banner564
banner556

Zaman daralıyor

Kayıp Şahıslar Komitesinde çalışanlar, kentsel yapılaşmanın çalışmaları her geçen gün daha da zorlaştırdığını, şahitlerin öldüğünü söylüyor

Zaman daralıyor

Doğuş ÖZOKUTAN
Her mesleğin kendi içinde zorlukları vardır. Ama bazı meslekler her gün insanların çektiği acılarla yüz yüze gelmeyi gerektirir… Kayıp Şahıslar Komitesi’nde çalışanlar da böylesi bir iş yapıyor.
Sürecin ilk halkası, hatta bir anlamda lokomotifi araştırma bölümü. Araştırmacılar olası kazı yerleriyle ilgili bilgi almak için ziyaretler gerçekleştiriyor. Araştırma Koordinatörü Yağmur Elbolay ekip olarak soruşturma teknikleri konusunda İngiliz Polis Teşkilatından eğitim aldıklarını anlatıyor.
Erbolay, şahitlerin yaşananları hatırlaması için elinden geleni yapan bu ekibin, şahitlere örneğin o gün duymuş olabilecekleri sesler ve kokular hakkında spesifik sorular sorduklarını söylüyor.
İki binden fazla ismin olduğu bir listede, hangi dosyanın araştırılacağına nasıl karar veriliyor? Erbolay buna, “Kesinliği en fazla olan bilgiyle başlıyoruz” diye yanıt veriyor.
Bu noktada en kesin bilgi göz şahidinden alınan bilgi oluyor. Hangi dosyanın inceleneceğine karar verildikten sonra araştırmacılar gidecekleri köyle ilgili çalışma yapıyor, son görülme yerleri ve civar bölgelerdeki kayıplar üzerine çalışıyor.
Dosyalarda isim varsa öncelikle bu isimlere gidiliyor, eğer yoksa rota köyün yaşlılarına, köy kahvelerine dönüyor.

“Şahit profili çok önemli”
“Şahit profili çok önemli” diyor Erbolay, doğru kişiye doğru araştırmacıyı göndermenin hayati olduğunu anlatıyor. Şahidin “dilinden anlayacak” kişinin görevlendirilmesine büyük önem veriliyor. 
Bazen görüşmelerde bilgi vermeyen kişilerin, gece yatağa yattığında duyduğu vicdan azabından sonra ertesi sabah kendilerini arayıp bilgi verdiğini anlatıyor Erbolay…
Araştırma görevlisi olmak zor bir iş. “Oturduğumuz yerden kovulduğumuz da olur, kapıyı yüzümüze çarpan da olur… Travmatize oldukları için agresifleşir de” diyen Erbolay, yine de pes etmeden araştırmaya devam ettiklerini belirterek ve şunları söylüyor: “İşimizi yaparken zorlansak da kayıpları ailelerine teslim ettiğimizde yaşadığımız rahatlama buna değer.”

Baranhan: Rum meslektaşlarımızla birlikte çalışmak öğretici
Kazı Koordinatörü Gülseren Baranhan’ın arkeolojiye merakı, çocukken ailesiyle yaptığı gezilerde, dağın yüksek yamaçlarında deniz kabukları bulmasıyla başlamış. Bu alanda eğitim alırken KŞK gibi bir yerde çalışacağı aklına gelmemiş hiç… Zaten arkeoloji eğitimi alırken insan kemiğiyle pek de karşılaşmadıklarını anlatıyor Baranhan. Ancak KŞK’da çalışan arkeologlar kendilerini adli arkeoloji alanında da geliştiriyor.
Baranhan’ın işi, araştırma süreci tamamlandıktan sonra başlıyor. “Kazılacak alanın ve şahit bilgilerinin olduğu bir evrak hazırlanır. Önce biz bu evrakları alıp, araştırmacı ve iş sağlığı ve güvenlik koordinatörü ile kazılacak bölgeyi ziyaret ederiz” diye anlatmaya başlıyor süreci. Bu noktada hangi makineyle, hangi metotla kazı yapılması gerektiğine karar veriliyor, güvenlik sorunları ele alınıyor…
Kazının yapılacağı yerin limitleri de bu ziyaretlerde belirleniyor, belirlenmiş limitler içinde ne derinlikte kazı yapılacağı şahitlerin ifadelerine göre değil, bilimsel metotlara göre kararlaştırılıyor, doğal toprak yüzeyine kadar inilerek, şüpheye mahal kalmaması sağlanıyor.
Şu ana kadar kayıp listesindeki isimlerin neredeyse yüzde altmışı kimliklendirildi… Baranhan, bunun benzerlerine göre oldukça başarılı bir rakam olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ancak zamanımız daralıyor… Yıllar geçtikte şahitler ölüyor, kentsel yapılaşma işimizi zorlaştırıyor…

Engin: Kayıpların bulunmak istediğine inanırım
Bulunan örnekler kazı bittikten sonra ara bölgedeki Antropoloji Laboratuvarına iletiliyor. KŞK Antropoloji Laboratuvarı Koordinatörü İstenç Engin, gelen kalıntıların hemen kayıt altına alındığını ve laboratuvara transfer ediliş sırasına göre çalışılmaya başlandığını anlatıyor.
Laboratuvardaki iki toplumlu ekip birlikte çalışıyor. Antropoloji ekibinin amacı antropolojik analiz yapmak. Bu kapsamda önce bir biyolojik profil çıkarılıyor.
Bulunan kemiklerin bir kadına mı yoksa bir erkeğe mi ait olduğunu tespit etmek, yaş aralığı, ortalama boy uzunluğu, dişleri, kırık kemikleri, kıyafet gibi detaylarla kimlik tespitine yardımcı olmak antropoloji ekibinin işi.
Engin de diğer iş arkadaşları gibi, işinin en duygusal tarafının insanlara kalıntıları teslim etmek olduğunu söylüyor.
Kimliklendirme Koordinatörü Gülbanu Zorba, 2006’dan bu yana KŞK’da… İşe ilk başladığında kayıp yakınlarına gidip görüşmeler yapıyor, kayıplarla ilgili bilgileri ve kayıp yakınlarının DNA örneklerini alıyormuş.

Asafhan: Sonu olmayan, acı verici bir bilinmezlik
Psikologlar komitedeki en önemli ve zor işlerden birini üstleniyor. Geçen yıldan bu yana Kıbrıslı Türk Üye Ofisinde psikolojik danışmanlık görevini Sülün Asafhan yapıyor. İnsani işler yapan bir kurumda çalışmanın kendisi için önemli olduğunu anlatıyor Asafhan.
Kimliklendirmenin ardından ailelerle iletişime geçmesi için psikologlara haber veriliyor.
Asafhan, bir telefon görüşmesiyle ailelere bilgilendirme yaptıktan sonra randevu alarak ziyarette bulunduklarını ifade ediyor.
“Ziyarette, uzmanlardan aldığımız bilgileri kısaca ailelere aktarırız, aileye görüş günü isteyip istemediklerini sorarız. Görüş gününe geldiklerinde, tüm birimlerden uzmanlar orada olur, ailelerin sorularına yanıt verirler. Defin organizasyonu sürecinde de kayıp yakınlarına destek verilir”
Peki bütün bunların ötesinde, nedir “kayıp yakını” olmak? “Kayıp yakınları, kayıp şahsın ölümünün doğrulanmış olmamasından kaynaklanan, sonu olmayan, acı verici bir bilinmezlik durumu olarak açıklanabilecek, ‘belirsiz kayıp’ adını verdiğimiz bir durum yaşar” diyor Asafhan.

Çetinsel: Kemikleri incelerken o kişiyi de tanırız bir yandan
Kayıp Şahıslar Komitesi çalışanları arasında da kayıp yakınları bulunuyor. Hatta içlerinde kendi yakınını kimliklendirenler bile var… Emine Çetinsel bu isimlerden biri… 2012 yılından bu yana ara bölgedeki iki toplumlu laboratuvarda çalışan Çetinsel’in dedesi de kayıp listesindeymiş.
Adli bilimler eğitimi alan Çetinsel, bunun dedesiyle ilgili bilinçli bir seçim olduğunu düşünmemiş. “Annemin üzerine çok fazla konuştuğu bir travma değildi” diyor. Ancak geriye dönüp bakınca bu travmanın ailede sessiz bir şekilde hep var olduğunu anımsıyor. 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner456

banner465