AKP ağırlıklı siyasî iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi’ni belediyeler üzerinden çökertme ve son mahallî seçimlerde CHP’ye kaybettiği belediyeleri kaba saba ve hileli yoldan geri alma operasyonlar zincirinin son büyük halkası Bursa Büyükşehir Belediyesi (BBB) oldu. Bilindiği gibi, BBB Başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanarak görevden alınmasının ardından Belediye Meclisinde yapılan ve CHP’nin boykot ettiği oylama sonucunda AKP’li bir üye başkanvekili seçildi.
AKP’nin daha önceki belediye gaspı örneklerinden bildiğimiz bu hokus-pokus yöntemine artık şaşırmıyoruz ama bu gelişme sonrasında AKP sözcüsü Ömer Çelik’in yaptığı ironik açıklamaya temas etmeden de olmaz. AKP’lilerin her zamanki alışılmış pişkinlikleriyle tutarlı olarak, bu sürecin tamamen anayasal ve demokratik olduğunu iddia edenen Çelik, CHP’nin bu ele geçirmenin antidemokratik olduğu yolundaki eleştirilerine cevap sadedinde bir kere daha öteden beri dillerine pelesenk ettikleri ‘’millî irade’’ söylemine başvurdu. Nitekim Çelik’e göre, bu sonuç ‘’milletin verdiği irade neticesinde’’ortaya çıkmıştır. Sadece CHP’lileri değil bütün yurttaşları aptal yerine koyan pişkinliğin bu derecesine pes doğrusu!
Muktedirlerin pervasızca yaptıkları her haksızlık ve hukuksuzluğu örtmeye hizmet eden ve zaman zaman zulmün mağdurlarının bile gözlerini bağlamaktan başka bir işe yaramayan ‘’millî irade’’ denen efsaneyi siyasî lügatımızdan çıkarmadığımız sürece medenî ve adil bir siyasete erişme şansından hep uzak kalacağız maalesef!
Kaldı ki, ‘’millî irade’’ teriminin anlamlı olduğunu varsaydık bile bu olayda ona başvuranın AKP’liler değil CHP’liler olması gerekirdi!
Bu arada CHP’nin son günlerde içine girdiği ‘TBMM’de boşalan milletvekillikleri için ’ara seçim’’ arayışı da sonuç vermeyecek gibi görünüyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in iddia ettiğinin aksine, burada asıl mesele siyasî değil, hukukîdir. Anayasa’nın 78. maddesi ‘’ara seçim’’ kurumunu ihdas etmiş olmakla beraber, herhangi bir sayıda milletvekilliğinin boşalması durumunda (bugün 8) ara seçim yapılmasını zorunlu kılmamaktadır. Bu maddeye göre, genel seçimden 30 ay geçtikten sonra ara seçimin zorunlu olması için boşalan üyeliklerin sayısının ‘’üye tamsayısının yüzde beşini’’ (30 milletvekilliği) bulması gerekir. Bugün bu sayıya ulaşılmış olmadığına göre, CHP ara seçim için bir önerge verse bile Millet Meclisi’nde AKP ve MHP oylarıyla bu önergenin reddedilmesi Anayasaya aykırı olmaz.
Bu yazıda temas etmek istediğim bir konu da dış politikayla ilgili. İki gün önceki gazetelerde iktidarın küçük (cüssesi küçük ama anlamı büyük) ortağı MHP’nin dış politikada tuhaf bir arayış içine girdiğine dair bir haber vardı. Buna göre, MHP AKP’ye Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki dönemde de devam etmesi için dış politikanın rotasının Rusya-Çin eksenine çevrilmesini şart koşmaya hazırlanıyormuş. Eğer doğruysa, Devlet Bahçeli ‘’Rusya ve Çin’le yeni bir işbirliği zemini’’ oluşturulmasını, dahası ‘’Ankara’nın Moskova ve Pekin’le ortak program geliştirmesi’’ni istemiş. Hatta MHP’nin bir genel başkan yardımcısı Bahçeli’nin talimatıyla Moskova’ya giderek bu yöndeki tekliflerini Rus yetkililere iletmiş. Aynı kişinin açıklamasına göre, öngörülen Türkiye-Rusya-Çin ittifakı ‘’sadece güvenlik [açısından] değil, ekonomik olarak da önemlli bir güç olacak’’mış.
MHP’li zat bu ekzantrik öneriyi ‘’Rus yetkililere’’ gerçekten iletmiş ise, bunu partisinin büyük ortağının (cumhurbaşkanı Erdoğan’ın) bilgisi dahilinde yapmış olmalıdır. Ne var ki, NATO üyesi bir devlet olarak Türkiye’nin rakip bir uygarlık havzası içindeki devletlerle bir güvenlik ittifakı arayışının saçmalığı bir yana, siyasî olarak ta Türkiye’nin kendisine Rusya-Çin ekseninin otoriter dünyasında yer bulmaya çalışması akıl kârı değildir. Malum, bu ikiyle siyasî ve iktisadî olarak iyi ilişkiler kurmak istemekten çok daha fazla bir şeydir bu.