Mevsimleri kaybetmek

 Ozanköy
 
Ahmet bahçeden bir tabak incirle dönünce köyün acemisi olduğu için  çiğ incirleri olgun incir sanıp kopardı sandım.
 
İncirler burada ağustosta olgunlaşır, çünkü.
 
Ama getirdiği incirler olmuştu.
 
Uzanıp bir tanesini aldım.
 
Mevsiminde olmasına alıştığımız şeyler, mevsiminden önce veya mevsiminde olduğundan değişik oluyor.
 
Haziran’da kış yağmurları. Kışta ilkbahar. Temmuz’da çöl sıcağı.
 
Hemen hemen her yıl bir öncekinden daha sıcak.
 
İklim değişiyor ve değişmeye devam edecek. Bunu biliyoruz. Ama ne kadar ve ne süratle, bu bilinmiyor. Hangi yerde ne kadar değişecek, bu da bir bilmece. Kaç milyon veya milyar insanı yerinden edecek, sır.
 
Tahminler var ama kesinlik yok, çünkü hava dediğimiz şey çok karmaşık ve bu karmaşıklık bütün unsurları ile çözümlenemiyor.
 
Eğilimi tespit etmek o kadar zor değil, ama kesin bir tahmin yapmak imkânsız.
 
İnsan dediğin belirsizlikten tedirgin olur.
 
Dolar bile dalgalanmaya başladı mı insanlar da onunla dalgalanmaya başlıyor, sonunda bir kâğıt parçası oysa.
 
İklim değişikliği insanın bu güne kadar karşılaştığı en büyük belirsizlik. En kader değiştirici olasılık. Sonuçları en kötü olacak gelişme.
 
Eriyen milyarlarca ton kutup buzu, denizi o kadar yükseltecek ki İstanbul su altında kalacak, milyonlarca insan her şeyini kaybedecek, aç biilaç Türkiye’nin yollarını dolduracak. Aynı tehlike New York, Hong Kong gibi kıyı kentlerinin tamamı için geçerli.
 
Artık aşağı yukarı her yıl bir öncekinden daha sıcak.
 
Türkiye’nin büyük bir bölümünün de içinde bulunduğu Orta Doğu’da ise ısı dünyanın diğer bölgelerine oranla iki misli hızla yükseliyor.
 
Yağmurlar azalıyor, su kaynakları kuruyor. Göl olan yerler çöl oldu. İran’da, Irak’ta çok uzak olmayan gelecekte bazı büyük şehirler susuzluktan terk edilecek.
 
Bilim kurgu filmi gibi değil mi?
 
En iyisi görmezden gelmek... Günü gün etmek... Uzaktan duyulan top seslerinin hiçbir zaman yakından duyulmayacağını farz etmek.
 
Sanırım birçok insanın küresel ısınma konusundaki tutumu bu.
 
Medeniyet, güzel havaların ürünüdür. Hava bozuldu mu bu ürün de bozulur.
 
Savaşlar, kıtlıklar, açlıktan ölen milyonlar, asayişsizlik, diktatörlükler, ahlak kuralları başta olmak üzere alışılmış her şeyin terki veya kaybolması, kanunsuzluk, şiddet, özel bir yaratık olduğunu sanan insanın hiçbir şey olduğunu anlaması.
 
Kıyamet alâmetleri.
 
*
 
Bu satırları klimanın serinlettiği mutfakta yazıyorum. Dışarıda, Ağustos böceklerinin şarkılarını dinleyerek incirler olgunlaşıyor. Buzdolabı, kiler dolu. Suzuki istediğim yere götürmek üzere kapının önünde beni bekliyor. Telefonumu elime alarak istediğimle konuşabilirim.
 
Bunların olmayacağı bir dünya hayal etmek zor.
 
Altmış beş milyon yıl önce, insan ayağı değmemiş, yem ve av dolu ormanların imparatoru iken dinozorlar da dünyayı sarmalayan toz bulutunun altında, mevsimlerin yok olacağını ve nesillerinin kuruyacağını hayal etmekte zorlanıyor olmalıydı. 

YORUM EKLE