Rum oyununa tepki yağdı

Garantileri dışlayan ‘Roma kararı’ ve Rum Yönetimi’nin, Yunanistan’la birlikte adanın tümünü kapsayacak şekilde doğal gaz anlaşmaları yapmasına KKTC’den tepki yağdı

Rum oyununa tepki yağdı
Çiğdem AYDIN 
Güney Akdeniz Ülke liderlerinin İtalya’nın başkenti Roma’da gerçekleştirilen toplantısında, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin ‘garantileri dışlayan’ bir karar alınması, ayrıca Rum Yönetimi ile Yunanistan arasında bugün imzalanması beklenen ‘denizlerin birleştirilmesi’ anlaşması, KKTC’deki birçok yetkilinin tepkisine yol açtı.
   Meclis Başkanı Sibel Siber, İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu ve deneyimli siyasilerden İsmail Bozkurt, Rum tarafının, doğal gaz konusunda Kıbrıslı Türkleri dışlama hakkı olmadığını bildirdi.

Siber:Güvensizlik derinleşiyor

   Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber dün yaptığı açıklamada, Rum tarafının izlediği siyaset nedeniyle güvensizliğin derinleştiğini belirtti. Siber şöyle dedi:
   Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, özellikle son yaşanan süreçte de görüldüğü gibi iki toplumun varlığına ve eşitliğe dayalı bir çözüm modelini benimsememiş ve müzakere sürecinin çökmesine neden olmuştur. Müzakerelerin kopmasının esas nedeni olan Kıbrıs Türk Halkının hak ve iradesini bu hiçe sayma tutumunu ise her platformda sürdürmeye devam ettiklerini üzülerek gözlemlemekteyiz. 
Son olarak 10 Ocak 2018 tarihinde Roma'da, AB Üyesi Güney Avrupa Ülkeleri Zirvesi'ndeki üye ülkeler, Rum liderinin önerisiyle garantilerin tamamen ortadan kalkacağı bir çözüme destek yönündeki ortak mutabakata imza koydular.  
Kıbrıs’ta yaşayabilir ve adil bir çözüm arzuladığını her fırsatta ifade eden Avrupa Birliği’ne üye ülkeler tarafından, Kıbrıs Türk Halkının iradesini yansıtmayan bu tek taraflı karara imza atılması, adil olmadığı gibi güvensizliği derinleştirmekte ve çözümsüzlüğe çanak tutmaktadır. 
AB'ye üye ülkelerin, halkımızın garantiler konusundaki düşüncesini ve güvenlik endişesini dikkate almaksızın, temsiliyetimizin ve söz hakkımızın bulunmadığı platformlarda aldıkları yanlı kararlar kabul edilemez olup, AB ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. 
Diğer yandan GKRY, Yunanistan’la imzalayacağı “Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması” ile deniz yetki alanlarını adanın tek sahibi gibi davranarak kendi leyhlerine sınırlandırmayı hedeflemektedir. Bu durum, Kıbrıslı Türklerin bu alandaki haklarını tamamen yok sayma girişimidir. 
Çözüm arzusunu her fırsatta dile getiren Rum lider, özellikle seçime giderken tüm dünyaya aslında nasıl bir çözüm arzuladığı mesajını gayet açık vermektedir. Rum lider Anastasiadis’, Crans Montana’da dile getirdiği “sıfır garanti” isteğini, Roma Zirvesi’nde ortak mutabakata çevirmiştir. 
BM'nin, bölgede gerilimi artıran , çözümü sabote eden, Kıbrıslı Türklerin haklarını hiçe sayan  bu tür  ard niyet taşıyan tek taraflı Rum girişimlerine ve mutabakatlara gerekli hassasiyeti gösterceğine inanır, Rum lidere bu girişimleri engelleme çağrısında bulunmasını ümit ve arzu ettiğimizi belirtmek isterim.”


