Fakat bunu söylemek,elbette, başını örten kız öğrencilerin kamu okullarına alınmamasına karşı çıkmanın yanlış olduğu anlamına gelmemektedir. Burada elbette bir insan hakları sorunu vardır. Her şeyden önce, öğrencilerin kılık-kıyafetlerinden dolayı kamu makamları tarafından ayrımcılığa uğratılması açık bir insan hakkı ihlâlidir. Ayrıca, ilgili kamu okulunun muadili olan alternatif sivil eğitim-öğretim kurumlarının var olmaması durumunda, bu ayrımcı davranış aynı zamanda kişinin eğitim hakkının da ağır bir ihlâli anlamına gelir. Ayrıca, öğrencinin başını örttüğü için eğitim hakkından yoksun bırakılmasında  lihlâlin varlığı, reşit olmayan öğrencinin kıyafetinin kendi tercihi olup olmamasından da bağımsızdır. Çünkü, çünkü prensip olarak temel bir hakkın ahlâkî ve normatif değeri kamu makamlarının salt idarî mülâhazalarına ağır basar.

Bu durumda, vaktiyle Türkiye’de olduğu gibi bugün de Azerbaycan’da başörtülü öğrencileri eğitim hakkından yoksun bırakan söz konusu yasağa karşı çıkmak elbette öncelikle bir insan hakları meselesidir. Ancak bu, çok az istisna dışında, insan hakları meselesinde İslamî kesimin ve AKP partizanlarının iki yüzlü tutumunun gözden kaçmasına yol açmamalıdır. Bu ikiyüzlülüğün en belirgin kanıtları, 28 Şubat döneminde başörtüsü yasağına karşı çıkan bu kesimin gerek AKP iktidarının sistematik insan hakları ihlâlleri ve genelleştirdiği zulüm siyaseti, gerekse Azerbaycan’daki otoriter rejim karşısında genellikle sessiz kalmasıdır. Bu arada, şu acı ironi de gözlerden kaçmıyor: 28 Şubat rejiminin kimi başörtüsü mağdurları bugün AKP otoriterizminin en hararetli destekçisi durumundadırlar. 

Ne yazık ki, dünyanın şurasında burasında meydana gelen insan hakları ihlâlleri söz konusu olduğunda da, Gazze’deki insanî trajedi ve Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı gibi kendi ideolojik hassasiyetlerine uygun düşenler dışındaki ihlâl ve zulümler İslamcılarla AKP’lilerin dikkatini ve tepkisini pek çekmiyor. Öte yandan, İran İslam Cumhuriyeti’nin insan haklarını tanımaması ve bu arada genel bir politika olarak devletin hayat tarzı dayatması da onların çoğunun vicdanını rahatsız etmiyor.

Bu durumda, Türkiye’de veya Azerbaycan’da başörtüsü yasağına haklı olarak  karşı çıkanların, dünya görüşleri ve ideolojilerinden bağımsız olarak kişilerin  evrensel ‘’dokunulmaz’’  insan haklarına sahip olduklarına inandıklarına ikna olmamız için, hem AKP rejiminin sistematik baskı siyasetine mazeret uydurmak veya onu açıkça desteklemek yerine ona karşı çıkmaları, hem de anlamlı bir gösterge olarak, özellikle İran’daki kadınların başını örtmeme hakkına da sahip çıktıklarını  göstermeleri gerekir. 

Vicdan ve insaniyet ne başını örtme özgürlüğüne saygıda başlıyor ne de orada bitiyor.

YORUM EKLE

banner582

banner471

banner628

banner473