İnsanın doğduğu günde aklına tek gelen şey verdiği hayatın mücadelesidir. Gündüzün mavisinde, gecenin karanlığındaki yıldızların ışıltısında acaba gökyüzüne nasıl iz bıraktım diye düşünürsünüz. Bugün günlerden 19 Eylül. Şahsım için tam da böyle hissettiğim bir ruh halinin içindeyim. Nasıl geçti bu kadar yıl sorusu eminim herkesin kafasını meşgul eden en önemli konuların başında gelir . O yüzden kendi portremi çizmek galiba benim için bugün daha kolay olacaktı. İşte sizlere kendimi bulacağınıza inandığım küçük bir hayat mücadelesi.
Tek bir çizgide yürümekten ziyade her virajda yeniden doğmak
Hayat, tek bir dümdüz çizgide yürümek değil; her adımda yeni bir anlam aramak, her virajda kendini yeniden inşa etmektir. Dönüp geriye baktığımda; mücadeleyle harmanlanmış, turizm ve eğitimle şekillenmiş, nota ve kelimelerle zenginleşmiş dolu dolu bir ömrün izlerini görüyorum. Turizm ile beslenen bir ömür. Her şey turizm ve otelcilik sıralarında başladı. Aslında on altı yaşında dönemin en popüler otellerinden “ Celebrity Hotel “ ilk adımı . Daha sonrası Lapethos otel. İkisinde de hem çalıştım, hem yönettim. Bana göre otelciliğin beyni olan yerden yani ön bürodan yetişip, işletme disipliniyle harmanlanan bu yolculuk; lisans, yüksek lisans ve doktora basamaklarını tırmanarak akademinin en üst noktasına, profesörlüğe kadar uzandı. Bir zamanlar orada çalışan genç bir kişi iken, yaklaşık on beş yıl sonra Cahteau Lambousa otelin restorasyon ve renovasyonunu üstlenen tecrübeli bir kişiye büründü. Bu arada on sekiz ay Colony Otel Direktörü Frederick Heiss danışmanlığı güzel , önemli günlerdi .
Otel açılışları ve otelcilik sektörü
Geçmişte genel koordinatörlüğünü yaptığım o dönemin ismiyle Malpas Otel “ şimdiki “Chamada “ tecrübeyi kazanmamda çok önemli bir kapı açtı. Otel öncesi açılışlar ve süreçleri” preopening “ daha sonra açılış ve yönetim süreçleri bir turizm insanı için otelcilik anlamında deneyimleyeceği ve kazanacağı en büyük tecrübedir diyebilirim. Girne Amerikan Üniversitesi’ndeki öğrencilikten, en son Rektör Yardımcılığı deneyiminden bugün Akdeniz Karpaz Üniversitesi Rektör Vekilliği görevine uzanan bu akademik serüven, sadece unvan biriktirmek değil; yüzlerce gence dokunmak, onlara vizyon aşılamak ve geleceği inşa etmekti. Kolay değildir hem çalışmak hem okumak. Bunu en iyi bilenlerden biriyim diye düşünüyorum. O gençlerin eğitim hayatları süresince ve sonrasında bir meslek sahibi olduklarında sizlere duydukları sevgi, saygı ve inanç ödüllerin en güzelidir. Bu arada tam 28yıl geride kaldı. 1996 yılında başlayan üniversitede eğitim verme hayali, bugüne kadar insan kazanmanın, biriktirmenin en önemli zenginlik olduğu felsefesiyle yola çıkarak alnımız ak, acısıyla tatlısıyla yavaş yavaş ellili yaşların ortasına gelmiş bulunmaktayım. Cahit Sıtkı Tarancı’nın sözleri geliyor aklıma “ Yaş Elli dört yolun yarısı eder Dante gibi ortasındayız ömrün “ Keşke öyle olsa . Eğitim camiasından sanat camiasına, siyasetten çocukluğa kadar, gençlik yıllarına kadar uzanan bu serüveninde hep iyi insan olabilmek en önemli felsefe idi.
Akademik teori ve pratiğin uyumla birleşmesi
Akademinin teorik dünyasını hiçbir zaman hayatın pratiğinden ayırmadım. On yıl boyunca aralıksız yazılan gazete köşe yazıları, beş yıl ekranlarda sürdürülen televizyon programları, ulusal ve uluslararası platformlarda yayınlanan makaleler… Dünya Turizm Örgütü, Dünya Konaklama Eğitim Birliği ve Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası temsilinde üstlenilen rollerle, adamızın turizm potansiyelini dünyaya anlatmak en büyük gayem oldu. En önemli turizm birliklerinin turizm elçiliği ve başkan yardımcılığı görevlerini yerine getirdim. Burada Kıbrıslı bir Türk olmanın Zorluklarını ve o mecralarda Rumların baskılarını da unutmamak lazım.
Kuzey Kıbrıs’a Adanmışlık
Bu adanmışlık, devlet kademesinde vatana hizmet etme onuruyla taçlandı diye düşünüyorum.. Turizm Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde geçirilen üç buçuk yıla yakın hizmet şeffaflıkla, alın teriyle ve Kuzey Kıbrıs turizm tarihinde kırılan tüm zamanların ziyaretçi ve gelir rekorlarıyla hafızalara kazındı. Devlete ve halka hizmet etmenin, adamızın adını gururla taşımanın huzuru, bu süreçteki en büyük mükâfatım oldu. Ruhun gıdası müzik Ancak insanı tamamlayan, zihnini besleyen bir de ruhun gıdası vardı: Müzik ve edebiyat. Hiçbir zaman belki çok klişe bir kelime olacak ama “ot gibi yaşamayı” yani bana dokunmayan yılan 1000 yaşasın felsefesini hiç önemsemedim. Kendi konfor alanında her zaman bir adım ileriye gitmeyen insanlardan hep uzak durmuşumdur. Genlerimizden gelen müzik DNA’sı, tabii ki çocukluktan sizlerin ruhuna üfleniyor. Müzisyen bir familyanın içindeyseniz İnsan ister istemez o ortam içerisinde büyüyor, etkileniyor ve Allah’ın bahsettiği meziyetler ile en son şeklini alıyor. Yıllar süren müzik tutkusu; yazılan sözlerle, bestelenen melodilerle, albümlerle ve kaleme alınan kitaplarla somutlaştı. Mücadelenin ve yoğun mesainin ortasında müzik, ruhumun en berrak sığınağı ve hayatı anlama biçimi oldu benim için. Bazen moral bozukluklarımda Müzik odama en az iki, üç hafta gitmemişliğim de olmuştur. Ruh kararınca tuşlara dokunmak için içinizden gelmez, üretemezsiniz yani. Bazen de tam tersi olur o karamsar ruh hali çok güzel melodilerin ortaya çıkmasına vesile olabilir. Her ikisini de yaşamışlığım vardır.
Bugün yeni bir yaşa adım atarken; dürüstlükle, tutkuyla ve memleket sevgisiyle dokunan her bir işin gururunu taşıyorum. Hayatın bana öğrettiği en büyük gerçek şu: Gerçek başarı; makamlarda veya unvanlarda değil, geride bırakılan tertemiz bir isimde, üretilen eserlerde ve sevgiyle dokunulan hayatlardadır. Bu hayat serüveninde bana güvenen bir çok büyüğüme, geçmişteki işverenlerime, şimdiki patronum MHP Kütahya Milletvekili Sn. Ahmet Erbaş’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Çünkü biliyorum ki, “turizm hayattır “ ama o hayatı anlamlı kılan, onun içine ne kadar tutku, emek, sevgi ve ruh kattığınızdır.
Esengin Esenyel 2 Gün Önce
SUPERRRR