Çözüm irademizi kanıtlamak yerine bize yapılan haksızlıkların düzeltilmesi için mücadele etmeliyiz

1960  Londra Zürih Antlaşması ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, iki halklı bir cumhuriyetti;
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 186 sayılı kararı ile Rum Yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti kabul edildi, adanın tek sahibi olması için de 541 ve 550 sayılı kararları ile KKTC’nin tanınması engellenmektedir.
Üstüne üstlük Türk tarafının görüşü alınmadan, sadece Rumları temsil eden Yönetim AB’ye üye alındı.
Yukarıdaki kararlar nedeniyle Rum, müzakerelerde yönetim yetkisini Türklerle paylaşmaya razı olmadı.
Bu nedenle hala daha çözüm irademizi kanıtlamak saplantısına takılıp kalmak, KKTC’nin tanınmasının geciktirilmesi ve  Rum’un bizi masada oyalayarak ambargolarla çökertmek tezgahına yardımcı olmaktadır.
Karşımızdaki gerçekler nedeniyle, her koşulda Rum’un safında yer alan BMGK ve AB’nin belirleyeceği koşullarda müzakerelere katılmak yerine önce Rum’un makul anlaşmaya razı olmamasını sağlayan nedenlerin etkisiz duruma getirilmesi için mücadele etmeliyiz.
Mücadele etmemiz gereken haksızlıklar nedir?
1. Rum tarafı Aralık 1963’te “13 maddelik anayasa değişikliği” teklif etti. Türkler veto hakkını kullanınca Makarios hükümetten çekilmelerini istedi. Olaylar patladı. Türkler yönetimden atıldı.
Sonuç: 1963 sonundan itibaren “iki halklı cumhuriyet” fiilen bitti.
2. BM Güvenlik Konseyi 1964’te 186 sayılı karar ile Rum Yönetimini “Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti” olarak tanıdı. Oysa: 1960 Anlaşmaları “tek taraflı feshedilemez” .
3. Rum tarafı tek taraflı anayasayı değiştirdi, Türk ortağı attı. Bu uluslararası anlaşma hukuku Madde 60 Viyana Sözleşmesi’ne aykırıdır.
             4. Eşitlik ilkesi ihlali: BM Şartı Madde 2/1 “egemen eşitlik”. Kurucu ortağı tanımayıp diğerini tek temsilci saymak, o ilkeyle çelişir.
5. 1960  KC, “ortaklık devleti”idi. Ortağı atıp tek başına devam etmek, şirketin bir ortağını atıp şirket benim demeye benzer.
 6. Self-determination: Türkler 1963’te ortaklıktan zorla çıkarıldı. 11 yıl yönetimde yok, BM’de temsil yok, pasaport yok. Meşhur hukukçu Lauterpacht’ın dediği gibi: Ortaklık bittiği anda yeni siyasi statü hakkı doğar.
7. 2004’ten beri AB üyeliği de bu “tek temsil”in üstüne kuruldu. O yüzden Rum tarafı “biz devletiz, siz ayrılıkçı topluluksunuz” diyor. Oysa biz “1960 ortağıyız, ortaklığı Rum bozdu.
Rum yetkililerinin açıklamaları ve son günlerdeki eylemleri, bizimle eşit ortaklıktan yana olmadıklarını kanıtlamaktadır.
                Rum ve her koşulda Rum-Yunan ikilisinin safında yer alan AB ile BM’nin de amacı, Girit’te olduğu gibi önce bir ara çözümle Türk ordusunu uzaklaştırmak ondan sonra da adanın tümünü Yunanistan’a bağlamaktır.
           Sade vatandaşların bildiği bu gerçeği hala daha göz zardı eden ve federasyon çatısı altında Rum’la birleşmeyi savunanlar anlaşılması zor bir tutum içindedir.
                Çünkü olası federal ara çözümden sonra ortaya çıkacak durumdan, halkımız yanında siyasiler de zarar görecek.
              Bu nedenle Kıbrıs Türk halkının güvenli geleceği için, anavatanın belirlediği ve kalıcı çözüm olan iki egemen eşit devlet seçeneğini tek yumruk halinde destelemeliyiz.  

YORUM EKLE

banner582

banner471

banner628

banner473