banner564
banner556

En önemli sorun bütçe açığı

Milletvekillerinin çoğunluğu ‘erken seçimi’ gerekli görmüyor, Türkiye’den kaynak akışının durmasını ‘farklı gerekçelere’ bağlıyor

En önemli sorun bütçe açığı

Suna ERDEN-Çiğdem AYDIN
   Türkiye’den para akışının durması, 2019 bütçesinin 850 milyon dolayında açık vermesi ve ülke genelinde ekonomik krizin artması nedeniyle erken seçimin gündeme gelebileceğine ilişkin beklentiler, milletvekillerinden destek bulmadı. Diyalog’a konuşan, özellikle koalisyon partilerine mensup milletvekilleri, erken seçimin kaynak israfı olacağını söylüyor ve buna gerek görmüyor.
    Muhalefet kanadına mensup bazı milletvekilleri seçime sıcak bakarken, bazıları ülke sorunlarının çözümünü ön plana çıkarıyor ve hükümet değişikliği olmasından yana tavır koyuyor.
   CTP Milletvekili, Tarım Bakanı Erkut Şahali, CTP Milletvekili Asım Akansoy; UBP Milletvekilleri Faiz Sucuoğlu, Sunat Atun ve Aytaç Çaluda; HP Milletvekilleri Gülşah Sanver Manavoğlu ve Hasan Topal ile YDP Milletvekili Bertan Zaroğlu Diyalog’a önemli açıklamalarda bulundu.
   İşte sorular ve yanıtları:

Soru: İkinci Cumhurbaşkanı Talat ve UBP ile YDP başkanları Türkiye’den para gelmemesi halinde erken seçim olabileceğini söylüyor. Siz ne dersiniz?

Erkut Şahali: Yadırgarım. Seçim demek kaynak israfı demektir. Erken seçim olsun diye Kıbrıs’a kaynak aktarmadığı doğru değildir. Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkiler gayet iyidir. Kaynak aktarılmamasının nedeni Türkiye’de yaşanan sistemsel sıkıntılardır. Türkiye’de merkez ile diğer birimler arasında da teknik sıkıntılar vardır. Ayrıca para gelmezse seçim olur görüşüne de katılmıyorum. Çok güç koşullarda görevimizi yapıyoruz. Dört siyasi parti gece gündüz çalışarak ülkenin menfaatleri için çabalıyor. Bu nedenle durumu en iyi bir şekilde idare etmeye çalışıyoruz.

Faiz Sucuoğlu: Temmuz ayından bu yana bir katkı gelmedi. Bana göre teknik sıkıntılardan kaynaklanmıyor. Hükümet bunu etraflıca düşünmeli. Bütçedeki sorunlardan dolayı işler karışabilir. Ben mart veya nisan aylarında olacaksa bir çatırdama olacağını düşünüyorum. Çünkü önümüzde Kıbrıs sorunu var ve hükümet ortakları bu konuda ayrı görüşlerde. Bana göre Kıbrıs sorunu ile başlayacak çatlağın üzerine bir de ekonomik sorunlar eklenince mart veya nisan aylarında bir sorun olacağını öngörüyorum.

Gülşah Sanver Manavoğlu: Yapısal dönüşüm anlamında ki değişiklikleri ve de protokolde yazan yasa ve uygulamaları hızla gerçekleştirmeye devam edersek; yani ödevimizi yapmayı hızlandırırsak Türkiye’den para akışı başlayacaktır diye düşünüyorum. Zaten bu bahsettiğim uygulamalar ülke olarak kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı sağlayacak olan ve de kaynaklarımızı daha verimli kullanacağımız değişikliklerdir...
Mesela Teknopark Yasası, Ar-Ge Yasası,  Kamu Mali Yönetim Kontrol Yasası, İstatistik Kurumu Yasası, Finansal Kiralama, Faktöring ve Finansman Şirketleri Yasası, Bilişim Suçları Yasası bunlardan bazılarıdır. Ayrıca yeni Kamu Çalışanları ve Belediyeler değişiklik yasa tasarısı da diğer çok önemli büyük yasalardır...
Bunlarla birlikte kendi bünyemizi güçlendirmek için de vergi ve teşvik yasalarında da değişiklik yapacağız… 
Bu görevlerimizi yerine getirdiğimiz takdirde erken seçime gerek kalmayacaktır.

