İzel Seylani, bu coğrafyada yaşayan ve tiyatro eğitimi alan insanların sadece oyuncu olma lüksü olmadığını söyledi

Sanat değer görmüyor

İzel Seylani, bu coğrafyada yaşayan ve tiyatro eğitimi alan insanların sadece oyuncu olma lüksü olmadığını söyledi

Doğuş Özokutan ÇİFTÇİOĞLU
İzel Seylani, 24 yaşında tiyatro kurmuş, 25 yaşında hala süren bir tiyatro festivalini başlatmış. Sadece bu yıl, 2 gölge oyunu yazmış, bu oyunlarla 190 temsil yapmış bir sanatçı.Seylani’nin sanat yaşamı tesadülerle başlamış.
TAK’a konuşan Seylani, yaşamını ve sanatını anlattı. 
Lisenin son yılında Belediye Tiyatrosu’ndan gelen bir teklif işleri biraz değiştirmiş. Bir Antik Yunan Komedyası için dans edebilen şarkı söyleyebilen bir koro elemanına ihtiyaç olmuş. Müzikle ilgilenen ve dans eden İzel’e teklif gitmiş: 
“Böylece Belediye Tiyatrosuna girdim oradaki oyun 24 temsil yaptı. Adana’da bir festivale katıldık Rum tarafında oynadık… Tiyatroyu da sevdiğimi fark ettim. Ve konservatuar okumaya karar verdim. Ama o dönemde Türkiye’de konservatuar yetenek sınavları Ağustos’ta yapılıyordu. İngiltere’deki okulun oryantasyon haftası da Ağustos’ta başlıyordu. Dolayısıyla konservatuvarda yetenek sınavından sonra İngiltere’deki okulun kaydını yapıp başlamam lazımdı. Sonucu beklemeden İngiltere’ye gitmek zorunda kaldım.”
İzel konservatuarı kazandığını İngiltere’de öğrenmiş “Sonuçlar açıklandıktan sonra İngiltere soğuk bir yurt odasından çatı katında annemin mesajına uyandım. Annem, ‘Senin tercihin. Nerede mutlu olacağını düşünürsen orda kal’ dedi, çünkü zor bir karardı. İngiltere’de okumak bizim nesil için ciddi bir şanstı. Ve ben kararımı verdim Türkiye’ye döndüm. Bir günde uçak biletleri alındı. Manchester’dan İstanbul’a, oradan Eskişehir’e, Eskişehir’in girişinde otobüs bozuldu, saat sabah dört, kurak nemli pis bir hava.
Pek güzel bir karşılama olmadı ama sonra çok sevdim Eskişehir’i. Muhteşem bir öğrenci kentiydi.  Okulu birincilikle bitirdim. Okulu, hocaları, sistemi çok sevdim. Sahnede olmayı sevdim. Okulun kütüphanesini çok sevdim.
Kolejde okuduğum için Türkçe kadar İngilizce de biliyordum. Okula Norveç’ten bir davet geldi bu nedenle ben gönderildim. Daha sonra Norveç’ten, Galler’den, Letonya’dan ekiplerin katılımıyla İstanbul’da da bir çalışma yürüttüm.”
Bütün bunları anlatırken şunu da ekliyor İzel: “İngiltere’de okusam da mutlu olurdum. Mutluluk insanın içinde olduğu durumla barışmasıyla ilgilidir.” 
Bu barışma halini daha geniş anlama da taşıyor İzel:
“Bizde yeni mezun tiyatrocular olanaksızlıklara odaklanıyor. Ülkede tiyatro sanatının ideal düzeyde gelişmemiş olması, hak ettiği değeri bulmamasına dair bir önyargı var. Bu alanda para yok, insanlar hak ettiği değeri bulmaz şeklinde bir algı var. Ama bu şartlar aslında bir fırsat. Bir ülkede gelişmemişlik varsa teknik olanaksızlık varsa bunların yolunu açmak için müthiş bir potansiyel de var demektir. Benim yüksek lisanstan sonra Beyarmudu Belediyesi’nde çalışmaya başlamamın nedeni de herhâlde budur.”
Gölgeler ve Suretler’de başrol teklifini sözüne sadık kalmak için reddetti
Konservatuar yıllarında zor bir karar vermek durumunda kalmış İzel. Dönüp bakınca belki de kariyerinin yönünü değiştiren bir karar…
“İran’da bir fırsat yakaladım. Ezilenlerin tiyatrosu tekniğini uygulama şansı… İşkence gören insanlarla atölye çalışması yaptık. Uluslararası bir tiyatro festivaliydi. Çok iyi bir fırsattı. 
 Hatta sonradan yüksek lisansımı da orada ele aldığımız konular üzerine yaptım. Ancak bunun hemen öncesinde Derviş Zaim, Gölgeler ve Suretler için beni çağırdı. Senaryoyu verdi, metni okudum. Ancak İran’a verilmiş bir sözüm vardı. Ve sözümü tutmak durumunda hissettim”
Pişman değil kararından… “İran’daki ortamı görmek farklı kararlar vermemi sağladı. Akademik yönümü değiştirmemi sağladı. İran’dan dönüşte, ilk olarak kimya mühendisliği okumaya gittiğim Manchester’da, tiyatro ve performans üzerine yüksek lisans yaptım.
Aslında bu anlamda ailenin verdiği vizyon çok önemli. Benim sınıfımdaki arkadaşların çoğu reklamlarda oynamak, dizilerde oynamak, ünlü olmak amacındaydı. Ama ben halkçı kökenli bir zihniyetten geldiğim için, Kıbrıs’a gelip bir şeyleri değiştirmek için çabalamayı tercih ettim.”
O döneme baya ses getirdi
İzel’in basına en çok yansıyan işlerinden biri de yine bu değiştirme çabasıyla yola çıktığı, cezaevinde gerçekleştirdiği projeydi:
“2012’de yüksek lisansta bitirme tezimi cezaevlerine tiyatronun rehabilitasyon aracı olarak kullanılması üzerine yaptım. O döneme baya ses getirdi bu proje çünkü bu konuda yapılan ilk projeydi ve gazetelere manşet oldu”
Bununla bambaşka projelerin kapısı açılmış İzel’e: “Yolumuz Gülcan Kulle Yalınca ile kesişti. O dönem Gülcan Hanım Güney Mesarya sosyal tesisleri üzerine bir AB projesini yönetiyor. O proje kapsamında inşaat tamamlandığında AB’ye taahhüt edildi ki bina açılışında bölge halkı bir tiyatro oyunu oynayacak.
Gülcan abla da bu olaydan 5-6 ay önce cezaevi projesinin manşetlere taşınması üzerine benimle bağlantıya geçti. Bununla birlikte Beyarmudu’yla o gün başlayıp bugün 6’ncı yılına giren bir süreç başladı. 
2013 sonlarına doğru Beyarmudu’nda çalışmaya başladım. Belediye başkanı ‘bu tesisin açılışında bir tiyatro oyunu istiyoruz’ dedi. Ben de ‘çok iyi ekipler var birini getirir oynatırız’ yanıtını verdim. Ama Başkan itiraz etti ve ‘hayır halkın oynaması lazım’ dedi. Bunun üzerine sırtıma davulu asıp sokak sokak gezip mani söyleyerek meseleyi duyurdum. Sonra bu işinin köylerde çok tuttuğunu fark ettim. Hala duyuruları bu şekilde yapıyoruz”
“Bu coğrafyada yaşayan ve tiyatro eğitimi alan insanların asla sadece oyuncu olma lüksü yoktur” diyor İzel mesleğinin başında tiyatroculara tavsiyeler istediğimde ve şöyle devam ediyor:
“Total anlamda tiyatro yapmak zorunasınız, tüm gerekleriyle. O yüzden yeni nesillere tavsiyem: oyuncu olmanın yanında tiyatroyu bir sanat alanı olarak benimseyip tiyatronun tüm disiplinlerinde donanımlı hale gelin ve emeğinizi acımadan inisiyatif alın” 


 

Diyalog Gazetesi

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER