Şikago Üniversitesi’nde siyaset teorisyeni olan Chiara Cordelli ‘’Kapitalizmin Yanlışı’’nın onun gayrışahsî olması olduğunu söylüyor. Öyle anlaşılıyor ki ona göre, onu yöneten hiç bir kimse olmadığı için, piyasa üzerinde herhangi bir demokratik kontrol var olamaz, piyasada hiç kimse halktan talimat almamaktadır. Bu durumda, sisteme yabancılaşmaktan başka çaremizin olmadığını düşünüyor gibidir; çünkü piyasa kendisiyle bağlantı kurabildiğimiz bir kişi değildir.
Cordelli’nin kapitalist sistem tanımı yerinde görünmektedir (en azından bu bakımdan). Onun bu durumun hayıflanılacak bir şey olduğu görüşü ise kanaatimce yanlıştır. Cordelli’nin problem olarak gördüğü şeyi ben serbest piyasanın gerçek avantajı olarak görüyorum.
Cordelli elbette, zamanın ruhundan bir şey yakalamaktadır. Malum, insanlar kötü durumları için kınanacak hiç bir fail var olmasa bile haksız olarak arkada bırakıldıklarından, adaletsiz muamele gördüklerinden, hatta cebre maruz kaldıklarından sıkça şikâyet ederler. Meselâ üniversitedeki öğrencilerim sık sık işçilere nasıl cebir uygulandığından bahsederler. Gerçi işçiler işlerini kabul ettikleri sırada onlara yalan mı söylendi veya bir şekilde aldatıldılar mı diye sorulduğunda, öğrenciler öyle olmadığında mutabıktırlar. Bu sefer işçilerin nasıl hem işlerini özgürce kabul edip hem de onları aynı zamanda kabul etmeye nasıl zorlanmış olabileceklerini sorduğıumda, cevaben, işveren onlara herhangi bie yanlış yapmamış olsa bile ‘’içinde bulundukları şartlar onlara bir tercih bırakmamıştır, bu nedenle halihazırdaki işlerini kabul etmeleri zora dayanmaktadır’’ gibi bir şey söylerler.
Belki de insanlar toplum üzerinde kontrole sahip olan her kim veya her neyse onunla ilişki içinde olmak isterler. Belki de bu din bunu sağlayamadığı zaman insanların anlam arayışının başka bir yoludur: ‘’Tanrı’yla bir ilişkiye sahip olamıyorum, çünkü Onun var olduğuna inanmıyorum ama kapitalist sistemin var olduğı açık, öyleyse onun direktörüyle ilişki kurabilmeliyim!’’
Belki bazı insanların büyük kurumsal süpermarketlerden veya büyük mağazalardan hazzetmemelerinim de sebebi budur. Onların sadece -eğer bu mümkünse- çalışanlarla ilişkileri olabilir, sahibiyle değil. (Belki de bu, bazı kimselerin yapay zekâya -veya üzerimizde etkisi olan ama bilinci olmadığı için kendisine başvuramadığımız başka bir şeye- yönelik yoğun tepkileriyle de ilişkilidir.)
Kendisinden alışveriş yaptığımız mağazaların sahip veya sahipleriyle bir ilişkiye sahip olmanın niçin bu kadar önemli olduğunu ben anlayamıyorum. Ben ALDI şirketini hayatımın daha iyi olmasını sağlayacak şekilde işlettikleri için samimi olarak takdir ediyorum. Artık kasiyerlerinin bazılarını tanıyorum ama (sanırım) sahiplerinin hiç birini tanımıyorum. Onlarla hiç bir samimi bağlantım yok ama ben yine de minnettarım. Kim bilir, belki ben tuhaf biriyimdir.
Bir önemi var mı bilmem ama kendim ve ailemin sıkça alışveriş yaptığımız işletmelerin çoğunun sahiplerini tanıyarak büyüdüm ben. Onların bir çoğuyla iyi ilişkilerimiz oldu ve onları takdir ettim. Bir şey kaçırdım mı? Bir istisnayla, hayır. Şimdi satın aldığım şeylerin çoğu daha iyi ve daha ucuzdur ve ben bunu (da) takdir ediyorum.
Bir piyasa sisteminin bilinci olmadığı doğrudur, piyasa bilinçli bir varlık değildir. Piyasa hepimiz için muazzam faydalar üreten bir sistemdir. Bir ilişki aramak yerine bu nokta üzerinde konsantre olmalıyız. Bu sistemin _gerçi eşit olarak dağılmış olmayan- faydalarını açık hale getirmek için şu basit soruyu düşünün: 1020, 1520, 1870 veya 2020’de mi doğmuş olmayı isterdiniz? Eğer varsa, çok az istisnayla, herkesin 2020’yi seçmesi beklenir. 2020’de dizanteriden ölmezsiniz. 2020’de yiyeceğe ulaşma imkânınız vardır ve yiyecek boldur. 2020’de bir bacağınız kırıldığı için ölmezsiniz. 2020’de hayatta kalmak için avcılık-toplayıcılık veya çiftçilik yapmak zorunda değilsinizdir. 2020’de sığınacak için bir mağara bulmak veya bir ev yapmak için bir ağacı kesmek zorunda değilsiniz. 2020’de çok geniş bir müzk, sanat, yazma ve diğer eğlendirici etkinlikler seçeneğine sahipsiniz. Bunların çoğu piyasalar sayesindedir ve burada müteşekkir olmamız gereken bir şeyin var olduğu bana açık görünüyor.
Kapitalist sistemin eleştirisi -eğer bu bir eleştiriyse- bürokratik devlete de yöneltilebilir. Bugün ben Başkan’la, Kongre’yle veya Yüksek Mahkeme’yle ALDI’nin sahipleriyle olduğundan daha fazla bir ilişki içinde değilim. Eğer ALDI’den rahatsız oluyorsanız bu kurumlardan da rahatsız olmalısınız. Ben ikisinden de rahatsız olmuyorum. (Ben bu kadar kötü işleyen bir devlet sisteminden ve bu konuda yapabileceğim hiç bir şeyin olmamasından rahatsız oluyorum. Aksine, kötü işleyen özel iktisadî işletmelerden rahatsız olmak zorunda değilim; onlar zaten yok olup gidebilirler ve ben de onlardan herhangi bir şekilde yararlanmak zorunda değilim. Devletin aksine.)
Ben dindar bir kişi değilim, ama bence hayatlarını etkileyen güçlerle kişisel bir bağ isteyenler dine yönelmelidirler. (Mustafa Erdoğan)


