Sorumsuz kişilerin Türk halkı adına görüş bildirme yetkisi yoktur

 17 aylık müzakere süresinde birleşme ve federasyonun çözüm seçeneği olamayacağını anlayan ve Kıbrıs sorununa yeniden müdahil olmak istemediğini açıklayan Guterres, müzakere tezgâhı ile bizi masada oyalanmamızdan çıkar elde eden ve statükodan beslenenlerin paniğe kapılmasına sebep olmuştur
Bu nedenle statükodan ve görüşme sektöründen nemalanan içimizdeki bazı kişiler, Rumların bizi oyalamak ve içerden çökertmek beklentisi nedeniyle müzakereleri bir oyalama ve zaman kazanma aracı olarak kullandığını ifade edenlere,  yakışıksız sıfatlarla saldırdıkları görülüyor.
Bunun yanında yetkileri olmamasına karşın, KKTC’nin seçilmiş olan yetkililerini de bay pas ederek, uluslararası örgütlere halkımız adına mektup göndererek, taleplerde bulundular.
Oysa, dünyanın hiçbir demokratik hukuk devletinde, her aklına gelenin tüm toplum adına görüşler sunma hak ve yetkisi yoktur.
Hele sadece marjinal bir grubu temsil ettiği herkes tarafından bilinen bazı örgütlerin, tüm halkımız adına Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine iletilmek üzere Kıbrıs’taki BM yetkilisine mektup vermelerini doğru olmaması yanında yasal olarak da suç sayılmalıdır.
    Rum tarafının, Acheson planından günümüze tüm barış projelerini ret ettiği, haksızca gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilerini bizimle paylaşmayı aklının ucundan bile geçirmediği, bizimle eşit ortaklığa dayanan federal bir çözümden yana olmadığı, sadece Enosis’e sıçrama tahtası olarak kullanabileceği bir anlaşma peşinde olduğu ve müzakereleri de sırf zaman kazanmak ve bizi ambargolarla çökertmek amacı ile sürdürmek amacında olduğu inkâr edilemeyen bir gerçektir,
En son C. Montana’daki müzakerelerde Türk tarafının verdiği çok korkunç ve yok olmamıza zemin hazırlayabilecek ödünlere rağmen, Rum tarafının daha da fazlasını elde edebileceği umudu ile bir çözümden kaçması bizimle eşitlikçi değil kendilerinin daha çok söz sahibi olacağı bir ortaklıktan yana bile olmadıklarını göstermiştir.
Zaten güneydeki yetkililer, son açıklamalarında da, bizimle eşitlikçi ortaklıktan yana olmadıklarını gizlememektedirler.
Bu gerçeği sadece uyduruk Kıbrıslılık kimliği altında Rum çoğunlukla her koşulda birleşerek, onlar içinde erimemizi isteyenler, Türkiye fobisi olanlar, statüko ve çözümsüzlükten nemalananlar, art niyetliler göz ardı edebilmektedir.
Rum ordusunun Avrupa silah sistemi ile güçlendirilmesi girişimleri, İsrail ve Mısır ile yapılan askeri anlaşmalar, ABD’nin silah ambargosunun kaldırılması girişimleri, önümüzdeki dönemde ilk etapta 100 milyon Euro’ya ulaşacak yeni silah siparişi verileceği açıklamalar, bizimle eşitlikçi ve sürdürülebilir bir anlaşma yapmak niyetinde olmadıklarının kanıtıdır.
Bu durumda yarım asırlık deneyimde, mümkün olmadığı kanıtlanan birleşme ve federasyon çözüm seçeneklerinin üzerinde durmak, halkımızın masada oyalama tezgâhı ile cezalandırılmasına çanak tutmak anlamında olacaktır.
     Yaşanan acı deneyimler ışığında aşağıdaki seçenekler gündeme taşınmalıdır:
1. Anavatan ile görüşerek ve desteğini alarak, KKTC’nin tanıtımı için kampanya başlatılmalı;
2. Müzakerelere bize uygulanan ambargoların kaldırılması ve 2 egemen devlet olarak katılmayı kabul etmemiz;
3. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliğinin KKTC’nin tanınmasını engellemeleri durumunda, dış ve savunmada anavatana bağlı, özerk yönetim ilan edilmeli. 

YORUM EKLE