2 June 2021
Alevkayası

Gak. Gak. Gaaak!
Bir kartal. Sesi gırtlağından çıkıyor. Kalın ve gür. Operaya başvursa onu “bas bariton” olarak alırlardı.
Başımı kaldırıyorum ama yerini hemen tespit edemiyorum. Sonunda görüyorum. Çam ağaçlarının tepesi ile kurşuni bulutların arasında geniş kanatları ile sanki uçmuyor da ka-yıyor.
Ara sıra acelesiz ötüyor. Gaaak. Gaaak. Gaaak. Bilmeseniz ses bir kargadan geliyor sanabilirsiniz.
Ormanı orman yapan seslerden bi-ri.
O yükseklikten neler gördüğünü hayal ediyorum … Tepesinden
aşağı gördüğü dağları ve ağaçları, denizi, ıslaklığını hissettiği bulutla-rı, tüylerini kıpırdatan esintiyi, al-tında kaçışan kuşları ve sürüngen-leri…
Ve bunlar içimde uçma isteği doğu-ruyor.
Değişik bir hayat türü görmenin zevkini veriyor bana bu kuş.
Çocukluğumda kartalları Arapköy ile Karga’daki ormancı kulübesi arasındaki ormanda yükselen dik-dörtgen dev kayanın üzerinde otu-rurken görürdüm. Orada yuvaları mı vardı yoksa geniş bir alanı gü-ven içinde gözleyebildikleri için mi oradaydılar bilmiyorum.
Biz yüksek yerlerden manzarayı seyretmeyi severiz de kuşlar neden sevmesin?
O zamanlar adada iki tür kartal vardı. Nesli 1980’lerde tükenen Şah Kartal, Aquila Heliaca ve şimdi sesten bir şemsiye olarak üstümde du-ran Bonelli Kartalı, Aquila Fasciata.
Şah Kartalı avcılar ve zirai zehirler tüketti.
Bonelli de gidiyordu. Rum İçişleri Bakanlığı’nın web sitesinde bu ko-nuda yayımlanan bilimsel bir ra-pordan* öğrendiğime göre 1980 ve 1990’larda adada kala kala 20 çiftten az doğurgan kartal kalmış.
Sonra koruma programları devreye sokuldu (Rumlar tarafından tabii, bizim bu tür operasyonlarla ilgimiz olmaz) ve yok olmaktan kurtarıldı-lar. Ama varlığın uçurumunda, parmaklarının ucunda yokluğa sarkmış olarak.
Aynı rapordan öğrendiğime göre 2017’de üretken çift sayısı çoğu Baf ormanlarında yaşıyor olmak üzere 31 ile 39 arasında imiş.
Zehirler ile tüfekler hâlâ devrede.
Orman bekçisi olan babam sanırım hayvanları pek sevmezdi. Arap-köy’deki evimizin önüne gelip kuru bir ekmek parçası dilenen yaşlı kö-peği tekme ile kaçırırdı. Yaman bir tekme ile.
Kayanın üstünde kartalları görünce yüz ifadesi değişir, ana avrat küf-retmeye başlardı. Birkaç gün kal-mak üzere Karga’ya gidiyor olur-duk.
Niye kızıyorsun, diye sordum bir gün. Kuzuları kapıp kaçıyorlar, de-di. Sana ne. Senin kuzun mu var, diye sormak istedim ama ondan korktuğum için kendimi tuttum.
Şimdi kartalların oturduğu kayanın hemen altında Girne’yi havaalanına bağlayan yol var. Yol ormanı böldü ve azalttı. Yıllardır kayanın üstünde kartal yok. Kuşlar, gökyüzünün
çiçekleri, azaldı.
Kartallara buralarda rastlıyorum çünkü dağlarda yaşıyorlar. Yuvala-rını yükseklerdeki çam ağaçlarına yapıyorlar ve daha çok ormanlarda avlanıyorlar. Yedikleri keklik, fassa, kertenkele, yılan gibi yaratıkların en çok bulunduğu yerler de ormanlar-dır.
Hiç gitmesin istedim ama kartal gözden kayboldu ve ormana sessiz-lik çöktü.
Yürümeye başladım.
3 Haz 2021



Sayın MM,
Yine aldı götürdü bizi,
Doğanın o gizemli sesi
Heyhat çaresiz bıraktı
Bağladı iki elimizi
Teknoloji mi gelişme mi
Bilemedim doğrusu
Neyiz nereye gidiyoruz
Doğru soru budur galiba
Ufuklardan ufuklara seyehat ettiren
Sayın MM
UMARIM O DÜNYADA DA BÖYLE YAŞIYORDUR,