Asım Akansoy: Ülkemizdeki en büyük yapısal sorun, Türkiye ile olan ilişkilerin gerek şeklinden gerekse niteliğinden kaynaklanıyor. Ekonomik ve sosyal sorunları değerlendirdiğimizde, üç yasa çıkmamış, beş yasa eksik kalmış diye bir halkı cezalandırmaya varacak, demokratik düzenini alt üst edecek denli bilinçsiz olunabileceğini düşünmek dahi istemiyorum. 
Kıbrıs Türk demokrasisi on yılda bir aynı gelişmeleri tekrar ve tekrar yaşamak zorunda mı? Bunlar kabul edilebilir değil.
Dörtlü koalisyon bu ülkenin çoğunluğunu temsil kapasitesine sahiptir. Bugüne dek, Türkiye siyasileri ve bürokratları ile oldukça açık ve uygar ilişki kurarak çalışmalarını sürdürmüşler. Kamuyu zarara uğratacak en küçük bir bilinçli icraatta bulunmamışlar. 
Elbette, hatalar, eksikler vardır, olabilir. Bunları biz de kendi içimizde konuşuyoruz, eleştiriyoruz, değerlendiriyoruz. Ancak kamu kaynaklarını peşkeş çeken, insanımızı çalan ve Türkiye’yi zora sokan, şükran edebiyatı ile Türkiye’yi sömüren bir hükümet yoktur karşımızda. Olamaz da. Gayet samimi, bilinçli ve sorunlara çare üretmeye çalışan bir hükümet var.
Şimdi evet, bütçede 851 milyon TL’lik bir açık öngörüsü var. Bunun nedeni, hükümetin tasarruf tedbiri yapmaması mı? Ya da çalıp çırpması mı? Ekonomiyi yanlış yönetmesi mi? Hayır,  Türk Lirasının değer kaybetmesidir. Bu da Türkiye’nin siyasi ve ekonomik durumu ile ilgili bir konu. Peki, bu mali açık nasıl kapatılacak? Türkiye için “fıstık fındık parası” olan bu açığın ve ileriki yıllar için öngörülenler de dâhil, aklıselim bir şekilde değerlendirilmesi, planlanması ve Kıbrıs Türk halkının cezalandırılmaması gerekir.
Çünkü içinde bulunduğumuz şartlar altında kısa vadede olağanüstü gelir getirici hamle yapmamız mümkün değil, diye düşünmekteyim.  Önce önümüzü görebilecek bir desteğin sağlanması ve ardından gerekli hamlelerin yapılması gerekir.
Dolayısıyla mesele, 2016-2018 mali protokolünün hayata geçirilmemesi ise, Türkiye hükümetinin öncelikle yirmi aylık UBP-DP hükümetinin yapmadığı icraatlara bir bakması lazım. Virgülüne dokunmadan imzalarız, gereğini yaparız diye hükümete gelenlerin, attığı imza karşısında sorumluluklarını hatırlatmayanlar, bunun bedelini yeni hükümete ödetmeye mi çalışıyorlar? Devletlerarası ilişki gibi bir söylemin arkasına saklanmayalım, gerçekler ortada.  Neden bahse konu yasaları yapmamalarına rağmen yüksek destek verildi kendilerine? Devletlerarası ilişki UBP olduğunda geçerli değil mi?
Bunun cevabı var mı?
2019-2021 protokolü hükümet tarafından hazırlandı ve bekliyor. Peki, neden görüşülmüyor? Kişisel değerlendirmem, ortada teknik bir sorunun olmadığı şeklindedir.
Ve Türkiye ile aramızdaki sorunun kaynağı ne yazık ki, yukarda bahsettiğim yapısal sorundur. Ve sorunun ana kaynağı siyasi değil, bürokratik aklın yanlış yönlendirmeleridir. Bunu pratikte de yaşadık, biliyoruz. 
Dolayısıyla bu hükümet, Türkiye ile sağlıklı, dürüst ve haysiyetli bir ilişki kurulabilmesi açısından önemli bir şanstır. Bunu Türkiye hükümetinin de iyi değerlendirmesini arzularım.

Suna Atun:  Sayın Maliye Bakanı Serdar Denktaş,  bütçe açığı olduğunu belirtti. Bunun nasıl kapanacağını söylemedi. Öngörüde bulunmadı. Bütçe içerisinde neye dayandığı belli olmayan rakamlar var. Ekonominin canlanması için başta yatırım olmak üzere ekonomik faaliyetler gereklidir. Bunlar için ise kaynak şarttır. Hükümet 2018 yılında Türkiye’den kaynak almadan yerel gelirlerle yerel giderleri karşıladı. Ancak güçlü bir ekonomi için iyi ekonomik atılımlar şarttır. Kaynak gelmeyince de bunları yapmak mümkün değildir. Bu hükümete Türkiye’den para gelmeyeceği açıktır. Bu nedenle hükümetin istifa etmesi halka yönelik en dürüst açılım olacaktır. Bu nedenle Talat ve Tatar’ın görüşüne katılıyorum.

