banner564

Neoliberalizm hayaletinin günahları!

Altı yıl önce kaleme aldığım bir makalede ‘’neoliberalizm’’in solcular için bir günah keçisi işlevi gördüğüne dikkat çekmiştim. Solun uydurduğu bu terimle güttüğü amaç serbest piyasacı iktisat düşüncesini ve genel olarak liberalizmi kitleler nezdinde peşinen karalamak ve itibarsızlaştırmaktır. Terimi sık sık bir komployu deşifre ediyormuş havasında kullanmaları da bu yüzdendir.

Bugün neoliberalizm terimiyle solcular tarafından akademik dünyada hedef alınanlar, başta Ludwig von Mises ve Friedric A. Hayek olmak üzere piyasa ekonomisi taraftarı klasik liberal düşünürlerdir. Kamu politikası alanında ise öncelikle 1980’li yıllardaki İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ile ABD Başkanı Ronald Reagan gibi liberalizmden etkilenmiş olmakla beraber esas olarak muhafazakar kimlikli siyasetçiler neoliberal olarak yaftalanıp karalanmaktadır. Mamafih, Tony Blair ve Bill Clinton gibi merkez solda yer alıp da liberalizmden az çok etkilenmiş olan siyasetçiler de zaman zaman bu furyadan nasiplerini almaktadırlar.

Ama ne gariptir ki, Phillip Magness’in dediği gibi, sözde son 80 yıldır küresel ekonomiyi yönetmesine rağmen, bu ideolojinin kendilerini ‘’neoliberal’’ olarak tanımlamaya istekli olan hemen hemen hiç takipçisi yok. Aksine, ‘’neoliberalizm’’ herhangi bir tutarlı tanımı olmayan, hemen hemen her ekonomik şikâyet için kullanılan ve her anlama gelen bir terim konumundadır.

Kınanması gereken ve kötü olduğuna ilişkin bir algıya sahip olmak dışında, neoliberalizmin ne anlama geldiğini kimse bilmese de, bu durum düşünce ve bilim insanlarını konu hakkında onbinlerce makale ve kitaptan oluşan bir ‘’neoliberalizm araştırmaları’’ külliyatı üretmekten alıkoymamıştır. Robert Lawson ve Phillip Magnes neoliberalizmin anlamını belirlemek amacıyla, ilgili literatürü inceleyerek ulaştıkları sonuçları geçen yıl Neoliberal Abstracts adlı bir kitapta topladılar. Kitap neoliberalizm hakkında yayımlanmış, akademik görünümlü 100 makale ve kitabın oluşturduğu temsilî bir derleme sunmaktadır.

Magness neoliberalizm hakkındaki bu ‘’araştırmalar’’ın bazılarının tamamen tutarsız, hatta akıl dışı olduğunu belirtiyor. Meselâ, bir tanesi ev kedileri arasındaki obezite salgını için neoliberalizmi suçluyor. Başka bir araştırma, neoliberalizmin World of Warcraft video oyun platformunun kurgusal ekonomisini ifsat ettiğini iddia etmektedir.  Yine ‘’retoriksel ekofeminist bir analiz’’ adlı bir makalede neoliberalizmin “Etsiz Pazartesi” diyet kampanyasıyla vejeteryen hareketi hedef aldığı iddia edilmektedir. Hatta kötü vücut kokusundan mustarip sosyalist aktivistleri damgalamak amaçlı neoliberal hijyen standartlarını suçlayan, hakem incelemesinden geçerek yayımlanmış bir makale bile var.

Neoliberalizm teriminin kökeni, bir grup Alman Marksistin onu iktisatta Marjinalist Okul için karalayıcı bir etiket olarak kullandıkları 1920’lere kadar geri gitmektedir. Bu yaftanın en erken kullanımlarından birine Marksist filozof Max Adler’in 1922 tarihli bir kitabında rastlanmaktadır. Adler Viyana Üniversitesi’ndeki Marjinalist grubu ‘’Neoliberalismin yeni ve en hararetli savunucuları’’ olarak nitelemiş ve bu yafta kısa sürede Alman Marksist akademyası arasında yerleşmişti. Başka bir Marksist tarihçi Alfred Meusel 1924 yılında başta Mises olmak üzere ‘’Neoliberaller’’in Marks’ın öngördüğü ‘’kaçınılmaz’’ sosyalist kıyama karşı ‘’serbest rekabetin ve iktisadî güçlerin serbest işleyişinin prensiplerini tekrar öne çıkarmaya’’ çalışmalarını eleştiriyordu.

Marksist kökenli bu ‘’neoliberalizm’’ karşıtlığı furyasına, 1926’da proto-faşist Othmar Spann üniversiteler için kaleme aldığı ekonomi ders kitabına‘’Neoliberal Yönelim’’i eleştiren bir bölüm ekleyerek katıldı. Spann anti-Marksist olmakla beraber neoliberalizm teriminde liberallere karşı Marksist çağdaşlarıyla ortak bir zeminde buluştu. Böylece kolektivist aşırı sol ile kolektivist aşırı sağ Marjinalizm ve klasik liberalizmin bireyci yönelimini aşağılamakta birleştiler.

Onun için, 1938’de Paris’te yapılan Walter Lippmann kolokyumunda Mises ve Hayek’in Alman iktisatçı Alexander Rüstow’un önerdiği ‘’neoliberal’’ terimini reddetmiş olmaları hiç te şaşırtıcı değildir, aksine gayet anlamlıdır.

Günümüze gelirsek, solcu akademisyenler ve yazarlar 1990’lardan başlayarak neoliberalizm kavramını 1920’lerdeki düşünsel atalarıyla hemen hemen aynı imalarla yeniden kullanmaya başladılar. Böylece neoliberalizm terimi Marjinalizmin takipçilerini ve genelde serbest piyasacı iktisadî düşünceyi kötüleyici bir sembol haline geldi.  Terimin canlandırılmasında 1920’lerde olduğu gibi, yine Marksistler başı çektiler.

Yine 1920’lerde olduğu gibi, hayalî ‘’neoliberalizm hegemonyası’’ndan hoşnutsuz olanlar kafilesine son yıllarda, bir kısmı kendisini ‘’postliberal’’ olarak niteleyen, Amerika’daki gelenekçi-kolektivist muhafazakâr yazarlar da katıldı. Daha önce yazdığım gibi, ‘’neoliberalizm’’ yaftasına bir suçlama olarak başvurmak Türk muhafazakârları arasında da gitgide popüler hale geliyor. 

YORUM EKLE

banner608

banner473