Eğitimi düzeltmeden kürt sorununu çözemezsiniz

Eğitim her yerde olduğu gibi Türkiye’nin de temel sorunlarından biridir. Yeni nesilleri sürekli değişen beşerî ve doğal çevreye intibaklarını kolaylaştıracak zihinsel olgunluğa, bilgi ve yetenek donanımına kavuşturmak ve onları genel olarak hayata hazırlamak her toplum için sahici bir ihtiyacıdır.  

Ne var ki, öteden beri Türk eğitim sisteminin esas amacı bu temel ihtiyacı karşılamak olmamıştır. Türkiye’de eğitim deyince, tabiatıyla, öncelikle devlet okullarında yapılan eğitimi kastediyoruz. Gerçi ülkede ‘’özel’’ eğitim kurumları da vardır ama bunlar aslında ‘’millî eğitim’’ bürokrasisinin vesayeti altında çalışan ve müfredatı devletçe dayatılan kurumlardır. Açıkçası, ‘’özel okul’’ diye tabir edilen ilk ve ortaöğretim işletmeleri sadece iktisadî-ticarî anlamda özeldirler, yoksa gerçekte sivil kurumlar değildirler.

Öte yandan, yüksek eğitim alanındaki ‘’özel’’ üniversitelerin (vakıf üniversitelerinin) de ‘’akademik’’ yapıları ve işleyişleri bakımından devlet üniversitelerinden esaslı bir farkı yoktur. Esasen bu kurumlara kanunla ‘’kamu tüzel kişiliği’’ tanınmıştır ve hepsi YÖK denen ‘’yükseköğretim inzibat teşkilâtı’’na bağlı olarak çalışır.

Kısaca, resmî olarak ve özel olarak işletilen unsurları ile bir bütün oluşturan ‘’Türk eğitim sistemi’’  esas olarak devletçi bir sistemdir ve tabiatıyla tarafsız bir şekilde değil ideolojik olarak işler. Bu ideolojik amaçtan üniversiteler de muaf değildir. Başka kanıtları da var olmakla beraber, bunun en belirgin kanıtı, büyük ölçüde bir ideoloji eğitimi olan  ‘’Türk Devrimi ve Atatürk İlkeleri’’ diye bir dersin bütün yükseköğretim kurumlarında zorunlu olmasıdır.

Eğitim sistemine hakim olan ideolojinin merkezinde ‘’Devletin bekası’’ yatmaktadır, systemin her ne pahasına olursa olsun ‘’Devletin bekası’’na hizmet etmesi esastır. Bu amaçta sadece ‘’millî eğitim’’ bürokrasisi değil, ‘’sağcısı ve solcusuyla’’ eğitim sisteminin hemen hemen bütün personeli mutabıktır.  Bu personel (başlıca, öğretmenler) arasında sadece ideolojinin kavranışında bazı küçük farklar vardır.

Burada söz konusu olan ‘’beka’’nın öznesi elbette ‘’Türk devleti’’dir, yani  zaman zaman dile getirilen aksi yöndeki iddialara ragmen, gerçekte ‘’Türkiye Cumhuriyeti’’nden kastedilen, kimliğine olursa olsun yurttaşların bir birliği değil ‘’(etnik-kültürel) Türklerin devleti’’dir. Bunun mantıkî sonucu eğitim-öğretimde milliyetçiliğin -açıkçası Türkçülüğün- öne çıkarılmasıdır. Nitekim, eğitim müfredatına bakarsanız, Türklük dünyanın merkezidir, bütün şan ve şerefler sadece Türklere aittir. Ve tabiî Türkiye’de ‘’Türk’’den başka da kimse yoktur.   

Türkiye’de eğitimin durumunun başka bir sorunun, Kürt sorununun, çözümüyle ilgili olarak ta önemli imaları vardır.  Prensip olarak, tanımlanan tekçi-türdeş Türk kimliği tasavvuruna göre örgütlenmiş  olan halihazırdaki devlet yapısı ve onun mantıkî uzantısı olan  mevcut eğitim sistemi, entik-kültürel, ideoloji ve dünya görüşü bakımlarından çeşitlilik arz eden toplumumuzun barış içinde idamesi için zaten uygun değildir.

Onun için, Türkiye Cumhuriyeti’nin ahlâkî çoğulculuk ve kültürel çeşitliliğin gereklerine uygun olarak yeniden yapılandırılması sadece güncel Kürt sorununun çözümü için değil genel olarak Türkiye toplumunun özgürlüğü, sulh ve selameti, dirlik ve düzenliği ve refahı için şarttır. 

Şu da var ki, bu yolda otuz yıldır yazıp söyleye geldiğim türden ‘’en liberal’’ anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılması halinde dahi, mevcut eğitim sisteminin işaret ettiğim Türkçü-devletçi yapısı değişmediği sürece, PKK tamamen tasfiye edilmiş olsa bile, Kürt sorunu ortadan kalkmayacaktır.

Kürtler yokmuş gibi davranarak Kürt sorununun çözülmesine imkân yoktur.

YORUM EKLE

banner582

banner608

banner628

banner473