Öncü Türkiye

Geçenlerde bir gün sabaha doğru Sırp gazeteci Milan Jovanovic’in eşi duman kokusuyla uyandı.
 
Ev yanıyordu. 
 
Eşini uyandırdı ve yalın ayak, pijamalarıyla sokağa fırladılar. Birileri evlerinin pencerelerinden içeri molotof kokteyli atmıştı.
 
“Az daha bizi canlı canlı yakacaklardı,” diye konuştu Jovanovic, Bloomberg Ajansı’nın aktardığına göre.
 
Altmış sekiz yaşındaki gazeteci, ülkesindeki rüşvet ve yolsuzluk olaylarını araştırdığı için saldırıya maruz kalmıştı.
 
Jovanovic gittikçe otoriterleşen, medya düşmanı hükûmetler tarafından yönetilen bazı Doğu Avrupa ülkelerinde canına kastedilen ne ilk gazeteciydi ne de son olacaktı.
 
Konunun ilginç taraflarından biri, bu anti-gazeteci kampanyanın AB üyesi veya AB’ye aday ülkelerde meydana gelmesidir.
 
Dayak, polis tacizi, politikacılara ve hatta kurşunlara hedef olmak, bu ülkelerde rutin hâline geldi.
 
Polonya, Macaristan gibi yerlerde hukukun üstünlüğü çözülürken politikacılar medya üzerinde hâkimiyet kuruyorlar ve karşıt gazetecileri yerden yere vuruyorlar.
 
Yugoslavya İç Savaşı’nın korkunç lideri Slobodan Milosevic’in (1941-2006) enformasyon bakanlığını yapmış olan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in yönettiği Sırbistan’da, geçen yıl gazetecilere karşı 102 saldırıda bulunulmuş.
 
Vucic, devletin muhalif medya kuruluşlarına reklam vermesini durdurdu.
 
Hem o hem müttefikleri isim vererek gazetecileri alenen telin ediyorlar.
 
Sosyal medyada gazetecilere yöneltilen ölüm tehditlerinde, ucuz gazetelerde ünlü bağımsız gazetecilere karşı yürütülen karalama kampanyalarında artış var.
 
Sınır Tanımayan Gazeteciler, Sırbistan’ı “gazeteciler için güvenli olmayan bir ülke” olarak tarif ediyor.
 
Tanıdık geliyor mu?
 
Bir gün Batı’da demokrasiden cayma, popülizm ve otoriterleşmeye kayma eğilimlerinin tarihi yazıldığında, bu konudaki öncü ülkenin Türkiye, müjdecinin Erdoğan olduğu kaydedilecektir.
 
Erdoğan basını köreltme işine Avrupa’da daha popülizm lafı geçmezken başladı ve işini kısa zamanda başarıyla tamamladı.
 
Medyanın neredeyse tamamı AKP saflarına geçti veya orada bulunan kişiler tarafından satın alınıp Erdoğan’ın emrine verildi.
 
Geriye kalanlar da – ki aralarında ben de varım – gazetecilik değil gazetecilik taklidi yapıyor.
 
Bu tarifin dışına çıkmayan çalışanlar, kendilerini kısa zamanda AKP’nin cezalandırma kolu hâline gelmiş olan mahkemelerin önünde buluyorlar.
 
Son örnek, Cumhuriyet muhabiri ve Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) üyesi Pelin Ünker’dir.
 
Ünker, Binali Yıldırım ve oğullarının Malta’daki ticari faaliyetleri konusunda yaptığı haberler nedeniyle 13,5 ay hapse mahkûm oldu. Yıldırım dâhil kimse haberin içeriğinin yanlış olduğunu iddia etmediği hâlde.
 
Otoriter yöneticiler bağımsız gazetecileri sevmezler, çünkü son kertede kayırmaları ve kokuşmuşlukları su yüzüne çıkaracak bir tek onlar vardır.
 
Muhalefet partilerine de güvenilemez. Çoğu zayıf veya Cumhuriyet Halk Partisi örneğinde de görüldüğü gibi muhalefet edemeyecek kadar uyuşuk ve pısırıktırlar.
 
Gene kendimi tekrarlayayım: Medyanın hür olmadığı ülkeler belki daha kolay yönetilir ama daha iyi yönetilemez.
 
Rezillik, hakkında bir şey yazılsa da yazılmasa da rezillik olmaya devam eder. 

YORUM EKLE