Meyve bastonu

Elimde baston dışarı çıktığımı görüp beni bahçede dolaşmak niyetindeyim sandıysanız yanıldınız. 
Bu baston Meyve Bastonu’dur. 
Yazın incir, ilkbaharda yenidünya, kışın limon ve portakal ağaçlarının üst dallarındaki olgun meyvelerini toplamak amacıyla elimin ulaşabileceği bir yere kadar aşağı çekmek için onu kullanıyorum.
Çoğu zaman incirin bir dalında aslı durur, çünkü en sık incir ağacında gerekir.
Espasito “Evde bir limon kaldı,” deyince Meyve Bastonu’nu göreve çağırdım. 
Çıkmadan önce ona, Paolo Sorrentino’nun Netflix’te gösterime giren The Hand of God filminden çalıp komiklik olsun diye dilimize doladığımız suali yönelttim:
“Sürat motoru nasıl ses çıkarır?”
 Bu mevsim narenciye ağaçlarında bu seneye has kalıp diğer senelere sirayet etmeyeceğini umduğum bir şeyler oldu. Birçok portakal hastalanıp yere düştü. Ağaçlardaki meyveler normalde olduklarından daha çok ve daha küçük. Limon, üstündekileri olgunlaştırma konusunda isteksiz. Küçük küçük, büyümemekte ısrar eden, bizim ekşi dediğimiz limonlarla dolu. Birkaç tane büyümüş olana da bastonsuz ulaşılamıyor. 
Narenciye diğer bazı meyvelere benzemez. Keseyim de mutfakta olgunlaşır deyip toplarsanız hasatınız düş kırıklığıdır. 
Biri irice, diğerleri pek iri olmayan üç limon kesip eve yöneldim.
İki gündür yağan yağmur bugün yerini parçalı bulutlu bir havaya bıraktı. Yerler ıslak, nebatat sabaha yakın iyi bir partiden dönmüş zevk ve sefaya düşkün tipler gibi mutlu.  
Savaştan önce Lapta, cennet kokulu bir ekşi köyü idi. Ekşileri aynen Kıbrıs patatesleri gibi İngiltere pazarında ün yapmıştı. Savaşta güneye kaçmış olan bir yaşlı bir Rum, limonlarını ihracatçılara satarak nasıl çocuklarını okuttuğunu anlatmıştı. 
Rumlar güneye göçüp köye Türkler yerleşince Lapta binalarla doldu. Limon bahçeleri ya binaların altında kayboldu ya da bakımsız kaldı. Güzelyurt’un narenciye bahçelerini körelttiğimiz gibi Lapta ekşisini de hikâye yaptık.
Eskiden Lapta’dan bizim leymon dediğimiz tatlı limon da gelirdi. Çoktandır görmedim. Tatlı limon limona benzeyen ama tadı biraz şekerli biraz da acı olan bir limondu. Kokusu da değişikti.
Karaburun’dan getirdiğim nergis soğanlarının bazılarını ektiğim kovayı mutfak kapısının yanına koymuştum. Bir tanesi açmış. Nergisin sapında üç çiçek bulunur. Bu nergiste ikisi açmış. Eğilip burnumu yaklaştırdım ve ömür uzatan kokusunu içime çektim. 
Mutfağın açık kapısından burnuma sucuk kokusu geldi. Espasito Namlı’dan sucuk alıp getirmişti, onu pişiriyor olmalı.
“Yaşasın, sucuklu yumurta!” diye bağırdım.
Getirdiğim limonlardan birini ortadan ikiye kestim. Mutfağa sadece Kıbrıs limonlarına has olan o nefis koku yayıldı. 
Elinde tahta kaşık, ocağın önünde duran Espasito bana döndü.
“Tuff… Tuff… Tuff…” dedi. “Sürat motoru böyle ses çıkarır.”
Gülümsüyordu. 
“Ne oldu?” diye sordum.
Beni nakavt eden bir cevap verdi:
“O kadar mutluyum ki gülümsemeden duramıyorum!”  

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sarp Ege
Sarp Ege - 6 gün Önce

Islak kokulu ve nebatat kokulu yerler. Bundan sonra nergis çiçeğini koklarken insanın ömrünü uzatacağını hatırlayacağım. Yaşamın ve doğanın her anından zevk alan yazılarınız hiç eksilmesin.

Eylül Eylül
Eylül Eylül - 7 gün Önce

Meyveyi mevsiminde yemek ve anın verdiği hazla gülümsemek dünyaya değer...

Ruh İkizi
Ruh İkizi - 7 gün Önce

Eskiye neden özlem duyuyor insanlar? Çünkü her şeyi daha kötü yapıyoruz da ondan.Ona biz, ‘gel beri’ diyoruz sayın MM. Ama sizinki, hizmete özel orijinalmiş.
Teşekkürler sayın MM. Mutluluğunuz daim olsun.

Galfa
Galfa - 6 gün Önce

Mutlu olmanız harika hiç bitmesin

ece aksoy
ece aksoy - 6 gün Önce

bahçenizde meyveleriniz gülümsemeniz. sucuklu yumurtanın. ve de nergis kukunuz eksilmesin

Faruk Ercan
Faruk Ercan - 7 gün Önce

Teşekkürler MM

Kaşıkçı
Kaşıkçı - 6 gün Önce

Karadenizde de portakal bahçeleri vardı. Hepsini KESTİLER.

Durmuş Aksoy
Durmuş Aksoy - 5 gün Önce

Harikasınız. Espasito'ya da sevgiler.

banner471

banner472