Türkiye geleceğin ülkesidir ve hep öyle kalacaktır

 Batı’nın dünya ekonomisine hâkimiyeti on beşinci ve on sekizinci yüzyıllar arasında yapılan büyük keşifler ile başlar.
 
Bu keşiflerle Avrupalılar, daha önce varlığından haberdar olmadıkları Amerika ve Avustralya Kıtaları ile sadece kuzey bölümleri bilinen Afrika’yı sömürgeleştirdiler ve Uzak Doğu’yu deniz yoluyla ticarete açtılar.
 
Servet hırsı bu keşiflerin en büyük itici gücü idi, ama neredeyse bunun kadar önemli bir dürtü daha vardı:
 
Merak.
 
Ufuk çizgisinin ötesinde başka dünyalar var mı? Varsa orada yaşayanlar insan mı? Dünya yuvarlaksa başladığım noktaya geri dönebilir miyim?
 
James Cook, birinci büyük yolculuğuna 1769’da Venüs gezegeninin güneşin önünden geçişini İngiliz Amirallik Dairesi adına Pasifik’ten gözlemek ve kaydetmek amacıyla çıkmıştı.
 
Birçok kâşifin mürettebatında haritacılar, botanikçiler, astronomlar ve başka bilim adamları vardı. Seferlerinden dönerken sadece değerli metaller ve ürünler değil, yeni düşünceler de getirdiler.
 
Bunların en ünlüsü, 1831-1836 yıllarında bir keşif gemisi olan HMS Beagle ile dünyanın çevresini dolaşan Charles Darwin’dir. Darwin’in bu gezisindeki gözlemlerinden doğan Evrim Teorisi bugün bilimin temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir.
 
Yeni keşifler Avrupa’nın dış ticaretinin ve denizaşırı yatırımlarının muazzam bir oranda artması ile sonuçlandı. Ticaret Hukuku, finans ve bankacılık, artan bu faaliyeti düzenlemek ve güvence altına almak için at başı ilerlemeye başladı.
 
Birçok keşif, aşağı yukarı Osmanlı’nın zirvede olduğu yıllara rastlar.
 
Kanuni Sultan Süleyman, Amerika’nın keşfinden iki yıl sonra doğdu.
 
Süleyman; Vasco da Gama, 1497’de Hindistan’a deniz yoluyla giden ilk Avrupalı olmak üzere açılırken üç, Magellan dünyayı çepeçevre dolaşan ilk denizci olmak üzere 1519’da yola çıkarken yirmi beş yaşında idi.
 
On altıncı yüzyıl’da Osmanlı donanması Akdeniz’e hâkim idi, ama ne Sultan Süleyman’ın ne de Barbaros Hayrettin’in yeni yerler keşfetmek gibi bir gaileleri oldu.
 
Süleyman da ondan sonra gelenler de, bu keşiflerin önemini ve onların ivmesiyle bilimde, hukukta ve finansta meydana gelen ilerlemeleri kavramadılar ve onlardan yararlanmadılar.
 
Modern bir Ticaret Hukuku’na sahip olmak için Osmanlı’nın yerini TC’ye bırakmasını beklemek gerekti.
 
Kalkınmış bir ekonominin olmazsa olmazı olan bağımsız ve kaliteli yargı ise hiç olmadı, Osmanlı’da da Cumhuriyet döneminde de.
 
Bugün de büyük buluşların yapıldığı, daha büyük buluşların ufukta belirdiği bir çağda yaşıyoruz, ama bunlar yine Türkiye’nin uzağında yapılıyor.
 
Osmanlı nasıl Batı’da Kristof Kolomb ile başlayan keşif çağının yarattığı zenginleşmeyi ve hukukileşmeyi es geçtiyse Türkiye de bunları ıskalıyor.
 
Yargının, adaletin değil kişilerin emrinde olduğu, düşünce özgürlüğünün olmadığı, üniversitelerin üretmediği, insanların geleceğinden emin olmadığı bir ülkede bırakın çağ açan buluşlar yapmayı, bunların yapılmakta olduğunun bile farkına varılamaz.
 
On dokuzuncu yüzyıl’da bir İngiliz devlet adamının Osmanlı ile ilgili olarak söyledikleri ne acı ki hâlâ geçerlidir:
 
“Türkiye geleceğin ülkesidir ve hep öyle kalacaktır.” 

YORUM EKLE