Yanlış çözümle adadaki barış ortamı bozulmamalı 

Tarihi belgeler 1878’den sonra ülkemizde,  aralıklarla toplumlar arası çatışmalar olduğunu göstermektedir.
1957 toplumlararası çatışmalardan sonra kurulan ve sadece 3 yıl yaşatılabilen 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde de silahlı çatışmalar olmamakla birlikte, iki halk arasında rekabet, sürtüşme ve bir biri üzerinde üstünlük kurmak çabası vardı.
Barış harekatı sayesinde 1974’den sonra her iki halkın da barış ve huzur içinde yaşama olanağına kavuştuğu inkar edilemeyen bir gerçektir.1974 öncesi ve sonrasındaki durum dikkate alındığı zaman, iki halkın yan yana yaşamasının en ideal seçenek olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda halen barış  ve huzur içinde yan yana yaşayan iki halkın, hiçbir gerekçe ile yeniden birleştirilerek çatışma riski altına sokulması, iyi niyetli bir uyulama olamaz. 
Atamız Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ ilkesi, yurt içinde barış, sükun, güven içinde yaşamayı, ayni zamanda uluslararası barış ve güvenliği hedef alır.
 Son yıllarda orta doğunun kan gölüne dönüştürülmesine karşın, Kıbrıs’ta asırlardan beri bir biri  ile çatışan iki halk, Türkiye sayesinde  1974’den sonra barış içinde yaşamaktadır.
Normalde Kıbrıs’ta iki halkın barış, uyum, huzur ve işbirliği içinde yan yana yaşaması kimsenin karşı çıkmaması gereken güzel bir idealdir.
                Yaşanan deneyimlere ve bazı yabancı devlet adamlarının bile, Kıbrıs’ta barışı sağlayan şimdiki iki bölgeli modeli başarılı bir örnek göstermesine karşın, Rum ve içimizdeki yandaşları yeniden birleşmeyi, eski günleri dönüşü ve böylece barışın bozulması yönünde yoğun faaliyetler içinde bulunuyor.
İşin acı ve ibret verici yanı; ülkemizde sözde solcu, barışsever, hürriyetçi ve ilerici geçinen bazı kişi ve kuruluşlar da, adadaki huzur ve barışın bozulmaması ve sürdürülmesi yerine,  eskiye dönüşe yol açacak birleşmeyi savunuyor.
Öte yandan uzun vadeli çıkarları nedeniyle adanın Yunanistan’a bağlanmasını ve  Türkiye’nin adadan uzaklaştırılmasını isteyen batılı emperyalistler ile güdümlerindeki kuruluşlar da iki halkı birleştirerek barışı bozmaya çalışıyor.
KKTC’de bazı siyasiler ile bunların güdümündeki STÖ’ler ile kuruluş ve kişiler de, Rumların bizimle birleşmeye razı edilmesi için, tüm taleplerinin kabulünü ve anlaşma yapılamasını barış olarak gösteriyor.
Ancak yaşanan acı deneyimlere ve  son müzakerelerde verilen korkunç ödünlere rağmen, Rum tarafının dayattığı koşullarda  birleşmeyi savunanların, barışa hizmet etmediği aşikardır.
 Bir çok kişi gibi ben de KKTC’de bazı siyasiler ile onların güdümündeki STÖ ve kişilerin, zamanla Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkleşmesini, kökleşmesini istemedikleri için, her koşulda birleşik çözümü destekledikleri görüşündeyim.
Ancak Rum tarafının dayattığı birleşmenin kabulü; 1974’den sonra sağlanan barışı bozacak ,göçe, sefalete, acılara, çatışmalara  zemin hazırlayacak. Bu sonuçtan da, halen her koşulda birleşmeden yana olanlar da zarar görecektir.
Bu nedenle ‘barış’ diyerek, halen mevcut olan kalıcı barışı bozmak çabasında olanlar, çok geç kalmadan kötü bir çözümde başımıza gelebilecek felaketleri dikkate almalı ve daha sorumlu davranmalı. 
 Barış sloganı atarak birleşmek için eylemler yapanlar, artık gerçekleri görmeli ve ’barış’ diyerek barışı bozmağa çalıştıklarının farkına varmalı.
Tüm halkımıza; mutlu,  huzurlu ve barış içinde daha nice bayramlar dilerim. 

YORUM EKLE