Özersay: Yerinde adım

Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşması KKTC’de de yankı buldu

Özersay: Yerinde adım

 Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları anlaşmasını değerlendirdi. Anlaşmayı, bölgedeki dengeleri değiştirecek potansiyele sahip olarak yorumlayan Özersay, “Anlaşma son derece yerinde ve zamanlı bir adımdır” dedi…

Özersay “Anlaşmanın, Rumların attığı adımların ve bölgeye kapatmaya dönük hareketlerinin bertaraf edilmesi sonucunu doğuracaktır” diye konuştu…
Berlin’deki görüşmenin hemen ardından RumTarafı’nın Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerine son vermeye başlamasını istediğini hatırlatan Özersay, “ Türkiye bu uzlaşı ile Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm müzakereleri, benim deniz alanı içindeki sahadaki faaliyetlerime engel teşkil etmeyecektir mesajı verdi” ifadelerini kullandı…
TC ile KKTC arasında 2011’de imzalanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırma anlaşmasını hatırlatan Özersay, anlaşma sonrası, kazı izinleri ve kazıları başlatmayla ciddi bir politika değişikliğine gittiklerini, sahaya indiklerini ve protesto eder durumdan çıkıp dengeyi kurduklarını söyledi…
Özersay anlaşmayı şu beş madde ile yorumladı:

1-Türkiye ile Libya arasında deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin kısa süre önce imzalanan metin son derece yerinde ve zamanlı bir adımdır. Libya-Türkiye uzlaşısı Doğu Akdeniz bölgesinin doğusunda 2011 yılında KKTC-Türkiye kıta sahanlığı sınırlandırması antlaşması ile başlattığımız “bölgedeki deniz yetki alanlarını düzenleme ve haklarımıza sahada da sahip çıkma” adımlarının bir devamı, tamamlayıcısı niteliğindedir. Doğu Akdeniz’in sadece doğusunda değil batısında da sahada olunacağı, bu alanların düzenleneceği mesajı kararlı şekilde verilmiş olmaktadır. Bu adım ve mesaj KKTC olarak bizim bölgedeki doğal zenginliklere dair dış politika yaklaşımımızla paraleldir.

2-Bir süreden bu yana Kıbrıs Rum tarafı İsrail, Mısır ve Yunanistan ile birlikte Doğu Akdeniz’de gerek Türkiye’yi gerekse KKTC olarak bizi deniz alanlarında çevreleyen ittifak ilişkilerine giriyordu. Libya-Türkiye uzlaşması, Doğu Akdeniz’in batı bölgesinde bu çevreleme politikasını bertaraf eden, haklarımıza halel gelmesine neden olacak o alanın bütünlüğünü bozan ve dengeleri değiştirebilecek olan bir adımdır. Türkiye gibi bu bölgede en uzun sahile sahip olan bir devleti buradaki deniz yetki alanlarının dışında tutmayı hedefleyen her türlü adım da böylece sekteye uğratılabilecektir.

3-Doğu Akdeniz’in doğusunda olduğu gibi batısında da Türkiye şimdi bu alanları düzenleyebilecek ve ertesinde de bu yasal zeminde lisans verilmesi, sismik araştırma yapılması ve sonuçlara bağlı olarak kazı faaliyetlerine yönelebilecek, özetle sahada olabilecektir.

4-Burada çıkarılması gereken bir diğer önemli mesaj da şudur: Bu kadar yıldır müzakere süreçleri gerekçe gösterilerek deniz yetki alanları konusunda atılması gereken adımlar hep ertelendi ya da Rum tarafıyla iyi niyetli davranılarak genel bir moratoryum konusunda ilke anlaşmasına varıldı ama sonradan Rum tarafı buna uymayarak çalışmalarına devam etti, fiili durum yarattı. Şimdi bu adımla, Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm sürecindeki gelişmelerden bağımsız olarak denizlerdeki hak ve menfaatlerimiz konusundaki politikanın askıya alınmayacağı mesajı da net şekilde verilmiş olundu. Bir başka ifadeyle bu müzakereler ya da müzakerenin dahi olmadığı süreçler denizlerdeki adımları askıya alma gerekçesi olarak kullanılmayacak mesajıdır.

5-Libya-Türkiye uzlaşısının Kıbrıs Rum dışişleri bakanı tarafından kınanmış olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Rum bakan bunu dilediği kadar kınayabilir. Libya, hele hele Türkiye Cumhuriyeti gibi bu bölgeye bakan en uzun sahile sahip bir ülkenin uluslararası hukukun gereği bu bölgenin dışında bırakılması söz konusu olamaz zaten. Türkiye ve KKTC'nin haklarını yok saymaya çalıştıkları için, murad ettikileri şeyi tersine çeviren bir adım olduğu için, rahatsız olmaları doğaldır.
Bu türden sahada durumu dengeleyici adımlar atılamamış olsaydı bugün bölgedeki gerginlik ihtimali daha bir artmış olacaktı. Bu bölgede herkesin çıkarına olacak olan şey, uzun yıllardır dile getirmekte olduğumuz düşüncedir. Yani bütün ilgili aktörlerin bir araya gelerek doğal kaynaklar konusunda işbirliği yapmaları, bölgesel bir işbirliği mekanizmasının geliştirilmesi ve kurumsallaşmasıdır. Bunun yaratcağı olası karşılıklı-bağımlılık hali, bu bölgede hem barışı hem de istikrarı daha bir mümkün kılacaktır.


Maraş açılımına uluslararası sempati
Öte yandan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, uluslararası toplumun Maraş açılımına içten içe sempati duyduğunu söyledi.
Özersay, ayrıca, Rum tarafının Kıbrıs müzakerelerini Türk tarafını köşeye sıkıştıracak bir araç olarak gördüğünü belirtti.
Bakanlığından verilen bilgiye göre, Türkiye Cumhurbaşkanlığı himayesinde düzenlenen Boğaziçi Zirvesi için İstanbul’a giden Özersay burada CNN Türk’ün sorularını yanıtladı.
Özersay, Berlin’de gerçekleşen gayrı resmi üçlü Kıbrıs görüşmesiyle ilgili şu açıklamalarda bulundu:
“1968’den beri devam eden bir süreç var aslında. 51 yıl oldu, yarım asrı devirdik. Bu tür zirveleri, üçlü toplantıları, beşli zirveleri, Kıbrıs konferanslarını çok yaşadık. Niyeti beyan ettiğiniz zaman aynı şeyi kastediyorsunuz anlamına gelmiyor maalesef. Biz Kıbrıs’ta iki toplumlu iki kesimli federasyon istediğimizde aynı cümleyi söylüyoruz, ama o cümleye dair niyetimiz ve beklentilerimiz Kıbrıs Rum tarafıyla çok farklı.
Birleşmiş Milletler (BM) Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıs Türk toplumuyla yönetimi ve zenginliği paylaşmaya henüz hazır olmadığı saptamasını yapmıştı bu saptama bugün için de geçerliliğini sürdürüyor.
Karşılıklı güvensizlik ortada dururken, taraflar arasında bir ortak vizyon varmış gibi yapmak, 50 yılı aşkın bir süredir ezberlediğimiz cümleleri ve kavramları, ‘siyasi eşitlik, iki kesimlilik, iki toplumluk, federasyon’ gibi kavramları sadece tekrar etmek ve bir niyet beyanı ortaya koymak kulağa güzel bir şey gibi gelebilir, ama Kıbrıs sorununu çözmek için yeterli değil. Sonuç alıcı bir müzakere sürecine ilişkin bir şey de bir tarih, bir takvim, bunun bir referandumla sonuçlanması gibi bir durum da yok.

“Durumu idare etmek için bir enstrüman…”
Maalesef Kıbrıs Rum tarafı, müzakere denilen şeyi, Kıbrıs sorununu çözecek bir enstrüman olarak değil de Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye’yi biraz köşeye sıkıştıracak bir araç olarak kullanıyor.
Bir süreç var ama bir müzakere yok ortada. Müzakereye dair ilk mesajlar verildiği andan itibaren hemen Türkiye’ye birtakım şartlar, ya da Kıbrıs Türk tarafına birtakım dayatmalar yapmaya yöneliyor.
Meselâ, Doğu Akdeniz’de lisans vermiş olduğu yabancı şirketlere, kazılara devam etmesi için dönüp şunu diyebiliyor ‘zaten müzakereler devam ediyor, sıkıntı duymanız gereken bir durum yoktur, bir noktada Kıbrıslı Türklerle anlaşacağız zaten, siz çalışmalarınıza devam edin’. Müzakerelerin istismar edildiği, Rum tarafının müzakereyi sorunu çözmek için bir araç değil de durumu idare etmek için bir enstrüman olarak kullandığı bir durum söz konusu.” 

Diyalog Gazetesi

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER