Yüksekçe bir yerde

Güzelyurt Ovası
 
Yürürken yüksekçe bir yerde durdum ve gözlerimi insanların şekillendirdikleri 
şeylerde gezdirdim.
 
Kırmızı toprak yollar, portakallıkları rüzgârdan saklamak için dikilmiş kamışlıklar, bir veya iki derenin sularını toplayan rezervuar, üst tarafındaki büyük ağıl ve çoban barınağı, arı kovanlarına ev sahipliği yapması için düzleştirilmiş bir tepe ve ekinler, ekinler, ekinler…
 
İnsan ayağı basmadan önce buraları acaba nasıldı? Elli bin yıl önce burada dursam ne görecektim, ne duyacaktım? İçime çektiğim hava ne kokuyor olacaktı?
 
İnsanın şekillendirdiği; dünyaya hâkim olan ölçüsüz gücün şekillendirdiğinin şekillendirilmesidir.
 
O güç toprağı itip kıtaları ortaya çıkardı, denizlerin içinde adaları yükseltti ve düzlükleri yukarı itip göğe değen dağlar yarattı.
 
Bu güç silkinebilir, verdiği şeklin üzerine kurulan şekilleri, sinirli bir boğanın rodeoda üzerinde tutunmaya çalışan kovboyu silkeleyip savurduğu gibi, sertçe, başka şekillere sokabilir.
 
İnsanın inşa ettiği her şey, mülkü sandığı ama gerçekte kendinden başka kimseye ait olmayan, şeklini o ölçüsüz gücün verdiği düzlüklerin ve yüksekliklerin üzerine kuruludur.
 
*
 
Astronotların, uluslararası uzay istasyonuna varıp üzerlerindeki uzay giysilerini çıkardıktan sonra yaptıkları ilk şey, pencereye gidip dünyaya bakmak imiş.
 
Sanırım bir insanın içinden dışarı çıkıp kendini uzaktan seyretmesi ne ise (ki böyle bir şey olmamıştır) dünyadan çıkıp gezegene 400 kilometre yükseklikten bakması da odur.
 
Kişi, yeryüzünde iken kendini bir ülkeye ve millete ait hisseder. Uzaydan görünen dünyada ülkeler ve milletler yoktur. Gezegen, üstündeki ve içindeki her şey ile bir bütündür. Ve bu bütünün içindeki her şey birbirine bağlıdır.
 
Uzaya giden her astronot, değişik bir insan olarak geri döner. Bu değişikliğin nedeni, dünyayı yükseklerden böyle bir bütün olarak görmek, üzerinde taşıdığı sayısız canlı cinsinin onu ne kadar ünik ve kırılgan yaptığını anlamaktır. 
 
İstatistiksel olarak olanaksız görünse bile dünya, üzerinde canlı barındıran tek gezegen olabilir. Uçsuz bucaksız güneş sisteminde bu kadar bol canlıya sahip tek yer olduğuna dair ise şüphe yok.
 
 
*
 
Yeryüzüne uzaydan bakmak düşünceleri bu kadar etkilerse uzay teleskoplarından birinde olmak ve kâinatı, ışık yılları ötesinde yıldızların doğmasını ve ölmesini izlemek acaba neler düşündürürdü?
 
İçinde yaşadığımız kozmos, anlaşılması ve anlam verilmesi imkânsız, ama sevilmemesi ve hayran kalınmaması mümkün olmayan bir yerdir.
 
Ona karşı bu hisleri duymak için o kadar da uzağa gitmeye gerek yoktur, aslında, biraz düşünecek olursanız.
 
 
NOT: Gelecek Salı gününe dek tatilde olacağım. Okuyucularımın da güzel bir bayram tatili geçirmesini dilerim.

YORUM EKLE