Hasan Topal: Erken seçim tahminim yok. Ufukta görünmüyor. Bütçe ile alakalı bir erken seçim olmaz. Seçim halk iradesidir. Halkta böyle bir istek görünmüyor. Türkiye’den neden kaynak akışının durduğunu bilmiyorum. Ancak, eğer gerekirse Türkiye her zaman yanımızda olur. Bizi ortada bırakmaz.

Aytaç Çaluda: Mevcut bütçe ile hükümetin işi biraz zor görünüyor. Türkiye’den kaynak akışı da yok.  Bizim parti yetkili kurulları erken seçim ile ilgili bir karar almamıştır ancak başkanını ve tüm yetkili organlarını yenileyen partimiz erken seçime en hazır olan partidir.

Bertan Zaroğlu: Biz YDP olarak 7 Ocak seçimlerinden çıktığımız günden itibaren erken seçim istiyoruz. 6 parçalı bu meclisten istikrarlı bir icraat hükümeti çıkmayacağını gerekçeleri ile defaatle dile getirdik. Nitekim 10 aylık bu Hükümet ortaya koydukları ile bizi haksız çıkarmadı Tıpkı bir geçiş hükümeti gibi suya sabuna dokunmadan birbirini incitecek icraatlardan kaçınarak ayları heba ettiler. Reformdan kaçındılar. Böylece reform bekleyen Türkiye Cumhuriyeti’nden para gelmesinin önünü tıkadılar. Üstüne üstlük hükümet içindeki bazı partiler ve milletvekilleri Türkiye’yi incitecek bir üslupla tabanlarına mesaj vermeye kalktılar. Sonuçta para gelmedi bu gidişle gelmesi de zor görünüyor. Bu durumda erken seçim kaçınılmaz görünüyor.

Ne düşünüyorlar?

Soru: Seçimlerden bu yana sadece bir yıla yakın zaman geçti. Erken bir seçime nasıl bakarsınız? Gerek sizin açınızdan gerekse ülke açısından getirisi, götürüsü ne olur?

Erkut Şahali: Ülkenin kaybı anlamına gelir. Bu hükümetin karşılaştığı yığınla zorluk oldu. Erken seçim şu anda görev başındaki hükümetin sarsılması anlamına gelir. Erken seçim değil erken çözüm peşinde olmalıyız. Sorunların çözümü için çareler üretmeliyiz. Biz dört parti olarak, elimizden geleni en iyi şekilde yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

Faiz Sucuoğlu: Bana göre tartışılması gereken şey, erken seçimden ziyade halkı nasıl bu ekonomik krizden çıkartabiliriz olmalıdır. Meclisteki aritmetik içerisinde başka alternatifler doğabilir. Erken seçim 6 aylık zaman kaybıdır. Bu ekonomi 6 aylık bir geçiş sürecini kaldırabilir mi?.. Demokrasilerde çarenin tükendiği yerde erken seçim yapılır.  Bu bizim elimizde değil, dörtlü koalisyonun vereceği bir karardır. Kendileri karar verecek. Koalisyon bozulursa başka alternatifler değerlendirilir.  

Gülşah Sanver Manavoğlu: Ülkemizin başına ne geldiyse istikrarsızlıktan ve plansızlıktan geldi. Bu statükoyu artık kırmak gerekmektedir ve de erken seçim buna yardımcı olmaz. KKTC’ ye erken seçim kötülüğünü bir daha yapmamak gerek, çünkü hem maddi hem manevi ülke kaybedecektir. Olası bir erken seçim daha da ekonomimizi geriye götürecektir ve huzursuzluk ortamı yaratacaktır. Zaten mevcut secim sistemine ufak tefek dokunuşlar yapmadan bu imkânsız görünüyor. Diğer taraftan başkanlık sistemi de düşünülmeye başlanmalıdır...

Sunat Atun:  Mevcut hükümet ile devam etmek Kıbrıs Türk halkına vakit kaybettirir. Ekonomik manada da ciddi derecede zarardır. Sık sık seçim yapmaktansa siyasetin doğru değerlendirilmesi lazım. Erken seçim başka uzlaşı olmadığı takdirde en son çare olarak düşünülebilir. 
Asım Akansoy:  Erken seçim benim için bir anlam ifade etmiyor, var olan kriz karşısında bir anlamı yok. Toplum olarak bizim var olan durumla “artık” yüzleşmemiz ve sorunları çözerek yol almamız gerekiyor. Bugün ana muhalefetin, toplumun sorunlarına çare olacak bir formülü mü var? İşte görüyoruz. Eski çaresiz söylemleri devam ediyor. 
Demokrasinin bir gereği olarak mı seçime gidilecek, yoksa Türkiye’den en çok para alabilecek parti için mi seçime gidilecek? Birincisi, kendi kendini yöneten bir toplumdur, ikincisi alt yönetim. İkincisinin bedeli çok büyük olur, bu kaçıncı!
Dolayısıyla seçimden öte bizim kendi kendimizi yönetme adına, ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz bunu düşünmemiz, buna kafa yormamız gerekir. Mesele budur. 
İroniye bakınız, kimileri son zamanlarda Kıbrıs sorununda Federasyon olmasın, Konfederasyon olsun diyor ama bunun anlamını idrak edecek davranışlardan da geri duruyor. 
Bu görüntü çok üzgünüm ama bizi ciddi anlamda geriletiyor. Dünya karşısında hiç de iyi bir imaj çizmiyoruz.

Hasan Topal: Bana göre erken seçime gerek yok. Seçimler halkın isteği doğrultusunda yapılır. Hükümette vazgeçmeyeceğine göre seçim olmayacaktır. Bana göre gerekte yoktur.

Aytaç Çaluda: UBP görevden kaçmaz eğer hükümet bozulursa öncelikle UBP başkanlığında güçlü ve istikrarlı bir hükümet kurulmasından yanayım. Ancak tüm seçenekler tıkanırsa erken seçimden asla kaçmayız ve buna hazırız. Ülke açısından sadece bütçemize bir külfet olacak ama ülke seçimden sonra istikrara ve tek başına bir UBP iktidarına sahip olacak ve tüm ülke kazanacaktır. Benim açımdan bir kayıp değil kazanç olacağını düşünüyorum. 

Bertan Zaroğlu: Seçimler demokrasinin vazgeçilmezidir. Kimsenin millete erken seçimi öcü göstermesi doğru değil. Gerekirse istikrarlı bir hükümet kuruncaya kadar erken seçim tekrarlanabilir. Yunanistan bunun en güzel örneğidir. Önemli olan ülkeyi düzlüğe çıkaracak istikrarlı bir hükümetin kurulmasıdır. Dayatma hükümetler ülkeye sadece zarar verir. Bakın icraat yapamayan bu hükümet Türkiye’den gelmiş olan milyar liralık kaynağın önünü tıkadı. Oysa o para bu ülkeye gelseydi şu anda ekonomik krizin boyutu bu kadar büyük olmazdı.


Ya seçim olursa?

Soru: Erken seçim olursa siz yeniden aday olur musunuz?
Erkut Şahali: Şu anda ufukta seçim görmüyorum. Seçim olduğu zaman ortaya koyduğumuz performansa göre değerlendirme yapılacaktır. 

Faiz Sucuoğlu: Düşünüyorum, evet. Başka beklenmedik bir sıkıntı olmazsa.

Gülşah Sanver Manavoğlu: Aday olup olmamam konusunda şu an bir şey söyleyemem, o zamanki konjektüre göre karar veririm artık diye düşünüyorum...

Asım Akansoy: Gündemimizde erken seçim olmadığı için, adaylık değerlendirmesi içerisinde değiliz.

Sunat Atun:  Elbette aday olmayı düşünüyorum. 
Hasan Topal: Eğer bir olası erken seçim olursa aday olmam halkın takdirine bağlı. Halktan öyle bir talep olursa olurum. 
Aytaç Çaluda: Evet kesinlikle adayım
Bertan Zaroğlu: Milletvekili maaşına yada statüsüne ihtiyacım yok fakat canımdan aziz bildiğim devletime ve gönülden bağlı olduğum milletime hizmet vermek için daha yolun başındayım diye düşünüyorum. Bu sebeple Allah nasip ederse, sağlığım elverirse seçimlerde tekrar aday olmayı düşünürüm tabi. YDP olarak daha yeni ısındık. Muhalefeti öğrendik. Şimdi sıra iktidar olmaya geldi. 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner582

banner471

banner581

banner473