Geçmişte de her seçim döneminde, kamu kaynaklarına dayanarak siyasi güç elde etme çalışması yapılıyordu. Ancak hukuk devleti değerleri o denli erozyona uğradı ki artık bu iş, halka açık toplantılarda bizzat Başbakanın huzurunda yapılıyor. Özgür Gazete’nin önemli bir habercilik örneği yaşatarak yansıttığı bu olay, hangi siyasi görüşten olursa olsun, demokratik hukuk devleti değerlerine önem veren her kesimin açık tepkisini çekmesi gerekir.
Olayın özü şu. Devletten okullar için ihale ile hademe alma işini kazanan bir taşeron, düzenlediği bir toplantıda bu işe girecek insanların da olduğu bir yerde, Başbakanın da bulunduğu bir ortamda, resmen istihdam için insanlardan, Başbakan Ünal Üstel’e oy atmalarını istiyor. Yani iş rüşveti ile oy talep ediyor. Bunu da kamu işi için alacağı ödenek üzerinden yapıyor. Üstelik bu rüşvet teklifi, bizzat söz konusu imkanı verecek olanın huzurunda yapılıyor. Ayrıca Seçim Yasaklarına beş değil, üç kala bu pervasızlık yapılıyor. Yani Seçim Yasakları öncesi “Rüşvetle” işi bağlama çabası açıkça yapılıyor. Bu sözleri de izleyenler indinde inandırıcı kılmak için daha önce 10 kişilik kadrolu işe alma listesini hazırladığını ve bunu da Başbakan gerçekleştirdiğini söylüyor. Seçim öncesi bu söylendiğine göre, en yakın yaşanmış seçim, Cumhurbaşkanlığı Seçimi idi. Bu sorgulanmalıdır.
Çünkü Seçim ve Halk Oylaması Yasası’na göre oy için; kişisel veya zümresel istihdam ve maddi menfaat vaadi yapmak suçtur. Üstelik bu Fasıl 154 Ceza Yasası Kapsamında, Ceza Yasasının 102. Maddesi bağlamında, kamu hizmetinde görevli kişinin veya aday konumundaki yetkilinin, bir başkasına iltimas yapmak vaadiyle doğrudan veya dolaylı menfaat önermesi, istihdam vaadi ile oy desteği sağlamaya çalışması suçtur. Bunun 4 yıla kadar hapislik cezası var. Bu teklifi pervasızca yapan kişi, bunu bizzat en üst düzeydeki siyasi kamu görevlisi olan Başbakanın huzurunda yaptı. Oda buna itiraz etmedi. Peki, bu açık suç işlenmesine dönük olarak YSK, Savcılık, Polis ne yapacak? Kocaman bir hiç mi? Peki bundan sonra biz, hukuk devletiyiz diye iri iri laflar yapan tüm bu yetkililer, bu durumu görmez, duymazsa; artık o iri iri lafların ne inandırıcılığı kalır? Çünkü artık “dingil koptu”.
Eskiden bu işi yapanlar, “çalacakları minareye kılıf uydurmaya” özen gösterirlerdi. Şimdi yasa dışılığı açıkça yapıyorlar. Buna karşı tedbir alınmaz, yasal soruşturmalar yapılmazsa; artık kimse kanun dışı işlere, kanun dışıdır diyemeyecektir. Yani hukuku ayaklar altına almaya davetiyeyi; bu ciddi yanlışa karşı tepki ve tavır almayanlar çıkarıyor. Böylece güneyin sahte devlet sözlerine bunlar, resmen inandırıcılık sağlıyor. İşin özeti budur. YSK, Savcılık, Polis olayı incelemelidir.
Minareyi kılıfsız götürmek
Paylaş