Meclis'ten geçen 2025-2034 Turizm Master Planı, kağıt üzerinde 16,2 milyon ziyaretçi hedefliyor. Ama yıllık doluluk %35'i geçmezken, REVPAG ve REVPAR alarm verirken, Beşparmaklar Avrupa'nın en büyük ikinci yürüyüş parkuru olmasına rağmen pazarlanamıyorsa, sorun planda değil, ulaşımda ve sahiplenmededir.
Maliyeti düşük ulaşım şart Ada ekonomisi ulaşıma bağlı. Bunu çözmeden dünyanın en iyi planı da işe yaramaz. Geçtiğimiz Ocak ayında Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe giren 2025-2034 Turizm Master Planı, turizmin anayasası olarak lanse edildi. Hedef net: 2024'te 2,2 milyon olan deniz ve havayolu ziyaretçisini 2034'te 4,8 milyona çıkarmak.
Peki soruyorum: Çok sahiplenilmesi için adım atıldı mı? Turizm paydaşları sahiplendi mi? STK'lar sahiplendi mi?
Cevap ortada. Bugün otelcinin en çok konuştuğu iki rakam var: REVPAG (misafir başına elde edilen gelir) ve REVPAR (oda başına gelir). İkisi de düşüyor.
Neden? Çünkü denklemin başında hata var:
Deniz ve havayolunda yetersizlik ve fahiş maliyet, maaşlar, enerji, yiyecek-içecek ve pazarlama giderlerindeki kontrolsüz artış ve yıllık doluluk oranlarının %35'i geçmemesi. Bu handikapla ayakta kalmak mümkün değil.
Hal böyle olunca adanın zengin tarihi dokusu, doğal güzellikleri birer broşür fotoğrafı olarak kalıyor. Alternatif turizm modelleri uygulanamıyor. Potansiyel misafir Akdeniz çanağında daha ucuz, daha temiz ve direkt uçabildiği destinasyona kayıyor.
Kaçan balık büyük
Bakın neyi kaçırıyoruz: Entegre tesislerin aynı casino fasilitelerinde olduğu gibi tamamlayıcısı olması gereken MICE (kongre-konferans etkinlik ), sağlık turizmi, ileri yaş turizmi , eko-agro ve adada yapılabilecek en kolay model olan yürüyüş turizmi. Avrupa'nın en büyük ikinci yürüyüş parkuru Beşparmak Dağları bizde. Ama ön plana çıkmıyor.
Neden? Çünkü o parkura turist taşıyacak ulaşım ve tanıtım altyapısı yok. Sorun sadece ekonomik değil, toplumsal. Ülkede toplumsal barış sağlanamıyor. Ne devlet politikası olması gereken siyasette, ne de ekonomik atılımlarda bir birlik var. Birinin yaptığını öbürü beğenmiyor. Ülke, kendi yerinde sayan, liyakatsiz, iş bilmez kişilerin elinde patinaj çekiyor. O yüzden artık bir olmalıyız.
İster adına ulusal konsey deyin, ister başka bir şey. Adını tam koyamıyorum ama bildiğim tek şey var: Türkiye'nin bize sürekli pansuman yapmak zorunda kalmadığı , kendi ayaklarımız üzerinde duracağımız bir sürece girmek zorundayız.
Çözüm nerede ?
Çözüm; tarımda, küçük sanayide, turizmde, kamuda, eğitimde, sağlıkta, herkesin içine sinecek reformları siyasilere bağımlı kalmadan, her bakanlıkta kuracağımız liyakatli kadrolarla yepyeni bir Kuzey Kıbrıs yaratmak. Master plan anayasa ise, onu uygulayacak liyakatli kadrolar da onun yargısı olmak zorunda. Yoksa bu plan da tozlu raflarda kalır.
Yapılması gerekenler neler ?
Aslında yapılması gereken çok net ve master planın satır aralarında da var, ama kimse yüksek sesle söylemiyor.
Birincisi siyasetin çöplüğü haline getirdiğimiz ve batırma şerefine nail olduğumuz ancak bunlardan ders çıkardığımız KTHY gibi değil de Kamu Özel işbirliği içerisinde uzman kadrolardan kurulu bir filo yaratmak .
Bugün bir turist Londra'dan Larnaka'ya 80 -100 Euro'ya uçarken, Ercan'a aktarmalı ve 350 -400 Euro'ya geliyor. Bu farkla REVPAG'ı da REVPAR'ı da tutturamazsınız. Avrupa pazarına yönelik uçuş teşvikleri kağıt üzerinde kalmamalı, düşük maliyetli havayolu şirketlerine kapı gerçekten açılmalı. Deniz yolu keza aynı; Girne ve Gazi Mağusa limanları sadece yük limanı değil, turizm limanı olarak yeniden düşünülmeli.Girne antik liman benzeri olmayan bir marinaya dönüşmeli .
İkincisi, Beşparmaklar ve ekoagro turizmi markalaştırmak. Biz hala pusulasız , günübirlik bir şekilde devam ediyoruz . Oysa yanımızda duran değer, Avrupa'da eşi benzeri az bulunan bir trekking rotası. Bunun için büyük bütçeler gerekmiyor. İşaretleme, güvenlik, küçük eko-pansiyonlar ve doğru bir dijital pazarlama ile 12 ay turizm dediğimiz şeyin en ucuz ve en samimi hali yürüyüş turizmidir. MICE, sağlık, eko-agro turizmi de aynı mantıkla, entegre tesislerin doluluk açığını kapatacak tamamlayıcı ürünlerdir. Ama %35 dolulukla hiçbir yönetici bu riske girmez.
Ve üçüncüsü, en önemlisi: Liyakat. Benim önerdiğim ulusal konsey fikri aslında bir siyasi koalisyon değil, bir akıl birliğidir. Her bakanlıkta siyasiden bağımsız, o işi bilen insanlardan oluşan bir icra kurulu. Turizmi sadece turizm bakanına, tarımı sadece tarım bakanına , ekonomiyi ekonomi bakanına bırakamayız. Bu ada küçük, hepimiz birbirimizi tanıyoruz. Liyakatli insanlarımız var, ama küstürdük, susturduk.
Kuzey Kıbrıs artık pansuman ekonomisinden çıkıp üretim ekonomisine geçmek zorunda. Türkiye'nin desteği hep bizim için hayati olacak, ama destek bağımlılığa dönüşmemeli. Kendi ayakları üzerinde duran, vergisini kendi üreten, gencini kendi istihdam eden bir yapı kurmadan, ister 2025-2034 planı yapın, ister 2050 vizyonu, hepsi temenniden öteye gitmez. Unutmayalım: Turist sadece güzel otel için gelmez. Huzurlu, öngörülebilir, temiz ve kendine güvenen bir ülkeye gelir.
Tamer Karadeniz 1 Gün Önce
Aman degerli hocamiz, insAllah hasta falan degilsinizdir? Cunku ilk kez bir yazinizda kumar turizmini onermediniz, yuruyelim arkadaslar dediniz.. Sasirttiniz...