Eroğlu: Bu ortaklık pek çok şeyi anlatıyor

3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Rum-Yunan ikilisinin hedeflerinin  Kıbrıs adasını Yunan hegemonyası altına almak olduğunu söyledi. Eroğlu, bölgedeki Rum-Yunan-İsrail ortaklığının pek çok şeyi anlattığını da kaydetti.
Niyetlerinin bölgedeki doğalgaza sahip çıkmak ve doğalgaz, petrol ticareti için büyük öneme sahip olan Kıbrıs’ı yutmak olduğunu belirten Eroğlu, “Dolayısı ile Kıbrıs Türk Halkı ve Türkiye’mizi önemli bir süreç beklemektedir. Bu süreçte KKTC’de güçlü, istikrarlı hükümetlerin görev yapması lazımdır” diye konuştu.
Eroğlu, şunları söyledi: 
   “Rum tarafı bizimle devlet yetkisini paylaşmak istemiyor. Rum-Yunan ikilisinin hedefleri Kıbrıs adasını Yunan hegemonyası altına almaktır. Temel hedefleri Türkiye’yi Kıbrıs’tan çıkarmak bizleri Türkiye’nin desteğinden mahrum etmektir.  Bölgedeki Rum-Yunan-İsrail ortaklığı pek çok şeyi anlatıyor inancındayım. Niyetleri açıktır: Bölgedeki doğalgaza sahip çıkmak ve doğalgaz, petrol ticareti için büyük öneme sahip olan Kıbrıs’ı yutmaktır. Dolayısı ile Kıbrıs Türk Halkı ve Türkiye’mizi önemli bir süreç beklemektedir. Bu süreçte KKTC’de güçlü, istikrarlı hükümetlerin görev yapması lazımdır.”
Rum tarafının kendilerinin haklarını hiçe sayarak Doğu Akdeniz’de doğal gaz arayışlarını devam ettirdiğini, buna yanıt verilmesi gerektiğini ifade eden Eroğlu, Türkiye’nin çok doğru bir adım atarak bir sondaj gemisi aldığını, bu sondaj gemisinin gezinti için alınmadığını, Türkiye ve KKTC’nin haklarının mutlaka korunacağının herkese gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Ekonomik olarak da KKTC’nin yeni bir atılım sürecine girmesinin şart olduğunu dile getiren 3. Cumhurbaşkanı Eroğlu,  şöyle konuştu:
 “Türkiye Başbakan Yardımcısı Sayın Recep Akdağ çok doğru bir yaklaşımla ‘Kıbrıs Türk Halkı’nın kişi başına düşen milli gelirini 25 bin dolara yükseltmeyi hedeflediklerini, bunun olması halinde Kıbrıs konusunun kendiliğinden halledilmiş olacağını’ söylemiştir. Bu, benim yıllarca Anavatan Türkiye’ye anlatmaya çalıştığım ve başarmak için uğraştığım noktadır. Kıbrıs Türkü ekonomik olarak güçlü olursa Rum tarafı ile anlaşma olsun da nasıl olursa olsun yaklaşımında olanların  propagandaları sonuçsuz kalacaktır. Ekonomi için de istikrarlı ve güçlü hükümet şart.”

Talat: Doğalgazda hakkımız var
2. Cumurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ‘Denizlerin Birleştirilmesi Anlaşması” ile ilgili bilgisi olmadığını ancak doğalgazda Kıbrıslı Türklerin Rumlar kadar eşit statüde hakları bulunduğuna dikkati çekti.
Talat, şöyle dedi:
“Şu anda bu ‘Denizlerin Birleştirilmesi Anlaşması’ ile ilgili metin bilgimiz yok anlaşmanın içeriğini değerlendirmek doğru olmaz. Ama bu konuda defalarca uyarılarda bulunduk. Doğalgazda Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıslı Rumlar kadar eşit statüde hakları vardır. Bunu yok sayarak gerek Yunanistan ile gerek diğer ülkelerle anlaşma yapması kendisini haklı hale getirmez. Sonuçta Kıbrıslı Türklerin haklarını teslim etmek zorundadır ve bunun için Kıbrıs Türk tarafı ve doğal olarak Türkiye’de, hele Türkiye’nin kendi iddiasının da olduğu parsellere yönelik olarak sessiz kalmasını beklememelidir. Bugün büyük gürültüler çıkmıyorsa yarın bunun bu şekilde devam edeceğini düşünmesin Anastadiadis. Biraz da seçim nedeniyle olsa gerek Anastasiadis’in bu tarz girişimleri yapması. Çünkü sonuçta çok kalmadı seçime.”
Kıbrıs Türk tarafının konuyla ilgili sessizliğini seçimlere bağladığına işaret eden 2. Cumhurbaşkanı Talat, şu ifadeleri kullandı:
“Bizim tarafın sessizliğini seçime bağlarım Başbakan dahil çünkü herkes hükümete konsantre oldu. Onun beklentisi içinde. Bir de tabi her yapılan şeye tepki göstermek ille de gerekir mi onu bilmiyorum. Bu tepkiyi illa ki basın yoluyla yapmak gerekiyor mu ondan da çok emin değilim. Bana göre tepki diplomatik kaynaklardan yapılmalıdır.  O konuda sanırım Cumhurbaşkanlığı düzeyinde gerekli girişimler yapılmaktadır tahmin ediyorum sadece. Ama yapılmadıysa da yapılması gerekir.” 

Bozkurt: Rumlar fırsatları iyi kullanıyor
Araştırmacı Yazar İsmail Bozkurt da Diyalog muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlarken,  Kuzey Kıbrıs’taki seçimler nedeniyle politikanın bambaşka bir mecraya girdiğini belirtti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin fırsatları çok iyi değerlendirdiğine işaret eden Bozkurt, “Rum tarafı, her zamanki gibi fırsatları çok iyi kullanıyor, bizdeki bu sessizlik tepkisizlik ve özellikle de Türkiye’nin son dönemlerde kendi müttefikleri ile olan çelişkisini uzlaşmazlığını da fırsat olarak kullanıyor. Ancak ne olursa olsun buna tepkisiz kalınamaz” dedi.
İsmail Bozkurt şunları söyledi:
“Maalesef bizde politika özellikle bu seçim döneminde bambaşka bir mecraya girdi. Hepimiz gördük ki Kıbrıs sorunu hiç konuşulmadı, aslında Kıbrıs Sorununun konuşulmaması çok kötü bir şey değil. Çünkü Kıbrıs sorununun halkın birinci gündemi olmadığını ve bizim geleceğimizin yalnız o konuya bağlı olmadığını gösteriyor. Yalnız bunun karşılığında Rum tarafı her zamanki gibi fırsatları çok iyi kullanıyor. Bizdeki bu sessizlik tepkisizlik ve özellikle de Türkiye’nin son dönemlerde kendi müttefikleri ile başta ABD olmak üzere olan çelişkisini uzlaşmazlığını da fırsat olarak kullanıyor. Ama tabi ki öne olursa olsun buna tepkisiz kalınamaz kalınmaması gerekir anında buna çok sert yanıtların verilmesi gerekir. Gerek bizim buradan Cumhurbaşkanlığından, Parti Başkanlarından, Meclise kadar hükümete kadar.”
Hükümetin halen görevde olduğunu ve konuyla ilgili karar verebilmesi gerektiğini belirten Bozkurt, benzer şekilde Türkiye’nin de tepkisini koyması gerektiğini dile getirdi.
Bu konuda hiç kimseden ses çıkmamasını ilginç olarak nitelendiren Araştırmacı –Yazar İsmail Bozkurt, “Tuhaf bir durum. Tepkisiz kalma mümkün değil. Şaşkınım” dedi.
İsmail Bozkurt, şöyle dedi:
“Hiç kimseden ses çıkmaması da ilginç, Başbakan meydanda yok, nerde isterse olsun farketmez ki.  Tamam  yeni bir seçim oldu yeni bir parlamento oluşacak ama yani bu devletin durması anlamına gelmez ki. Devletsen eğer ki öylesin bu devletin Başbakanı vardır, Meclisi vardır o duyarlılığı varlığı göstermeleri lazım. Tuhaf bir durum, her şey sanki bu seçim oldu. Her şey sanki nasıl bir hükümet kurulacak, kimler bakan olacak yani bu değil ki Devlet olmak egemen olmak. Bu sadece Münhasır Ekonomik Bölge ile değil. Rum tarafı Avrupa Birliği’nde Güney ülkelerinin zirvesinde Garantisiz, Sıfır Asker , Sıfır Garantili bir model hazırlıyor. Ve diyor ki ‘Türkiye buna alışacak.’ Bunları hazmedebilme kabul etme, tepkisiz kalma mümkün değil şaşkınım.” 

Burcu: İlişkiler sabote ediliyor 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, Türkiye’nin bünyesine kattığı yeni sondaj gemisi Deepsea Metro-2’nin gerekli ön hazırlıkları tamamlandıktan sonra fiili aşamaya geçerek Akdeniz’de kazı çalışmalarına başlayacak olmasının yaşanan gelişmelerin doğal sonucu olduğunu vurguladı.
Burcu yazılı açıklamasında, Türk - Yunan ilişkilerinin gelişmesini de sabote etme pahasına Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiades’in yanlış tutumundaki ısrarı ve son günlerde Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin söz hakkını yok sayarak Kıbrıs’ın kuzeyindeki deniz alanlarında Yunanistan ile tek yanlı olarak sözde Münhasır Ekonomik Bölge koordinat belirleme çalışması gerçekleştireceklerini söylemelerinin, adayı ve bölgeyi yeni gerginliklere sürüklediğini kaydetti.
“Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu sorumsuz ve tek yanlı girişimlerinin ister seçim nedeniyle, ister başka bir nedenle olsun telafi edilemez hasarlara yol açabileceğine” dikkat çekilen açıklamada, Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarının korunması yönünde adımlar atılmasının kaçınılmaz bir hal aldığı kaydedildi.
Kıbrıs’ın etrafında bulunan doğal kaynakların ortak zenginlik olduğuna işaret edilen açıklamada, BM Genel Sekreteri’nin de ilgili raporlarında ifade ettiği gibi bu zenginliklerin her iki toplumun da yararına olacak şekilde, işbirliği içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın öteden beri bunun önemine vurgu yaparak gerek müzakere masasında siyasi olarak, gerekse özel bir komite kurularak meselenin teknik olarak ele alınmasını talep ettiği anımsatılan açıklamada, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiades’in bu çerçevede yapılan tüm önerileri reddettiği hatırlatıldı.
Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2018, 12:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER