Önlem almada geç kalındı

Çevre Mühendisleri Odası’nda 6 yıl süreyle başkanlık yapan Nilden Bektaş, Genç Vizyon aracılığıyla önemli çevre sorunlarına dikkat çekti

Önlem almada geç kalındı
Cemre AKAR
KKTC’nin yeni Başbakanı Tufan Erhürman’ın eşi olan Çevre Mühendisi Nilden Bektaş, üniversite eğitimi sonrasında adaya döndüğü günden itibaren ülkemizin çevre sorunlarıyla yakından ilgilenmeye başladı.
  Bektaş, 2010-2016 yılları arasında Çevre Mühendisleri Odası’nın başkanlığını yaptı. İmar planlarının eksikliğinden yakınan Bektaş, özellikle su kaynaklarının korunması konusunda ciddi uyarılarda bulundu. Bektaş, elektrik santrallerinden yayılan zehirli gazın insan sağlığını ciddi şekilde etkilediğini belirterek, güneş enerjisinin faydalarına dikkat çekti.
   Nilden Bektaş, Genç Vizyon’un sorularını şöyle yanıtladı:
 
  Soru: Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

   Yanıt: 19 Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümünden 2001 yılında mezun oldum. Adaya döndükten sonra  çevre danışmanlık ofisimi kurarak bu alanda hizmet vermeye başladım. 
Mesleği öğrenirken bir taraftan da çevrenizde ne kadar çok çevre sorunu olduğunu görüyorsunuz ve duyarsız kalamıyorsunuz, bu nedenle gerek tahsil hayatım boyunca gerekse de sonrasında çeşitli sivil toplum örgütlerine katkı koymaya çalıştım. 2004 yılında arkadaşlarımla birlikte KTMMOB Çevre Mühendisleri Odasını kurarak çalışmalarımıza hız kattık. Odamız, kurulduğu günden bu yana gerek mesleğin tanıtılması için gerekse de Ülkedeki çevre sorunlarının çözümüne katkı koymak için gönüllülük çerçevesinde  çalışmalarını sürdürmektedir. 
Yıllar boyunca birçok arkadaşımız odamızın faaliyetleri için büyük emekler vermişlerdir.  Ben de 2004 yılından beri odanın çeşitli kademelerinde görev almaya çalıştım. 2010 -2016 yılları arasında ise başkanlığını yürüttüm. Şu anda da elimden geldiğince çevre çalışmalarına her platformda katkı koymaya çalışıyorum. 


Soru: Genel olarak çevre sorunlarını neler olarak özetlersiniz?

Yanıt: Küçük bir ada ülkesiyiz ancak birçok çevre sorunumuz var ne yazık ki.. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı, denizimizi ve diğer bir çok doğal kaynağımızı etkin olarak koruyamıyoruz. Korumak için de planlar yapmıyoruz , politika geliştirmiyoruz, kaynak ayırmıyoruz.. 
Birçok çevre sorunumuz var, sorunlarımızın çoğu  şu anda  çözülebilir boyutta ancak yarın çok geç olacaktır. Bunun da bir çok örneğini yaşayarak gördük maalesef.. Buradan da yola çıkarak en büyük çevre problemimizin planlama eksikliği olduğunu söylemek yanlış olmaz. Birçok alanda olan bu eksiklik ne yazık ki çevre alanında da kendini gösteriyor. 
   Şehirlerimizi planlamıyoruz ya da geç kalıyoruz. Bu da beraberinde çok daha büyük sorunlar getiriyor. 
  Katı atıklarımızın kontrolsüz bir şekilde bertarafı, Atıksularımızın yarattığı kirlilik, Su kaynaklarımızın her geçen gün kirlenmesi ve tükenmesi, Elektrik santrallerimizin yarattığı muazzam hava kirliliği, denizlerimizin kirliliği,  topraklarımızın maruz kaldığı kirlilikler… 
Elbette bu saydıklarım sorunların bir kısmıdır. Şehirlerimizin bölgesel çevre kirlilikleri yanında Özel Çevre Koruma Alanlarının “korunamaması” ve kaçak yapılaşmanın her geçen gün artması doğal alanlarımızı geri dönülmez bir bozulmaya itmektedir.Bu sorunların tümünün temelinde planlama eksiklikleri yatıyor ne yazık ki ...

İmar planlarının önemi 

Soru: Planlama eksiklikleri denince aklımıza öncelikle Girne geliyor. Özellikle son 4-5 yılda hızla artan inşaatlarla yeniden şekillenen Girne şehrimiz sizce çevreye uygun mu gelişiyor? Ülkemizde planlama eksiklerinden biraz bahsedebilir misiniz?

Yanıt: Elbette uygun gelişmiyor. Ve ne yazık ki geri döndürülemez şekilde bölgenin çehresi değiştirilmiştir. 
Ülkemizdeki planlama eksiklikleri bir çok sorun olarak geri dönüyor maalesef.. Bu sorunların önüne de planlama yaparak geçebilirsiniz, yani Ülkesel Fiziki plan ve bölgesel imar planlarıyla.. 1989 yılında çıkarılan İmar Yasası’na göre bu yasanın çıkarılmasının ardından en geç iki yıl içerisinde ‘‘Ülkesel Fiziki Plan’’ın hazırlanması gerektiği halde çok uzun yıllar bu konuda hiçbir adım atılmamıştır. Özellikle, Annan Planı sonrası yaşanan inşaat patlaması ise herhangi bir plan ve program dahilinde yapılmadığı için birçok noktada geri dönüşümü mümkün olmayan ekolojik sorunları da beraberinde getirmiştir. ÜFP 22 yıl aradan sonra 2014 yılında yürürlüğe girmiştir. KTMMOB üyelerinin de etkin olarak çalıştığı ÜFP Bakanlar Kurulu’nda onaylanmış ve hayata geçmiştir.  Bu, çok olumlu bir adım olmuştur ancak ne yazık ki hak ettiği değeri görememiştir. Ülkede alınan hiçbir karara danışılan bir kaynak olamadığı gibi tamamen tavsiye nitelikli bir belge olarak kalmıştır..  ÜFP nın uygulanması için acil olarak çeşitli önlemler alınması gerekmektedir. 
Diğer taraftan bölgesel imar planlarımızda da büyük eksiklik söz konusudur. Ülkemizde  Lefkoşa İmar Planı ve Girne Liman bölgesini kapsayan plan dışında hiçbir bölgede imar planları yapılmamıştır. Gelişmekte olan bölgelere emirnameler hazırlanarak yapılaşmanın önüne geçilmesi amaçlanmış fakat birçok bölge için geç kalınmıştır. Acil durumlarda hızlı düzenlemeler yapmak amacıyla kullanılan Emirnameler geçici planlamalar olup, Emirnamelerin belli bir süre sonra İmar Planlarına dönüştürülmesi gerekmektedir. 
Ancak uzun yıllardır dönüştürülmediği gibi dönem dönem emirnamelerin kaldırılması yada da değiştirilmesi gündeme gelmiştir. Örneğin Girne Beyaz  Bölge Emirnamesi 1993  yılındandan beri yürürlükte olup Girne’nin gelişme baskısı altında kalmaması için çeşitli düzenlemeleri içermesine rağmen defalarca değiştirilmiş, şehrin planlamadan yoksun bir şekilde büyümesine yol açılmıştır. 
Olumlu bir adım olarak ,İçinde bulunduğumuz günlerde Girne –Çatalköy imar planı birleşik kurulda kabul edilmiştir. Planın bir an önce hayata geçmesi son derece önemlidir. Umuyorum ve diliyorum ki bu hareketlenme diger imar planlarının hazırlanmasına ivme katar.


Su kaynakları korunmalı

Soru: Ülkemizde bir türlü tam anlamıyla aşılamayan “su problemi” hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Yanıt: En büyük problemlerimizden biri de ne yazık ki hayati öneme sahip suyumuzun yetersizliğidir. Türkiye’den Ülkemize su getirilmiş olması bir amaç değil, sonuçtur. Su kaynaklarımız azalmıştır , tükenmiştir ve bunun sonucunda da bu proje gerçekleşmiştir. Bu da problemin büyüklüğünü gözler önüne daha net bir şekilde sermektedir. 
Ada Ülkesinde yaşanıldığı bilincinden uzak bir şekilde suyu sonsuz kaynak olarak düşünmek ve su yönetimini planlamamak bugün yaşanılan su sıkıntılarının temel nedenidir. Su kaynaklarımızın  çok sınırlı olduğu uzun yıllardır bilinmesine rağmen  suyu doğru kullanmak adına etkin bir su politikası geliştirememiş olmak ise bunun en büyük nedenidir. 
Gerek tarımda gerekse de evlerimizde kullandığımız su için herhangi bir planlama yapmadığımız gibi, kullanılmış sularımızı, yani atıksularımızı da arıtıp tekrar kullanmıyoruz. Atıksuların tekrar arıtılıp tarımda kullanılmaması hem suya olan talebi artırmakta hem de kirlilik yaratmaktadır. Ülkemizde bazı bölgelerde bu sistemler vardır ancak yeterli değildir. 
AB Kentsel atık su direktifine göre nüfus eşdeğeri 2000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde atık su toplama ve arıtma sistemleri kurmak zorunlu hale gelmiştir. KKTC’de atık su sektöründeki duruma bakarsak, nüfus eşdeğeri 2000 ve üzerinde olan 23 adet belediyeden sadece 5 tanesinde atık su toplama ve arıtma sistemi olduğunu görmekteyiz. 
Su kaynaklarının kurtarılması, korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilir olması adına atılacak adımlar Ülkemiz adına hayati önem arz etmektedir. Türkiye’den gelen suyun en iyi şekilde sevk ve idaresinin yapılmasının yanında kendi su kaynaklarımızın korunması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu suyun sonsuz bir kaynak olduğunu düşünmek, Ülkemizin geleceğini bu suya bağımlı hale getirmekle eş değerdir. Bu nedenle kendi su kaynaklarımızı geliştirme ve koruma hedefiyle hareket etmeli, kendi kendimize yetecek noktaya gelmek için uğraş göstermeliyiz. 
Bir ada ülkesinde yaşadığımızın bilincine vararak doğal kaynaklarımızı ve özellikle kıt su kaynaklarımızı kurtarmak adına acil eylem planları yapmak ve bu konuda yol gösterecek olan Ülkesel Su Politikamızı oluşturmak artık kaçınılmazdır. Su sorununa tek çözüm  mevcut kaynaklarımızı verimli ve doğru şekilde kullanmakla mümkün olacaktır. Projenin; Mevcut su kaynaklarının korunması için yapılacak çalışmalar ile eşgüdüm içerisinde Planlı ve strateji kapsamında çevre öncelikli bir anlayışla sürdürülmesi kaçınılmazdır. 


Elektrik santralleri ve çevre kirliliği

Soru: Teknecik Elektrik Santrali’nin genel olarak çevreye ve o bölgede yaşayan ve çalışanlara etkileri nelerdir?

Yanıt: Bilindiği üzere Ülkenin enerji ihtayını karşılayan iki termik santralimiz bulunmaktadır. Teknecik devlet eliyle , AKSA ise özel vasıtasıyla  işletilmektedir. Ancak ne yazık ki her ikisi de Ülkenin en büyük hava kirliliği kaynaklarıdır. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, bu santrallerde kalitesiz yakıt kullanılması bir diğeri de baca gazı arıtma sistemi olmadan çalıştırılmalarıdır.   Bu durum ise ; birçok zehirli gazın bacalardan atılmasına sebebiyet vermektedir. Santrallerden doğaya salınan  Kükürt Dioksit (SO2), Azot Oksitler (NOx), Karbondioksit (CO), Ozon (O3), Hidrokarbonlar ve  Partiküler Maddeler sağlığımızı çok ciddi şekilde tehdit etmektedir. Ve elbette altını çizdiğiniz gibi çalışanları da  olumsuz etkilemektedir.  
Ayrıca bu gazların bir kısmının atmosfere karışmasıyla asit yağmurları meydana gelmekte ve zehirli gazlar bölgedeki ağaçlara, bitki örtüsüne , toprağa zarar vermekte kirliliğin taşınarak sadece havada değil, su ve toprakta da devam etmesine neden olmaktadır. 2015 yılında Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu, Teknecik Elektrik Santralinde kullanılmak üzere kaliteli yakıt alımına onay vermiştir. Kaliteli yakıt alımı yapılarak sadace kükürt kontrol altında tutulmuş  olup , diğer tehlikeli gazların salınımı engellenmemiştir. Üstelik de bu uygulamanın sadece Teknecik Elektrik Santralinde yapılması da büyük yanlıştır. AKSA Elektrik santralinde baca gazı yıkama tesisi ayni yıl içinde devreye sokulmuştur ancak sistemin tam randımanlı olarak çalışıp çalışmadığı bilinmemektedir. 
Bu sorunların giderilmesi için elbette ki yapılması gerekenler açıktır. Her iki santralde de kaliteli yakıt kullanımı sağlanması ve  baca gazı arıtma tesisinin kurulup çalıştırılması ve denetlenmesi gereklidir. . Ancak bu sistemlerin kurulmasının oldukça pahalı olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle yine altını çizdiğimiz gibi planlama son derece önemlidir. Kaynak yönetimi yaparak kademeli iyileştirmelerle sorunun çözülmesi gerekmektedir Ülkemizdeki kanser vakalarının önemli oranda artmış olması konunun önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. 
Tabikii alternatif enerji üretme yöntemlerinin de düşünlmesi gerekir. Çünkü bir termik santral için ne kadar çevresel önlem alırsanız alın mutlaka çevreye zarar verecektir. Ülkemizde rüzgar gibi dalga gibi enerjilerden ve özellikle güneş enerjisinden daha fazla yararlanabilmemiz gerekiyor. Son zamanlarda güneş enerjisi  konusunda bireysel kullanım arttı bu güzel adımdır, bu enerjinin kazanımının  devlet eliyle de yapılması gerekmektedir.

Çöplerin yakılması tehlikeli

Soru: Ülkemizde hala yaşam bölgesine çok yakın yerlerde yakılan çöplerin insan sağlığını etkileyen zararları var mı?

    Yanıt: Evet katı atık sorunu da bir başka önemli çevre sorunumuz. Sizin de bildiğiniz gibi sorunun yıllardır en büyük parçası olan Dikmen Çöplüğü kapatılarak Güngör Düzenli Depolama Tesisi bir kaç yıl önce açılmıştır. Tesisin açılması sorunun çözümüne önemli katkı koymuştur. Ancak gerek tesisteki eksiklikler, gerekse de alanın dolmak üzere olması sorunun devam ettiğini göstermektedir. Üstelik de tüm çöp alanlarının kapatılması gerekirken sadece Dikmen’e çöpünü döken 9 belediyenin çöp alanlarının kapatılması sorunun halen daha önemli ölçüde devam ettiğini göstermektedir. Katı  atık sorunu ülkesel boyutta halk sağlığını tehdit etmeye devam etmektedir. Çöpler yerel yönetimler tarafından ideal bir şekilde toplanamamakta uygun olmayan şartlarda bertaraf edilmektedir. Üzülerek görmekteyiz ki bir çok Belediye ve köylerimizde dere yataklarına yada gözden uzak bölgelere boşaltılan çöpler kontrolsüz bir şekilde yakılmaktadır. Uzun yıllardır gözler önünde yanan Dikmen çöplüğü gibi kapatılmayı bekleyen ve halkı zehirleyen bir çok çöp alanı vardır. Atıkların vahşi bir şekilde yakılmasıyla birlikte toksik kimyasallar doğaya salınmakta ve birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır.
Katı atık sorunun tüm adanın sorunu olduğu unutulmadan çözüme odaklı çalışmaların yapılması kaçınılmazdır. 

Soru: Sizce KKTC’de sürdürülen bir çevre politikası mevcut mu? Çevre konusunda izlenen politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elbette ki mevcut olduğunu söylemek mümkün değildir. Bunun olumsuz sonuçlarını da yıllarca yaşadık ne yazık ki.. Çevreyi korumak ve geliştirmek keyfi bir uygulama olmamalı , zorunluluk haline gelmelidir. Aslında demek istediğim, çevre yönetiminin değişen hükümetlerin keyfi uygulamalarına kalmaması gerekliliğidir. Örneğin orman alanlarımızın mesnetsiz kararlarla yatırımcılara  verilmesinin önü kapanmalı , kirli yatırımların günü birlik uygulamalarla ülkeye girişinin engellenmesi gerekmektedir. Bu da elbette ki etkin bir çevre politikasının devletin tüm kurumlarına yerleştirilmesiyle  mümkün olabilecektir. Etkin bir politika, Çevre konusunda eksik yasa ve tüzüklerin  çıkarılması , yasayı yürütecek uygulayacak ve denetleyecek sistemin tüm kurumların mekanizmalarına yerleşmesi, caydırıcı cezalar ile “Kirleten Öder Prensibinin” işlemesi, çevre bilincinin artırılmasına yönelik çalışmaların yapılması  ve bu adada yaşayan herkesin çevreyi sahiplenmesi ile mümkün olabilecektir. Unutulmamalıdır ki güçlü bir siyasi irade önderliğinde bu çerçevede yürütülecek bir çevre politikası ;  çevrenin iyileştirilmesini , dolayısıyla da refah seviyemizin yükselmesini  beraberinde getirecektir.


Soru: Son olarak eklemek istedikleriniz?

   Yanıt: Çevre sorunları uzun yıllardır o kadar kronik ve çözülemez hale gelmiştir ki tüm sorunların bir anda çözülmesini beklemek hayalcilikten öteye geçmez, bu nedenle sorunların çözümü için planlama yapmak, vizyon üretmek, politika oluşturmak, kaynak ayırmak  ve zamana yayarak çözüm üretmek gerekir.  
Yıllardır güdülen yanlış politikalar, yasa tanımaz icraatlar , ekonomik kaygılarla verilen yanlış kararlar, günü kurtarmaya yönelik yapılan hatalar sorunları sürekli olarak tetiklemiştir. Çok  önemli bir diğer husus da Çevre, hiç bir zaman tek bir kurumun üstlenmesi ve çözmesi gereken bir konu olarak görülmemelidir.
Hep söyledik ve söyleyeceğiz , çevre yönetimi sadece idarenin yapacağı bir şey değildir. Çevre yönetimi bir bütündür. Bu nedenle gerçek bir çevre yönetimi  Halk ile Yönetenlerin ortak çabası ile mümkün olabilir. Bu nedenle herkesi çevreyi daha çok sahiplenmeye ve çevre yönetiminin bir parçası olmaya davet ediyorum.
Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2018, 12:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER