banner564

İstanbul maceram nasıl bitti?

Benim hukukçu bir akademisyen olarak meslekî kariyerim 1985 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başladı.

Lisansüstü öğrenimime 1981 yılında Hukuk Fakültesi’nde başlamış, orada Doktora öğrenimimi yaparken idarî yargıda çalışmış, 1985 yılının Baharında Kayseri İdare Mahkemesi üyesi iken hakimlikten ayrılarak ‘’Mülkiye’’de akademik mesleğe intisap etmiştim.  Bilâhare 1991 başında Hacettepe Üniversitesi’ne geçtim ve 2010 sonbaharına kadar da orada öğretim üyesi olarak çalıştım. ‘’İstanbul maceram’’ da işte o zaman başladı.

O sıralar, konuşma dilinde ‘’özel üniversite’’ denen Vakıf üniversiteleri yaygınlaşmaya ve devlet üniversitelerinden emekli olan birçok hoca bu üniversitelerde daha uygun maaşlarla görev almaya başlamıştı. O zamanlar yakın arkadaşım olan Atilla Yayla sinemacı Sinan Çetin’in kurduğu Meslek Yüksek Okulu’nun kurucu Müdürlüğünü kabul edip İstanbul’a taşınmıştı ve bana da İstanbul’da bir üniversiteye geçmeyi tavsiye ediyordu. Buna, eski öğrencim ve bilahare arkadaşım olan B. Berat Özipek’in kendisinin çalışmakta olduğu ve adını daha önce pek duymadığım İstanbul Ticaret Üniversitesi’ne geçmem yönündeki telkinleri ve Hukuk Fakültesi Dekanlığını kabul etmem konusundaki aracılığı eklendi.

Başlangıçta, 39 yıldır yaşamakta olduğum Ankara’dan ayrılmak istemedim, fakat ısrarlı taleplere Üniversite’nin o zamanki rektörü rahmetli Sabri Orman’ın özel ricası da eklenince teklifi kabul ettim. Böylece 2010 Eylül başında henüz 9 yaşında olan İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Dekan olarak göreve başladım. Bir yıl sonra da ailemi de İstanbul’a taşıdım.

Yeni Üniversitemde, benim pek alışkın olmadığım ufak-tefek idarî sorunları saymazsak, başlangıçta işler iyi gidiyordu. Bu elverişli ortamı büyük ölçüde Rektör rahmetli Sabri Orman’a borçluyduk ama bir süre sonra kendisi görevden ayrılmayı tercih etti. Onun ayrılmasından bir süre sonra da, İstanbul Ticaret Odası yönetiminin değişmesi nedeniyle Üniversite’nin Mütevelli Heyeti’nin yeni başkanı AKP kurucularından İbrahim Çağlar oldu (Mayıs 2013). O sırada ben 3 yıldır Hukuk Fakülltesi Dekanlığı’nı yürütmekteydim. Bundan sonrası Mütevelli Heyeti Başkanı’nın Üniversite’nin akademik işlerine de müdahale ettiği bir dönem oldu.

Zamanla benim yazı ve konuşmalarımda AKP iktidarının gitgide artan hukuksuzluk ve baskı siyasetini yazı ve konuşmalarımda daha yoğun bir şekilde eleştirmeye başlamam yeni Başkan’ın başlangıçta bana karşı olan sempatik tutumunu değiştirmesine yol açtı. Sonunda kendisinin isteği üzerine Hukuk Fakültesi Dekanlığından ayrıldım.

Bu arada ilginç bir şey oldu. Sanırım 2014 yılıydı, Mütevelli Heyeti başkanı İbrahim Çağlar, o sıralar gündemde olan AKP’nin taslak halindeki Anayasa değişikliği önerisini inceleyip Ticaret Odası Yönetim Kurulu’nun huzurunda bir sunuş yapmamı rica etti. Kabul ettim ve AKP’nin Önerisi hakkında baştan sona eleştirel ve sözünü sakınmayan bir sunuş yaptım. Özetle, bu Önerinin ülkenin kaderini tek bir kişinin takdirine terk etmeyi öngördüğünü, kuvvetler ayrılığına ve yargı bağımsızlığına aykırı olduğunu anlattım.  Hatta, merhum Çağlar’ın, ‘’peki bunun bir şekilde düzeltilmesi mümkün değil mi?’’ şeklindeki sorusuna ‘’hayır, bunun tamamen terkedilmesi gerekir’’ mealinde bir cevap verdim. Daha sonra 2017’dek referandum sunulan metin esas itibariyle bu Öneri’ye dayanıyordu.    

Merhum Çağlar’ın benimle ilgili son icraatı 15 Temmuz 2016 gecesi yaptığım bir facebook paylaşımında sokaklara hâkim olan ‘’demokrasi’’ heyecanına pek katılmadığım ve bugünleri öngördüğüm (‘’önümüzdeki dönemde bizi çok daha zalim bir rejimin beklediği’’ni yazdığım) için Üniversite’deki görevimi sonlandırması oldu. 18 Temmuz sabahı Fakültedeki odama girdiğimde masamda Mütevelli Heyeti Başkanı İbrahim Çağlar’ın ‘’demokrasi karşıtı’’ (!) olduğum gerekçesiyle görevime son verildiğini belirten bir yazısını bulmuştum. (Bugün o ‘’demokrasi’’nin sefasını sürüyoruz!) Ticaret Odası Başkanı sonunda beni akademiden uzaklaştırmak için kendince bir bahane bulmuştu.

İstanbul’daki üniversite maceram böylece bitmekle beraber bir süre daha İstanbul’da kaldım. Türkiye’nin siyasî şartlarını bilenlerinin tahmin edebilecekleri gibi, bu arada ne başka bir Vakıf Üniversitesi’nde iş bulabildim, ne de kendi isteğimle emekli olarak ayrılmış olduğum Hacettepe Üniversitesi’ne geri dönebildim. Üniversite’nin yasal dayanağı olan göreve dönme talebimi reddeden kararına karşı yurt içindeki hak arama çabalarım netice vermeyince, sonunda 2024 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptım.

Ama ben okumak, yazmak ve siyasî baskıları eleştirmekten vaz geçmedim.  Yaklaşık bir yıldır da tekrar Ankara’dayım. 

YORUM EKLE

banner471

banner474