Sessizliğe övgü

Sahip olduğum eşyalar arasında onlar olmadan yapamayacağım tek şey, kulak tıkaçlarımdır. 
Gözlüklerimden sonra, diye eklemeliyim. Ama onları eşya değil de daha çok görme uzvumun devamı sayıyorum. 
Kulak tıkacı kullanmaya, İstanbul’da Kuzguncuk semtinde yaşarken başlamıştım. 
Kuzguncuk, Anadolu yakasında, bir zamanlar içinden dere akan bir vadidir. 
Camilerinden biri, vadiye bakan tepenin üzerindedir. 
O zamanlar, sefertası gibi kat kat olan evin çatı katında yaşıyordum ve  bu caminin minarelerinin etkin çağrı sahasında kalıyordum. Ve her sabah oradan gelen ezan tarafından uyandırılıyordum. Bu ses Üsküdar’daki diğer camilerin mikrofon çatlatan ezanlarına, onlara yakın başka semtlerdeki minarelerin ezanlarına ekleniyor ve beni uzun süre uyanık bırakıyordu.
 
En yüksek sesle duyurulan ezanın en makbul ezan olduğu kanısı nereden doğdu bilmiyorum ama cami çevrelerinde bu inanışın Allah’a olan inanç kadar köklü ve bükülmez olduğu, herkes gibi benim de malumumdur.
 
Neden böyle?
 
Çok daha kısık kullanılabilecek ve ezanı kulağa daha hoş duyurabilecekken neden sonuna kadar açılarak kullanılıyor bu sistem?
 
Sanırım nedenleri karmaşıktır ve dinle veya dindarlıkla alakası pek sıkı değildir.
 
Sonunda kendim için çareyi kulak tıkacında buldum.
 
Bateri çalanlar, kulak zarlarını zedelememek için kulak tıkacıyla çalışırlar. Şimdi profesyonel müzisyen olan oğlum, on yaşında bateri dersi almaya başladığında hocası ona bir çift tıkaç hediye etmişti.
 
Bu onsuz olmaz eşya ile tanışmam, hocanın bir çift tıkaç da bana hediye etmesiyle başladı.
 
Yumuşak plastikten yapılmışlardı, bir çeşit servi ağacı şeklindeydiler ve renkleri ciyak bir turuncuydu, muhtemelen yere düştüklerinde kolay bulunsunlar diye.
 
Piyasada, uçarken veya müzik dinlerken, dışarıdan gelen sesleri sildiğini iddia eden, yüzlerce dolara satılan kulaklıklar var. Bazılarını denedim, ama bunlar kadar görevini iyi yapanını bulamadım.
 
Sessizlik veya doğal sesler dışındaki seslerin yokluğu, insanlığın kaybettiği en büyük değerlerden biridir.
 
Kendiliğinden var olan sessizliğin yerine gürültüyü koyduk ve onun yarattığı tedirginlik, yorgunluk ve depresyonu...
 
Birçokları sessizliğin ne olduğunu hatırlamıyor bile. Otomobilsiz yollar, uçaksız gökler, traktörsüz tarlalar, televizyonsuz salonlar ve telefonsuz eller; avlama ve toplama çağı gibi unutulmuş, bir daha yakalanması imkânsız eskilerde kaldı.
 
*
 
Sessizlik herhangi bir anda meydana gelen gürültülerin toplamıdır, derler.
 
Bundan da anlaşılacağı gibi tam sessizlik diye bir şey yoktur. Ama kulak tıkacı diye bir şey vardır.
 
Şimdi yaşadığım köy oldukça sessiz bir yerdir. Özellikle geceleri. Ama kulak tıkacı sessizliğine o kadar alıştım ki gürültü olsun olmasın, kullanıyorum.
 
Gündüzleri bunu uyku maskesi ile takviye ediyorum. Sonuç, bir tür koza içinde uyumak gibi bir şey oluyor.
 
Tavsiye ederim. 

YORUM EKLE