Sokrates neden ölümü seçti?

 Sokrates, Atinalılar tarafından zehir içerek ölüme mahkûm edilmişti, ama güçlü dostları bu kararı kabul etmedi.
 
Onu hücresinde ziyaret ettiler ve bir kaçış planı hazırladıklarını söylediler.
 
Bir gece Atina şehir devletinin elinin yetişmediği bir yere kaçırılacak, hayatının geri kalanını sürgünde tamamlayacaktı.
 
Sokrates (M.Ö. 469 – M.Ö. 399) bu öneriyi kabul etmedi.
 
Kaçıp o güne kadar savunduğu düşüncelere ters düşmeyi kabul edemezdi. Ölümden korkmuyordu da.
 
Nedenlerini öğrencisi Platon’un  ( M.Ö. 427 - M.Ö. 347), 
 Sokrates'in Savunması adlı kitabının Phaidon başlığını taşıyan bölümünde ayrıntılı olarak okuyabiliyoruz.*
 
Özetle şudur:
 
Ölümden korkmak kişinin akıllı değilken kendini akıllı sanmasından başka bir şey değildir; zira bu, bir şeyi bilmez iken bildiğini sanmaktır.
 
Ölüm insan için en büyük nimet olabilir, ama herkes başına gelebilecek en büyük kötülük olacağı kesin imiş gibi ondan korkar.
 
Oysa;
 
Ölüm ya şuur sahibi bir yaratık olarak varlığımızın sona ermesi ya da başka bir diyara göç etmesidir.
 
Eğer birinci olasılık doğru, ölüm “rüyasız bir uyku” ise o zaman “şaşırtıcı bir kazanç”tır. En mutlu kral bile rüyasız sonsuz bir uykunun hayatındaki herhangi bir günden daha güzel olduğunu bilir.
 
Diğer taraftan ölüm, kişinin daha önce hayatını kaybedenlerin ikamet ettiği bir yere hicreti ise o zaman daha da büyük bir nimettir. Çünkü orada eskiden yaşamış bütün büyük kişilerle, şairlerle ve onların şiirlerine konu olmuş kahramanlarla buluşmak mümkün olur.
 
Görüldüğü gibi, her iki halde de ölüm iyi bir şeydir, diye tamamlar Sokrates argümanını.
 
Yaz kış yalın ayak dolaşması ve olağanüstü çirkin olmasıyla da ünlü olan Sokrates’in yazılı bir eseri yoktur. Düşüncelerini daha sonra öğrencilerinden Platon’un yazdığı kitaplardan biliyoruz.
 
Bu kitaplarda Sokrates’in daha çok sokaklarda veya meydanlarda çevirip konuştuğu kişilerle olan diyalogları var.
 
Sokrates devlet tarafından tanınan tanrılara saygısız davrandığı, gençleri yanlış yola soktuğu için idama mahkûm edilmişti. Suçunu kabul edip tazminat ödeyerek ölümden kurtulabilirdi, ama bunu da yapmadı.
 
 
Çünkü bu şekilde ölümden kurtulmak, söylediklerini ve - daha önemlisi - onları söyleme özgürlüğünü inkâr etmek, olacaktı. Ölecekti, hatta modern bir feylesofun sözleriyle, “ölmesi gerekiyordu” çünkü ancak ölümü kabul ederek söz hürriyetinin önemini vurgulayabilirdi.
 
Ne idi söz hürriyeti?
 
“Sen aklındakini söylersin, ben aklımdakini söylerim. Hiç kimse ‘şunu söyleyemezsin,’ demez.”
 
Böyle düşünerek Sokrates, Avrupa tarihinde haksız bir şekilde ölüme mahkûm edilen ilk düşünce suçlusu oldu.
 
Sonu yaklaşırken şöyle dedi Sokrates: “Ayrılık saati geldi, herkes kendi yoluna gidecek, ben ölüme ve siz hayata. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece Tanrı bilir.”
 
* Sokrates'in Savunması / Hasan Âli Yücel Klasikleri / Çeviren Ari Çokona/ İş Bankası Kültür Yayınları.
 
Okuyucularıma not: Dinlenmek için yazılarıma bayram sonuna kadar ara vereceğim.  
 

YORUM EKLE