Taşınmaz mal konusunda biz alacaklıyız

1974 Barış Harekatı’ndan sonra, Viyana Anlaşması uyarınca, iki bölgelilik tescil edildi. Kuzeydeki kalan Rumlar güneye, güneyde kalan Türkler de Kuzeye yerleştirildi. 
Viyana Anlaşması’nda, Toprak konusunda herhangi bir anlaşma yapılmadı. Fakat, doğal olarak güneye yerleşen Rumlar Türklerin evlerine yerleştirildi, Türklere ait topraklardan yararlandı. Kuzeye gelen Türkler de, göç eden Rum evlerine yerleştirildi. Geçimini sağlayabilmek için Rumların bıraktığı kaynakları değerlendirdi.
Halen Rum, hem güneyde kalan Türk taşınmaz mallarını kullanıp değerlendirmekte, hem de, KKTC’de kalan topraklardan Türklerin yararlanmasını engellemeye çalışmakta. Bu çerçevede, kuzeyde kalan eski Rum topraklarını değerlendirenleri, suçlu göstererek yargılamayıp cezalandırmaya kalkışmaktadır.
Aslında, Kıbrıs’ta tarih boyunca toplumlar arası çatışmaları çıkaran Rumlar olduğu belgelerle sabittir. 1955-59 EOKA döneminde Rumlar karma köylerdeki Türkleri katlederek göç etmek zorunda bıraktı. 1963 Kanlı Noel olaylarını da Rumlar başlatarak Akridas Planı uyarınca Türklere saldırdı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Türkler, silah zoru ile atıldı. (BM Genel Sekreteri, Utant’ın S/5950 sayılı ve 10.09.1964 tarihli raporunda, Türklerin taşınmaz mallarına yapılan zararlar hakkında ayrıntılı bilgi verilmektedir. 109 Türk köyü ve karma köy köyde, Türklere ait 527 ev yıkıldı, 2000’i yağmalandı ve tahrip edildi. Aynı dönemlerde Türkler, hiçbir Rum köyüne saldırmadı ve onlara katliam uygulamadı.
EOKA ve 1963-74 döneminde Rumlar Türklere saldırdı, katletti, ortak yönetimden attı, göç ettirdi, adanın % 3’lük alanlarına abluka altına alarak mağdur etti.
 1974’te, Rumlar, Kıbrıs Elen Cumhuriyeti ilan ederek Türkleri katletmeye başladı. Bunun üzerine Anavatan Garanti Anlaşması uyarınca, Türklerin katledilmesini önlemek amacıyla askeri müdahalede bulundu. Adada barış ve huzur ortamı oluşturdu.
Uluslararası hukuka göre saldırganın, kayıpları için bir de tazminat talep hakkı yoktur. Çünkü yaşam hakkı, mülkiyet hakkından daha üstündür.
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar mağlup olup Çekoslavakya’dan çekildiği zaman, Sudent bölgesinde yaşayan binlerce Alman öldürüldü, orada yaşayan 3 milyon Alman göç ettirildi. Tüm taşınmaz mallarına el konuldu. Olay Benes Yasası ve 2009 Lizbon Anlaşması’yla Avrupa Birliği’nin Birinci Hukuku oldu. Böylece 3 milyon Alman ve varislerinin AİHM’de dava açma hakkı ortadan kaldırıldı. ( http://en.wikipedia.org/…/Expulsion_of_Germans_from_Czechos)…
Sonuçta Almanya saldırganlığının sonuçlarına boyun eğdi ve bedelini ödedi. Kıbrıs’ta ise, Rumlar; işledikleri saldırganlıkların ve sebep olduğu tüm maddi ve manevi kayıpların sonuçlarına katlanmak yerine, hem güneyde kalan ve alan olarak daha az olmasına rağmen, ekonomik bakımdan çok daha değerli olan Türk taşınmaz mallarını kullanmakta. Hem de Kuzeyde kalan eski Rum topraklarını kullananları cezalandırmaya kalkışmaktadır.
KKTC emperyalistlerin iki yüzlü tutumu ve siyasi nedenlerle sadece Türkiye tarafından tanınmış olmasına rağmen, De Facto yani fiilien var olan bir devlettir. Demokratik hukuk devletidir ve yasaları ile tapuları  geçerlidir. Bu konuda ABD mahkemesinin verdiği karar vardır.
ABD’nin Colorado eyaletinde Kıbrıslı Rumların 2012 yılında açtığı ‘Tomazu davasındaki, mahkeme kararında; ‘ABD tarafından tanınmasa da KKTC cumhurbaşkanı, Başbakanı, yargısı ve kurumları ile demokratik bir devlettir’ açıklaması yapıldı.
Bir yandan Barış Anlaşması için müzakerelerin yeniden başlamasını isteyen Rumların, öte yandan KKTC’nin verdiği tapulu arazilere konut yaparak değerlendiren  müteahhitleri suçluymuş gibi yakalayıp cezalandırmaya çalışması kabul edilemez.
Rum’un 1974’te tesis edilen barış ve huzur ortamını bozmak ve gerginliği tırmandırmak amaçlı bu tutumdan vazgeçirilmesi için, AB ve BM nezdinde girişimlere bulunulmalı ve geçmişteki gerçekler hatırlatılmalıdır. Güneyde kalan Türk taşınmaz mallarının alan olarak daha az olmasına karşın,  ekonomik kullanım potansiyeli bakımından daha değerli olduğu geçeği gündeme taşınmalı.
Not: AİHM (02.07.2013; KKTC KURUMLARININ İŞLEMLERİNİN YASALLIĞI):
"kuzeydeki alandaki rejimin uluslararası tanınması eksik olsa da, KUZEYDEKİ ALANDAKİ REJİMİN EYLEMLERİNİN BİR DE FACTO TANINMASI PRATİK AMAÇLAR İÇİN GEREKLİ GÖRÜLEBİLİR. Bu yüzden, "KKTC" OTORİTELERİNİN MEDENİ, YÖNETİMSEL VEYA CEZAİ HUKUK TEDBİRLERİ BENİMSEMESİ VE KUZEYDEKİ ALANDAKİ REJİM BÖLGESİNDE BU TEDBİRLERİN UYGULANMASI VEYA YAPTIRIMSAL YÜKÜMLÜLÜĞÜ Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu'nun (AİHK) amaçları için iç hukukta YASAL bir dayanağa sahip görülebilir."
http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-122907
 
 

YORUM EKLE

banner608

banner474