banner564

‘Çözüm iradesi ve Barış dili’ saplantısı

  Kıbrıs’ta gerçekten kalıcı çözümden yana olanlar, her şeyden önce geçmişten günümüze yaşanan deneyim ve olayları dürüstçe dikkate almalı.

1964’ten günümüze 15 dolayında çözüm planını kabul ederek barış ve çözüm irademizi kanıtladığımız halde hala ambargolarla cezalandırılmaktayız. 15 kere daha kanıtlamamız bize ne kazandıracak?

   Rumların 1964’ten günümüze hazırlanan ve birleşmeyi öngören tüm çözüm planlarını kabul etmemesi, Türklerle yönetim yetkisini paylaşmaktan yana olmadığının kanıtıdır;

1974’de fiilen oluşturulan iki kesimlilik, Viyana Anlaşması’nda resmileştirildi ve gönüllü nüfus mübadelesi gerçekleşti. Buna rağmen müzakerelerde Rumların mülk sorununda global takası kabul etmemesi ve kuzeye yerleşmek istemesi, iki kesimlilikten yana olmadığını ortaya koymaktadır;

Rum yetkililerin tutum ve açıklamaları, yaşanan acı deneyimlere rağmen, adanın tümünü Yunanistan’a bağlamak idealinden vazgeçmediğini göstermektedir;

AB ve BM gibi uluslararası kuruluşlar, adil davranmamakta, güçlü devletlerin güdümünde ve onların çıkarları doğrultusunda hareket ederek karar üretmektedir.

Batılı emperyalistler her koşulda Yunanistan’ı, Kıbrıs Rumlarını, Ermenileri ve Yahudileri savunmakta ve desteklemektedir;

Rum ve destekçilerinin amacı federasyon adı altında bir ara çözüm yapılmasını sağlamak ve Türk ordusunun uzaklaştırılmasından sonra, adanın kuzeyini de Yunanistan’la birleştirmekti;

1955’den 1974’e kadar Rumlar ile Türkler arasında sürekli çatışmalar olduğu; iki bölgeliliğin oluşmasından sonra ise, adada en uzun süreli barış ve huzur ortamı oluştuğu inkar edilemeyen bir gerçektir;

Halen yan yana barış içinde yaşayan ve kendi kendilerini yöneten iki halkı yeniden birleştirmek, geçmişteki acı olayların tekrar etmesine sebep olacak;

Batılı emperyalistler Türkiye’yi Ege’de olduğu gibi doğu Akdeniz’de de etkisiz duruma getirmek amacındadır. Bu nedenle, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak çabasında olduğu için iki devletli kalıcı çözüm yerine,  ara çözüm olarak federasyonu dayatmaktadır.

2004 Referandumdan sonra AB ve BM yetkililerinin, Kıbrıs Türk halkının ambargolarla cezalandırılması için hiçbir neden bulunmadığını açıklamasına rağmen, hala daha haksızca cezalandırılmaktayız.

Taraflı davrandığı, adil olmadığı ve mağdur ile suçluyu ayırt etmediği kanıtlanan AB ve BM’den hala daha çözüm konusunda medet ummak saflıktan öte gaflet değil mi?

Karşımızdaki gerçeklere rağmen, hala daha KKTC’de bazı kişilerin dünyaya çözüm irademizi kanıtlamamızı istemesi, Rumları çözüme zorlamamızı önermesi, iki devletli çözüm yerine federal birleşmeyi savunması, olası anlaşmadan sonra Türk ordusunun uzaklaşmasını kabul etmesi, iyi niyetli, gerçekçi ve Kıbrıs’taki varlığımızın onurlu bir şekilde sürdürülmesi bakımından çıkarımıza mı?

Rum’u destekleyen emperyalist devletlerin gerçeklere aykırı olarak, ulusal çıkarları doğrultusunda hareket etmelerini engellememiz mümkün değildir.

Ancak, sırf Müslüman olduğu için Kıbrıs, Arakan, Bosna, Karabağ ve halen Gazze’de suçsuz insanların katledilmesine seyirci kalan, hatta yardım eden emperyalist devletler ile onların güdümünde olan AB ile BM’ye güvenmek, çözümde onlardan medet ummak, iyi niyetli ve isabetli bir tutum olabilir mi?

 Somalilandı ayrı devlet olarak tanıyan İsrail’e ses çıkarmayan AB ve BM’nin, öte yandan KKTC’yi tanıyan TC’yi cezalandırması taraflı davrandıklarının kanıtı değil mi?

Dünyaya demokrasi ve insan hakları ayarı yapan Fransa, Almanya, İngiltere, ABD’nin Gazze’de soykırım yapıldığını açıklayan BM raportörünün görevden alınmasını talep etmesi, siyasi çıkarları doğrultusunda hareket ettiklerini göstermiyor mu?  

           

YORUM EKLE

banner471

banner474