banner564

‘’Terörsüz Türkiye’’ sürecinde tıkanma mı?

İktidar ortaklarının ‘’Terörsüz Türkiye’’ olarak adlandırdıkları malum girişimin gerçek niteliği hakkında başından beri bir belirsizlik vardı. Son birkaç hafta öncesine kadar, başta Kürt siyasî hareketi sempatizanları olmak üzere çeşitli kesimlerde bu girişimin Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlamayı amaçlayan sahici bir ‘’barş süreci’’ olacağına dair beklentiler öne çıkmış durumdaydı. Ne var ki son gelişmeler gerçek durumun pek de öyle olmadığını göstermiş bulunuyor.

Esasen, kamuoyundaki kimi beklentilerin aksine, iktidar kanadı bu sürecin ‘’Kürt sorunu’’nun çözümünü amaçladığı yolunda bir açıklama yapmaktan dikkatle kaçınmış ve ısrarla hedefin -PKK’nın silahsızlandırılması ve feshinin sağlanması yoluyla- ‘’Terörsüz Türkiye’’ye ulaşmak olduğunu açıklaya gelmiştir.

Öte yandan, yasama organında oluşturulmuş bulunan partilerarası Komisyonun aylar süren çalışmasından sonra ortak bir rapor oluşturulmasını sağlamak üzere Komisyona sunulan siyasî parti raporları da partiler arasında ‘’çözüm’’ hakkında ortak bir görüşün var olmadığını ve özellikle   iktidar partileri ile DEM Parti arasında bariz görüş farklılıklarının bulunduğunu ortaya koymuş bulunmaktadır.

Bu farklılıklar en temelde sürecin mahiyetiyle ilgilidir. İlk olarak, AKP-MHP karşı karşıya bulunulan sorunu esas olarak PKK teröründen arınma olarak görürken; Kürt siyasî hareketine göre sorun ‘’sadece bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda siyasal, kültürel ve ekonomik bir demokratikleşme’’ sorunudur. Pratikte bunun bir yanını,  DEM Parti’nin Komisyona sunduğu raporda belirtildiği gibi, Anayasanın Başlangıç kısmı ‘’barış odaklı bir dille yeniden yazılması’’na ilaveten, anadilde eğitimi, vatandaşlığın yeniden tanımlanmasını ve yerel yönetimler üzerindeki idarî vesayetin gevşetilmesini sağlayacak şekilde Anayasa’nın 42., 66. ve 127. maddelerin değiştirilmesi oluşturacaktır.

Öcalan ve DEM Parti’nin nazarında sorun Öcalan’ın önderlik ettiği Kürt siyasî hareketinin öncülüğünde Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘’demokratik entegrasyonu’’nun ve bu arada Öcalan’a ‘’umut hakkı’’nın (fiziki özgürlük) sağlanmasıdır.

Yani Öcalan Türkiye Kürtlerini ayrı bir siyasî kimlik olarak görmekte ve bu kimliğin Türkiye Cumhuriyeti’ne eklemlenmesinin demokratik şartlarının sağlanmasını amaçlamaktadır. Bu arada, Taha Akyol’un da sık sık dikkat çektiği gibi, Öcalan’ın terminolojisinde ‘’demokrasi’’ ve ‘’demokratikleşme’’nin bildik anlamdaki Batılı liberal-demokrasiye değil, aksine tam da ona radikal bir alternatif olarak düşünülen, halkın total örgütlenmesine ve önderlikçe mobilizasyonuna dayanan komüniter bir ‘’demokrasi’’ye işaret ettiğini de belirtmiş olalım.

Başka bir yaklaşım farklılığı, silah bırakmasının sağlanması öngörülen PKK örgütünün kapsamı hakkındadır. İktidar bloğu ‘’PKK’’ derken sadece Kandil’de yoğunlaşan silahlı örgütü değil, onun uzantısı veya türevi olarak gördükleri Kuzey Suriye’deki siyasî-askeri oluşumu, kısaca PYD-SDG’yi de kastetmektedir. Nitekim AKP ve MHP, terör örgütünün ‘’tüm unsurlarıyla’’ silah bırakmasını “kırmızı çizgi” olarak tanımlıyor ve SDG/YPG’nin silah bırakmaması halinde hiçbir yasal düzenleme yapılmayacağını belirtiyorlar. Yani, Türkiye Suriye’de yerleşik silahlı Kürt oluşumunun da silah bırakarak ‘’merkeziyetçi-üniter’’ yeni Suriye Cumhuriyeti’ne entegre olmasını süreç için zorunlu görmektedir. Ancak halihazırda Türkiye’nin bu hedefinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmadığı gibi, Öcalan ve DEM Parti’nin de bu konuda net bir tutum almadıklarından kuşkulanılmaktadır. 

Öte yandan, geçen Temmuz ayında yapılan malum sembolik silah yakma seremonisine rağmen PKK’nın gerçekte öngörüldüğü gibi silah bıraktığı da kuşkuludur. Nitekim AKP’liler örgütün silahlı yapısının sahadaki varlığını sürdürdüğünden, silahsızlanma ve kendisini tasfiye konusunda somut ve güven verici bir adım atmadığınden yakınmaktadırlar. AKP çevreleri SGD/YPG’nin silah bırakmaması halinde sürecin ilerlemesine yönelik hiçbir yasal düzenleme (af, Öcalan’a umut hakkı vb. konular için İnfaz Yasası, Terörle Mücadele Yasası gibi yasalarda değişiklik) yapılmayacağını belirtmektedirler. 

AKP’liler partilerinin popülaritesi ve gelecek perspektifi açısından da bu meseleyi önemsemektedirler; partinin kamuoyu karşısında zor duruma düşmemesi, tam tersine güç kazanması için de PKK’nın tasfiyesinin sağlanmasının şart olduğuna inanıyorlar. Sürecin, dolayısıyla AKP’nin siyasî ve toplumsal  meşruiyetinin silahların tamamen devre dışı kalmasına  bağlı olduğunun bilincindeler. Nitekim silah bırakma tamamlanmadan atılacak adımların kamuoyunda pazarlık algısı yaratarak süreçten bekledikleri ‘’toplumsal meşruiyet üretimi’’ni zora koşacağından endişe ediyorlar. 

YORUM EKLE

banner582

banner471

banner628

banner474