'Hayır' derim

Yıllarca Akıncı ile omuz omuza yürüyen deneyimli siyasetçi İsmail Bokurt, garantilerin devamını içermeyecek bir çözüme karşı olduğunu söyledi

'Hayır' derim
Çiğdem AYDIN
Kıbrıs Türk siyasetinin önemli isimlerinden, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan önce Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin (TKP) genel başkanlığını yapan İsmail Bozkurt, garantilerin devamını içermeyecek bir çözüme karşı olduğunu söyledi. Bozkurt, “Türkiye’nin garantörlüğünü içermeyen bir çözüm planına hayır derim” ifadelerini kullandı.
Garanti ve İttifak Anlaşmaları’ndan geri adım atılmaması gerektiğini söyleyen Bozkurt, yakın bir zamanda referanduma gidilemeyeceği öngörüsünde de bulundu.
Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin kurucularından ve eski siyasetçi İsmail Bozkurt, Kıbrıs müzakereleri hakkında Diyalog’a önemli açıklamalarda bulundu.
Olası bir anlaşmada ilk dikkat edeceği hususun Türkiye’nin garantörlüğü olacağına vurgu yapan Bozkurt, Kıbrıs’ın güneyinde EOKA B’nin faaliyetlerinin ELAM örgütü tarafından sürdürüldüğünü ve bunun da Kıbrıslı Türkler için büyük tehdit oluşturduğunu, bu sebepten dolayı da Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünden vazgeçilmesinin mümkün olmayacağını kaydetti. 

Soru: Garanti sistemi değişecek gibi görünüyor, Türkiye'nin sadece Kıbrıslı Türklerin garantörü olması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Tek kelime ile çok yanlış olur. Garanti ve İttifak Antlaşmaları’nın ikisini tek düşünmek gerekiyor. Sadece Kıbrıs Türkilerini korumak değil, 1960 sistemini ve o sistem içerisinde Türk varlığını korumak için vardır. Ancak bu anlaşmaların çok başka bir anlamı da, Lozan’da Türkiye’nin Akdeniz’le ilişkileri büyük oranda koparıldı. Zürih- Londra Lozan’ı önemli anlamda değiştiren ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz dengelerinde önemli bir güç sağlayan bir unsurdur. Garantileri de bu kapsamda değerlendirmek lazımdır diye düşünüyorum. Çoğu kez deniyor ki Türkiye Kıbrıslı Türkleri korumak için buradadır. Hayır! Bu tek başına böyle değildir. Türkiye çapındaki bir devletin de Doğu Akdeniz’deki bu dengeler üzerinde kazandığı bir hakkı bir bırakması çok akla yakın gelmiyor. Söylenildiği şekilde bir şey olursa ve Türkiye de bunu kabul ederse ben şaşarım. Böyle bir güce sistemsel anlamda kavuşmuş bir devlet böyle bir güçten vazgeçer mi onu bilemiyorum. Türkiye’nin zaten denizleri kapatılmış, Ege kapatılmış Kıbrıs yönüyle de kapatılırsa bu sadece milli güvenlik açısından değil kıta sahanlığı açısından doğacak sıkıntılar da başka bir konu. Kıbrıs Türk tarafının bu tutumu kabul etmesine de şaşarım çünkü bu realitedir. Bunu söylemekten, konuşmaktan, çekinmememiz gerekiyor. Bizim bu dünyada tek müttefikimiz var o da Türkiye’dir. Bu gerçekleri bertaraf edip başka şeylere sağmanın bir anlamı olmasını ben doğru bulmuyorum. ‘Yalnız Kıbrıs Türklerini Türkiye garanti etsin’ söylemi de değil, bunu ortaya atan isim Glafkos Kleridis’tir. Yani bu yeni bir şey değil yıllarca Rumların tezlerinden biriydi ve hiç kale alınmadı şimdi alınması bana göre şaşırtıcı olur. 

Soru: Böylesi bir durumda Doğu Akdeniz'deki haklar, Güneyden çıkacak petrolden vaz mı geçiliyor? 

Cevap: Tabii ki. Türkiye’nin garantörlük hakkı bütün Kıbrıs üzerindedir ve bu bütün Kıbrıs üzerinden doğan hakkı hasebiyle diğer konularda taraf olabiliyor. Eğer sadece Kuzey’in olursa bu haklarından feragat ediyor demektir. Tabi nasıl yazılacak nasıl formüle edilecek onu bilemiyorum, görmek lazım. Eğer dengeleri koruyacak bir formül bulunursa olabilir. Ama salt bu şekilde olacaksa bu akla yakın değil.

Soru:  Konuşulan tek taraflı garanti bizim için yeterli olacak mı? 

