banner564

TİCARET VE MEDENİYET: İKTİSADÎ AĞLAR VE KÜLTÜREL BAĞLAR

Ticaret kısaca kişiler ve gruplar arasında mal ve hizmetlerin mübadele edilmesidir. Bu yolla insanlar ihtiyaç duydukları ama kendilerinin üretemedikleri mal ve hizmetleri birbirlerinden satın alarak karşılıklı olarak birbirlerinin refahının artmasına hizmet ederler.

Ticaret tarihsel olarak ta medeniyetin en büyük motoru ve taşıyıcısı olmuştur. Ticaret karayollarını, deniz hatlarını, limanları, gemileri, yükleme-boşaltma teknik ve personelini,  konaklama mekânlarını, depolama ve muhafaza yerlerini, muhafızları, malların çalınmasına veya bozulmasına karşı sigorta sistemlerini… ve elbette hukuku gerektirmiştir.

Montesquieu haklı olarak ‘’ticaretin tarihi(nin) insanların iletişiminin tarihi’’ olduğunu yazmıştı. ‘’Özellikle nesnelerle ilgili insan faaliyetinin başkalarıyla ‘mübadele’ ve ’etkileşim’e bağımlı olmayan hemen hemen hiç bir parçası yoktur.’’ (Toby Wilkinson, 2018) Ticaret aynı zamanda bir iletişim biçimidir, bireyler ve toplumlar arasında bilgi ve tecrübe aktarımına imkân verir. Tüccarlar toplumlar arasındaki bilgi ve kültür taşıyıcılarıdır.

Onun için ticaretin medeniyetin oluşması ve yayılmasındaki rolünü insanî etkileşim ve iletişimin genel bağlamı içinde düşünmek gerekir. Başka bir deyişle, ticaretin içeriğini oluşturan ekonomik mübadele genel olarak insanlar arası etkileşim ve iletişimin özel bir türüdür.

İnsanlar elbette fikirler ve diğer manevi şeylerle de başkalarıyla iletişime geçerler. Düşüncelerin, bilgi ve görgünün, yaşam tarzlarının, şeyleri yapma tarzlarının (know-how) bu yolla karşılıklı iletişimi medeniyetin oluşmasını sağlayan temel dinamiklerdir. Ticaret ve tüccarların taşıdığı sadece mallar değil, aynı zamanda değerler, hayat tarzları ve yeni sosyal kurumlardır. 

Medeniyet de zaten insanoğlunun doğaya kattığı bilim ve teknoloji, hukuk, kültür, yazı, mimarlık, sanat ve zenaat, sosyal ve siyasî kurumlar gibi maddî ve manevî değerlerin bütünüdür. Medeniyet veya medeniyetler başka bir açıdan, genelleşmiş bir sosyal kurallar manzumesidir ve ticaret de onun önemli yanını oluşturur. (Toby Wilkinson, 2018)

Toplumlar kendi içlerine kapanarak değil, başka toplumlarla alış-veriş yaparak, onlarla çeşitli şekillerde etkileşim ve iletişime geçerek medenileşebilirler. Medeniyetin yayılmasında ticaret kadar etkili olan kültür değişmeleri de bu iletişim ve etkileşimin sembolik yanını oluşturur. Böylece medeniyet esas olarak, ekonomik mübadele dahil insanî etkileşim ve iletişim biçimlerinin bir yan ürünü olarak ortaya çıkar.

Bu bakımdan, ticaret ve medeniyet ilişkisinin MÖ 3000’lerden ‘’bütün dünyanın ticaretle birbirine bağlandığı’’ MS 1600’e kadarki gelişimini inceleyen Trade and Civilisation (2018) adlı kitabın alt başlığının ‘’İktisadî Ağlar ve Kültürel Bağlar’’ olması gayet anlamlıdır.  Bu vesileyle, birçok bilim insanının katkısının ürünü olan bu kitaptan konunun tarihsel arka planıyla ilgili bazı kısa bilgiler aktarmak isterim:

‘’Uluslararası ticareti sürükleyen bakır, kalay, kehribar gibi nadir kaynaklara olan talep sınırları zorlayarak Batı Avrupa, Yakın Doğu, Çin ve Hindistan gibi uzak yerleri birbirine bağlamıştı.’’

‘’MÖ 2000’den sonra Çin ve Orta Asya da dahil olmak üzere, MÖ 3000’den başlayarak Hindistan’ın kuzeyi, İran, Mezopotamya ve Mısır dahil olmak üzere Batı Avrasya’daki başlangıçlarından itibaren ticaret ve medeniyetin birlikte genişlemesini gözleyebiliriz; döngüsel genişlemeler ve daralmalarla sonunda MS 1500 civarında dünyanın çoğunu kaplayan ‘’Avrasya Mucizesi’’. (Kristian Kristiansen, ‘’Theorizing Trade and Civilization’’, 2018)

‘’MÖ 2000’den sonra Çin ve Orta Asya da dahil olmak üzere, MÖ 3000’den başlayarak Hindistan’ın kuzeyi, İran, Mezopotamya ve Mısır dahil olmak üzere Batı Avrasya’daki başlangıçlarından itibaren ticaret ve medeniyetin birlikte genişlemesini gözleyebiliriz; döngüsel genişlemeler ve daralmaların ardından, sonunda MS 1500 civarında dünyanın çoğunu kaplayan ‘’Avrasya Mucizesi’’ ortaya çıktı.’’ (Kristiansen, 2018)

‘’Ticaret sistemleri tek tek devletlerin, hatta devletler arasındaki ticarî ittifakların güçlerini çok aştığından, tüccarlar bu sınırların hem içinde hem de dışında faaliyet göstermişlerdir. Bu sistemler mevcut altyapıları kullanarak ve ihtiyaç halinde yenilerini inşa ederek farklı siyasal sistemleri birbirine bağlamışlardır. Onlar bağımsız ama askerî desteğe bağımlı bir yumuşak gücü temsil ediyorlardı.’’ (aynı yazar)

Kısaca, tarihsel olarak medeniyetin (veya medeniyetlerin) büyük ölçüde başta serbest ticaret olmak üzere toplumlar arasındaki etkileşim ve iletişimlerin eseri olduğu şüphe götürmez.  Onun için, kendi içine kapanmayı, ticarî korumacılığı ve kültürel saflığı savunan herkes kategorik medeniyet düşmanıdır.

YORUM EKLE

banner608

banner473