Çerçeve Yasa’’ ne getiriyor?

Kamuoyunda ‘’çerçeve yasa’’ olarak ta bilinen ‘’Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’’nin bu hafta içinde Millet Meclisi’ne sunulmasıyla ‘’terörsüz Türkiye’’ süreci yeni bir aşamaya girmiş oldu. Altında 360’a yakın milletvekilinin imzası bulunan teklifin, muhtemelen ufak-tefek değişikliklerle birlikte, kısa süre içinde yasalaşacağı anlaşılmaktadır.

Oniki maddeden oluşan bu kanun teklifi, işin doğası gereği DEM partinin sürece dahlil edilmesini saymazsak, muhalefet partileri tamamen dışlanarak ve -öyle anlaşılıyor ki- güvenlik bürokrasisi ile yargı bürokrasisinin teknik desteğiyle hazırlanmış görünüyor. Muhalefetin bu dışlanmasına, iktidar cephesinin muhalefet partilerinden yine şeffaf olmayan bir şekilde teklife imza toplama çabasının da eklenmesi muhalefetin haklı eleştirisini çekti. 

Nitekim Yeni Parti lideri Özgür Özel sürecin yürütülme şeklinin yanlı olduğunu söylerken, kanun teklifinin hazırlanışındaki şeffaflık eksiğine dikkat çeken Babacan da "böylesine hayati bir süreçte, nihai bir metni ortaya koymadan kapalı kapılar ardında imza toplama usulünü doğru bulmadıkları’’nı dile getirdi.

Çerçeve Yasanın içeriğine yakından bakarsak: Bu Kanun hükümlerinden yararlanmak isteyenlerin, terör örgütünün fiilî varlığına son verdiğinin ve her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespitini teyit eden MGK’nın kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren altı ay içinde yazılı olarak başvurmaları gerekiyor.

Kanun PKK/KCK örgütü mensuplarına başlıca şu imkânları sunmaktadır (özetle):

  1. Haklarında yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturmaların (davaların), ilgili suçlar için öngörülmüş cezaların ağırlığına göre, 5 yıl veya 10 yıl süreyle ertelenmesi (m. 3),
  2. Ertelemeye konu olan suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adlî kontrole işikin koruma tedbirlerinin ilgili yargı mercileri tarafından değerlendirilerek şartları mevcutsa kaldırılması (m. 4),
  3. Haklarında erteleme kararı verilenlerden erteleme süresi içinde suç işlemeyenler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme (davanın düşmesi) kararı verilmesi (m. 5),
  4. Kanun kapsamındaki suçlardan mahkum olanların cezalarının cezanın ağırlığına göre beş veya on yıl ertelenmesi ve erteleme süresi içinde suç işlenmemesi halinde cezanın infaz edilmiş sayılması (m. 6),
  5. Bu Kanun gereğince verilen erteleme kararlarının yetkili Kurul tarafından dönemsel olarak değerlendirilmesi sonucunda  soruşturma ve kovuşturmalar veya mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluklarının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması kararlarının verilebilmesi (m. 7).

Bu arada, örgüt faaliyeti olarak kasten adam öldürenler ile 1 Haziran 2005’ten önce müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçları işlemiş olanlar bu Kanundan yararlanamayacaklar (m. 3 ve m. 6).

Kanun ayrıca uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi için Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında bazı bakanlar ve yüksek bürokratlardan oluşan bir Kurul oluşturulmasını ve uygulamanın işleyişini izlemek üzere de TBMM Başkanlığınca bir İzleme Komisyonu’nun kurulmasını öngörmektedir (m. 7).

Görüldüğü gibi, ‘’çerçeve kanun’’ sadece terör örgütünün tam olarak tasfiyesi ile terör suçlarından şüpheli, sanık veya mahkum olanların normal hayata dönmelerini ve isteyenlerin siyaset yapabilmelerini sağlama amacı gütmektedir. Başka bir deyişle, Türkiye Cumhuriyeti ‘’terörsüz Türkiye’’yi amaçlayan bu düzenleme ile, kendi içine ve yakın çevresine yönelik (bölgesel) güvenlikçi ve stratejik çıkarlarını garanti altına almaya çalışmaktadır.

Elbette bu tespit, kırk yıldır toplumumuz için çok büyük insanî ve maddî maliyete neden olan savaş ortamının ortadan kalkmasının, devletin yanında, Türkü ve Kürdüyle  bütün bir topluma paha biçilmez bir kazanç sağlayacağını görmeye engel değildir.  Kaldı ki, PKK/KCK terörünün temelli olarak sona erdirilmesi aynı zamanda Kürt Sorununun nihaî-demokratik çözümünün de ön şartıdır.

Buna karşılık Kanun siyasal, sosyal ve kültürel bir sorun anlamında asıl büyük sorunun, (‘’Kürt Sorunu’’nun) çözümüyle ve çözümün vazgeçilmez zemini olan özgürleşme ve demokratikleşmeyle doğrudan ilgili olan herhangi bir düzenleme içermemektedir. Esasen bu konu anayasa değişikliği de dahil olmak üzere daha kapsamlı hukukî ve siyasî-îdarî düzenlemeleri gerektirmektedir.

Onun için şimdi mesele iktidar bloğunun böyle bir niyetinin olup olmadığı ve eğer varsa bu yolda ne kadar ileri gidebileceği, başka bir deyişle ne kadar özgürlükçü ve demokrat olabileceğidir.

Ben şahsen bu asıl konuda pek iyimser değilim. Dilerim daha sonraki gelişmeler bana yanıldığımı göstersin. 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Okur
Okur - 2 saat Önce

Padişahımız bundan 10 Yıl önce masayı devirmişti.
Anlaşılan bayağı sıkışmış,Kürtlerin oyu olmadan bu işi kotaramayacak.
Osman,Kavala’nın,Selahattin Demirtaş’ın,Ekrem İmamoğlunun,Atalay’ın ESİR tutulduğunu hatırlatırım.

banner582

banner471

banner628

banner473