Cevap: Kesinlikle yeterli değil. Bir kere fiili burada bir askeri güç kalmazsa garantinin hiçbir anlamı kalmaz. Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nın ikisi de bir bütündür. Biri genel anlamda hukuken garantörlük hakkını veriyor, diğeri fiili durumu yaratıyor. İkisini birbirinden ayıramazsınız. Zaten buraya gelinceye kadar Amerikalılar ve buraya gelip giden dış diplomatlar bu formülü geçmişte bizimkilerin karşısına getirdiler. Hatta Türkiye’ye de götürdüler. Eide’nin kendisi de bu teklifi getirdi. Ya garanti anlaşması kalsın ya İttifak anlaşması kalsın diye yani ikisi bir arada olmasın denildi. Bunun birinin kalkması tümünü sıfırla çarpma anlamındadır. Başka da bir anlamı yoktur. 

Soru: Anastasiadis'e göre 1960 Anayasası da Rumlar lehine iyileştiriliyor, Annan Planı'nda karşı çıktıkları tüm maddelerin de iyileştirildiğini belirtiyor. Hayır'ın mükâfatı bu, Evet'in de cezası mı oluyor? 

Cevap: Eğer gerçekten öyleyse, evet. Rum tarafında çıkan haberler doğrultusunda manipülasyonlar var ama eğer gerçekten böyleyse Kıbrıslı Türkler çok geriye gider demektir. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nden de geri, Annan Planı’ndan da geri bir noktalara gitmişsek çok fazla geriye gittiğimiz anlamını taşır. Bu bende endişe yaratır. 

Soru: Sayın Akıncı ile aynı çatı altında siyaset yaptınız, bu endişelerinizi ona anlattınız mı hiç?

Cevap: Sürekli iletecek bir diyalog mekanizmamız yok. Özellikle göreve yeni başladığında bir takım diyaloglarımız oldu ben bunları anlattım zaten yazıyorum. Akıncı da benim görüşlerimi biliyor. Ama bu tür konuları tartışabileceğimiz kurulmuş bir diyalog mekanizmamız yok.

Soru: Rum basınında verilen beyanatlara ve araştırmalara göre 100 bin Rum’un çözüm sonrası geri dönüp Kuzeye yerleşecekleri belirtiliyor. Bu sakıncalı bir durum mudur? 

Cevap: Bu durum kesinlikle iki bölgeliliği sulandırır. Bizim aslında iki kesimlilik ve iki bölgelilik konusunda çok kesin olmamız gerektiğini düşünüyorum. İki halk ayrılmış, bir savaş olmuş şu veya bu şekilde birbirlerinden ayrı bir düzen kurmuşlar. Neden ısrarla birleşmeye çalıştırılıyor? Ben bunu anlamıyorum. Şimdi olası bir Federal Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği’nin de üyesi olacak. Olursa eğer ve şartlar da oluşmaya başlar karşılıklı ikametler olacak. Olmayacak demiyorum, ama bırakınız o da iki halk birbirlerine karşılıklı güven duyduktan sonra olsun. Yani zorlamayla iç içe geçirmek ilerde özellikle mülkiyet konusunda sıcak çatışmalara neden olur. Çünkü mal canın yongasıdır. İşte sadece bu nedenle bile garantörlük hakları önemlidir. Bir çözümle birlikte zorla iki halkı birbirinin içine sokulması akıllıca değil. Rum kesiminin bu ısrarını da tamamı ile intikamcı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Yani 20 Temmuz’u kabullenmeme, onu kırmak için de ne gerekiyorsa yapma eğilimidir.

Soru: Olası bir referandumda ilk olarak hangi konuyu inceleyeceksiniz? Sizin hayır diyebileceğiniz hangi unsurlar var? 

Cevap: Ben referandum olacağına inanmıyorum. Çünkü tüm konularda anlaşılmış olması gerekiyor ve görüyorum ki hayati konularda bir ilerleme yok. Ama diyelim ki oldu, ilk bakacağım husus hayati husustur, yani Türkiye’nin etkin ve fiili garantisidir. Bu olmazsa hangi avantajları olursa olsun ben ‘hayır’ derim. Çünkü güven yok ve Güneyde hala başta kilise olmak üzere, EOKA B faaliyetleri de ELAM ile sürdürülüyor. Bu eğilim bir siyasal noktaya taşındı, kimse bana bunun dostane olduğunu anlatamaz. Çünkü bugünlere Kıbrıslı Türklerin nasıl geldiğini biliyorum ben, biz bir varlık mücadelesi verdik. Soykırımlara karşı kim yardım etti? İngilizler mi, Amerika mı, Avrupa mı? Hiçbiri! Tek müttefikimiz Türkiye yanımızda oldu. Onu da artık Rumlar 15 Temmuz Yunan Cuntası gerçekleşmeden yapamadı. Olası bir anlaşmada Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinde değişiklik olursa ben hayır derim, diğer maddelere bakmam bile. 

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2016, 09:41

Diyalog Gazetesi

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER